Güncel

ÇMO uyardı: İzmir'in içme suyu kaynağında 'zehir' riski!

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, 22 Mart Dünya Su Günü sebebiyle yayınladığı açıklamada "İzmir gelecekteki su kaynağı olan Çamlı Baraj Havzasında altın madenciliğinin getirdiği kirlilik riski ile karşı karşıyadır, Efemçukuru maden işletmesinin mevcut hali ile yarattığı kirlilik mahkeme kararları ve bilirkişi raporları ile ortaya konmasına rağmen kapasitesini arttırarak çalışmaya devam etmektedir" ifadeleri yer aldı.

Abone Ol

EGEDESONSÖZ- TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, 22 Mart Dünya Su Günü sebebiyle yazılı bir açıklama yayınladı.

Yayınlanan açıklamada İzmir'in içme suyu kaynağında altın madenciliğinin getirdiği kirlilik riski olduğu belirtilirken "Yeterli suya sahip olamadığı için kilometrelerce ötedeki Gördes Barajı’ndan yüksek maliyet ve işgücü harcanarak su temin etmeye çalışan İzmir; gelecekteki su kaynağı olan Çamlı Baraj Havzasında altın madenciliğinin getirdiği kirlilik riski ile karşı karşıyadır. Efemçukuru maden işletmesinin mevcut hali ile yarattığı kirlilik mahkeme kararları ve bilirkişi raporları ile ortaya konmasına rağmen kapasitesini arttırarak çalışmaya devam etmektedir" ifadeleri yer aldı.

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

"Yaşamın temel kaynağı olan “SU” yun önemine dikkat çekmek amacıyla, 1992 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilmesinden bu yana, her yıl farklı başlıklarla ele alınan 22 Mart Dünya Su Günü’ teması 2026 yılında “Water and Gender" teması ile “su, kadınlar ve cinsiyet eşitliği” odağında değerlendirilmektedir. Özellikle şebeke erişiminin sınırlı olduğu az gelişmiş bölgelerde suyun temini ve kullanımı büyük ölçüde kadınların sorumluluğundadır ve kadınlarca omuzlanan bu yük onların eğitimden iş hayatına kadar pek çok alana katılımını kısıtlayan önemli bir eşitsizlik yaratır. Türkiye genelinde şebeke erişim oranı yüksek olsa da kırsal alanlarda ve afet sonrası dönemlerde bu yük ülkemizde de büyük ölçüde kadınların üzerindedir. Kentimizde 2025 yaz aylarında tasarruf amacıyla uygulanan su kesintilerinde de yaşadık ki her kesinti bir evin içinde yeniden kurulan bir düzeni, değişen bir gündelik hayatı ifade eder. Evlerinin su yönetimini üstlenen kadınlar için bu yalnızca teknik bir mesele değil, farklı coğrafyalarda benzer biçimde kadınların yaşamını olumsuz etkileyen sosyolojik bir gerçekliktir.

İçme-kullanma, tarımsal üretim ve gıda güvencesi için kritik öneme sahip olan suyun değerinin bilindiğini söylemek mümkün değil. Korunması gereken su varlıklarımız hem miktar hem de kalite olarak azalıyor, sulak alanlarımız kuruyor, yağmalanıyor, yok oluyor. Ülkemizde “kullanma” fonksiyonu öncelikli politikalar ve mevzuat değişiklikleri, tarım alanları, orman alanları, meralar, sulak alanlar, su havzaları ve diğer korunması gereken alanlarda yapılaşma ve rant baskısını arttırırken, bu durum doğal alanların kaybı yanı sıra suyun üretildiği sistemlerin de zayıflamasına yol açmaktadır.

Yeterli ve temiz suya ulaşamama sadece içme ve kullanma suyunu değil; gıda, tarım hayvancılık gibi sektörler ile temel yaşam kalitemizi etkilemektedir. Nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, doğal varlıkların kontrolsüz tüketimi, ormansızlaşma ile birlikte ve buna bağlı olarak ortaya çıkan iklim değişikliği süreçlerinin getirdiği baskılar nedeni ile su kısıtlılığının artması, kaynakların tükenmesi, kirlilik, aşırı doğa olayları Dünyada ve ülkemizde yaşam için tehdit oluşturmaktadır.

Ülkemizde kişi başına tüketilebilir su potansiyeli çeşitli resmi kaynaklarda 2025 yılı için 1.305 m3 olarak açıklanmıştır. Bu değer "su stresi" yaşanan bir ülke olduğumuzu göstermektedir. İzmir için kişi başı 1.000 m3 ün altında kalan su miktarı su kıtlığını işaret etmektedir. 2025 yılında yaşanan kuraklık ve su sıkıntısı, geçici çözümlere değil, uzun vadeli planlamaya ihtiyaç olduğunu bir kez daha göstermiştir. İzmir için mevcut su kaynaklarının miktar ve kalite açısından korunması, suyun verimli kullanılması ile birlikte alternatif kaynaklara da ihtiyaç vardır.
2024 yılı nüfusu 4.493.242 ‘ye ulaşan İzmir`de, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde gerekli içme ve kullanma suyu, barajlar ve yeraltı suyu kuyularından sağlanmaktadır. İZSU Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2024 yılında temin edilen suyun yaklaşık %48’i yeraltı, yaklaşık %52 si yüzeysel su kaynaklarından sağlanmıştır. 2025 yılında yağışların azalması ve barajlardaki su seviyesinin düşmesiyle birlikte rezerv olarak korunması gereken yeraltı sularının kullanımının arttığı görülmektedir. Ocak-Kasım 2025 döneminde temin edilen suyun yaklaşık %59’u yeraltı, yaklaşık %41 i yüzeysel su kaynaklarından sağlanmıştır.

Yeterli suya sahip olamadığı için kilometrelerce ötedeki Gördes Barajı’ndan yüksek maliyet ve işgücü harcanarak su temin etmeye çalışan İzmir; gelecekteki su kaynağı olan Çamlı Baraj Havzasında altın madenciliğinin getirdiği kirlilik riski ile karşı karşıyadır. Efemçukuru maden işletmesinin mevcut hali ile yarattığı kirlilik mahkeme kararları ve bilirkişi raporları ile ortaya konmasına rağmen kapasitesini arttırarak çalışmaya devam etmektedir. Bölgemizde Çukuralan Altın Madenin Balıkesir’in su kaynağı olan Madra Barajı Havzasında, Gördes Nikel Madeni İzmir ve Manisa’nın su kaynağı olan Gördes Havzasında, Çaldağ'da Nikel Madeni Gediz Havzasında, Kışladağ Altın Madeni Uşak’ta çevresel riskler yaratmaktadır. Verimli tarım arazilerimiz, su havzalarımız, ormanlarımız, korunması gereken doğal alanlarımız; mevcut ve açılması planlanan çevresel riski son derece yüksek olan tesislerin baskısı altındadır.

İzmir Kentinin su ihtiyacını karşılayan kaynakların miktar ve kalite olarak sürdürülebilirliğinin sağlanması, korunması büyük öneme sahiptir. Yüzeysel ve yeraltı su kaynaklarımızın bulunduğu bölgelerde alan kullanımına yönelik baskılar ve kirlilik tehdidinin yanında iklim değişikliğinin getireceği ek yüklere de kentin hazır olması gerekmektedir.

İZSU Genel Müdürlüğü tarafından atıksu arıtma hizmetleri kapsamında 2024 yılında 34 tanesi biyolojik, 6 tanesi doğal ve 25 tanesi ileri biyolojik atıksu arıtma yöntemi ile arıtım yapan ve günlük toplam kapasitesi 965.161,30 m3 olan toplam 65 atıksu arıtma tesisi faaliyet göstermiştir. Atıksu arıtma tesislerinde arıtılan atıksuyun %97’si ise Avrupa standartlarında arıtım yapan ileri biyolojik atıksu arıtma tesislerinde arıtılmış, kalan yaklaşık yüzde 3’ü biyolojik ve doğal arıtma tesislerinde arıtılmıştır.

TÜİK 2024 istatistiklerine göre kentimizde İçme ve kullanma suyu şebekesi ve atıksu şebekesi ile hizmet verilen nüfus %100, içme suyu arıtma tesisi ile hizmet verilen nüfus %78,6, atıksu arıtma tesisi ile hizmet verilen nüfus %100 olarak verilmektedir. Bununla beraber bir kıyı kenti olan İzmir’de kent merkezinde kıyı alanlarındaki doğal yapının bozulması, ulaşım altyapısı ve yapılar nedeni ile deniz ve kıyı alanları kentlinin yıl boyu faydalanabileceği yaşam alanı olmaktan çıkmıştır. Yeterince arıtılmamış evsel ve endüstriyel atıksu deşarjları, taşınan kirleticiler, körfezdeki gemi trafiği, gemi söküm tesisleri, endüstriyel tesisler, balık çiftlikleri gibi kirletici kaynaklar deniz suyu kalitesini olumsuz etkileyen faktörlerdir. Kirletici kaynakların etkin kontrol ve denetimi sağlanmalı, çevresel altyapı yatırımları tamamlanmalıdır.

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi olarak yaşamımızı, suyumuzu korumak için mesleki ve kamusal sorumluluğumuz içinde mücadeleye devam ediyor ve tekrarlıyoruz.

• Su, tüm canlıların yaşamı için vazgeçilmez doğal bir hak olduğu unutulmamalıdır.
• Temiz suya erişim özünde bir eşitlik ve insan hakkı meselesidir.
• Suyu "doğal hak" olmaktan çıkarıp, "ticari bir mal" haline getirerek sermayeye, küresel piyasaya açan politikalardan vazgeçilmelidir.
• Betona ve ranta dayalı kentleşme ve büyüme politikaları terk edilmelidir.
• Kentlerimiz doğayla ve iklimle uyumlu, afetlere dirençli hale dönüştürülmelidir.
• Su havzalarının korunması sürecinde kentleşme, sanayi, tarım, madencilik ve diğer faaliyetlerde alan kullanımlarının değişmesi, ormansızlaşma ve bu faaliyetlerin getirdiği çevresel risklerin de yönetilmesi gerekmektedir.
• Kentleşme, sanayi, madencilik ve diğer faaliyetlerin alan seçimi planlanması ve denetim süreçleri de en önemli bileşenlerdendir. Planlama, yönetim ve denetim sürecine ilave olarak, suyu en çok kullanan tarım ve sanayi sektöründe de kontrolsüz tüketimin önüne geçilmesi, ürün ve üretim deseninin su ihtiyacına göre planlanması, suyun yeniden kullanımı, proseste dönüşüm, arıtılmış atıksuların geri kazanım/yeniden kullanım ile değerlendirilmesine yönelik süreçlerin göz önüne alınması, yapılar ve planlamalar ölçeğinde su tüketimini azaltacak tedbirler ile birlikte, yağmur suyu hasadı gibi yöntemler ile suyun verimli kullanımına yönelik çalışmalar geliştirilmelidir.
• Kamu mülkiyeti temelinde örgütlenmiş, ulusal planlama çerçevesinde yerel kalkınmayı hedefleyen, her bireyin suya erişimine olanak sağlayan, eşitsizlikleri de ortadan kaldırarak, doğayla barışık yatırımı önemseyen ulusal su politikaları hayata geçirilmelidir.
• İçme suyu, kanalizasyon, yağmur suyu şebekelerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar tamamlanmalıdır.
• Atıksu arıtma tesislerinin revizyonları, kapasite artışları ve yeni tesislerle ilgili çalışmalar tamamlanmalıdır.
• Deniz suyu kalitesinin izlenmesi ve iyileştirilmesine yönelik çalışmalar geliştirilmelidir.
• Sahil ilçelerinde plajların ve kıyıların halk tarafından kullanımını engelleyen kıyı işgalleri, özel tahsisler yolu ile yapılaşmanın önünü açan uygulamalara son verilmeli, etkin denetim sağlanmalıdır.
• Suyun yönetiminden sorumlu kurumlar koordinasyon ve iş birliği içerisinde çalışmalıdır.
• Tüm kurumlarda; Çevre Mühendisliği mesleği başta olmak üzere ilgili diğer meslek disiplinlerinden oluşan liyakatli kadrolar ile bilim ve mühendislik temelinde proje ve uygulamalar geliştirilmelidir.

Yurttaşlarımızın esenliğini ve doğal varlıkların korunmasını esas alan yönetim ve çevre politikalarının hayata geçirilmesi konusundaki kararlığımızı bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi"