CHP’yi eleştirmeden önce…

Abone Ol
Türkiye'de bir gelenektir; aydınlar beklentilerine uygun eğilimde davranmayan halk yığınlarına kızar, iktidarların beğenmedikleri kabahatlerini halkın cehaletine ve geri kalmışlığına bağlarlar. Oysa bu kolaycı bir değerlendirmedir.
Mevcut düzene eleştiri getirenlerin öncelikle sosyolojik olguları ele almadaki temel bakış açılarını belirlemeleri gerekir. Çünkü, analiz neticesinde ortaya çıkan sonuçlar soruna bakıştaki perspektife göre değişir.
Bu açıdan Türkiye'deki problemleri ele almak istersek;
I) Ulusal ekonomik yapıdaki belirleyici egemen sınıf ve kesimler ile üretim model ve süreçlerini,
II) Temel hukuk yapısı, kurum ve süreçlerini tartışarak yola koyulmamız gerekmektedir.
Konuyu basitleştirmek için soru sorarak bazı açılımlar yapabiliriz.
Birinci şıktan başlarsak; ulusal ekonomide egemen olan sınıflar kimlerdir?
Cevap; sermaye ve iktidar yanlısı bürokratik kesim.
Egemen olan üretim modeli?
Cevap; emperyalist ülkelerin ekonomik çıkarlarına bağımlı ithalat ticareti, yabancılara peşkeş çekilen madencilik alanları, limanlar, kamu arazileri ve doğal kaynakların satışından ya da kiralanmasından sağlanan geçici gelirler, yatırımdan ziyade montaja yönelik sanayi fabrikaları, ölmeye yüz tutmuş tarım ve hayvancılık…
Bir toplumun sosyo-kültürel gelişmişliğini belirleyen en önemli faktör ekonomik alt yapı olduğuna göre bizim gibi ekonomisi dışa bağımlı ve henüz sanayileşmesini kapitalist ülkeler düzeyinde tamamlayamamış bir toplumda Batı'nın ileri demokratik toplumlarına özgü bir kültürel birikimi ve demokrasi anlayışını halktan beklemek biraz hayalperestlik değil mi?
İkinci şıkka gelince; Türkiye'deki hukuk düzeni ne kadar özgürlükçü ve iktidardan ne kadar bağımsızdır?
Cevap; AKP Hükümeti döneminde yapılan değişikliklerle de otoriter niteliğini devam ettiren 12 Eylül Anayasası'nın belirlediği hukuk sisteminin işleyişinden doğan sorunlardan dolayı sosyo-kültürel formasyonu zaten geri olan halkı tepkisiz kalmakla suçlamak ne derece rasyoneldir?
Kısaca özetlemek gerekirse; sorunlarımıza tepeden değil de temelden bakmaya çalışırsak çözüm yollarını da ona göre ortaya koymak kolaylaşır.
Ulusal ekonomik örgütlenme modelleri temel bir değişikliğe uğratılmadan, egemen sermaye kesimi ülke gelirlerinden aldığı payı üretici kesimlerle adil bir biçimde paylaşmadan ve bu paylaşım temel hukuk kurallarıyla garanti altına alınmadan sorunlarımızı aşamayız.
Bu bağlamda CHP'deki iç çekişme ve liderlikle ilgili eleştirilere değinilecek olursa; sosyolojik bir olgu olarak CHP de ulusal ekonomik ve hukuksal yapıdan muaf değildir.
Meseleye Türkiye'de siyasal partilerin örgütlenme biçimleri, siyasi partiler kanunları, partilerin gelir kaynakları, halkın partilere ve siyasete özgür katılımı, serbest politika yapma imkanları, ifade özgürlüğü, siyaset yapıcıların eğitim düzeyi ve nitelikleri vs. ışığında bakılırsa daha insaflı davranılmış olunur.

Altyapıyı değiştirmeden üst yapıyı değiştirmeye kalkışmak, bir binayı çatıdan inşa etmeye benzer. Bu nedenle, CHP'yi eleştirmeden evvel bugünkü CHP'yi var eden koşulları da gözden kaçırmamalıyız.