Çektirme

Abone Ol

Geçtiğimiz ay, ülkenin gündemini hoyratça işgal eden “Mutlak butlan” garabetiyle uğraşıyorduk. Bu uğursuz uğraş günümüzde de varlığını sürdürüyor. Oysa cânım memleketimiz Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir ekonomik kırımı yaşıyor. Emekçilerimiz, emeklilerimiz, köylümüz, kentlimiz, üreticilerimiz, tüketicilerimiz, kadınlarımız, gençlerimiz, yaşlılarımız özetle bir avuç sermayedarın dışında umutsuzluğa yelken açmış halkımız açlıkla ve sefaletle boğuşuyor. Buna koşut son hızla evrensel hukuktan uzaklaşan kurumlarımız eklenince yaşam gerçekten bir yük haline geliyor.

Böylesine iç karartıcı bir tablo içinde herkes gibi çıkış yolu ararken Zonguldak Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı’dan gelen bir davet ilaç gibi geldi; içimi ısıttı. Yüz yıldan fazla Karadeniz ve Marmara’nın yükünü çeken adeta hamallık eden “Çektirme” tipi bir deniz aracının açılış töreniydi çağrının konusu. Batı Karadeniz’de Akçakoca’dan Sinop’a kadar yemyeşil coğrafyanın en önemli ürünü kestaneydi. Kestanenin meyvesi ve ondan öte kerestesi önemli bir ekonomik değer taşıyordu. Çünkü dayanıklı ve uzun ömürlü ağaçlar arasındaydı. Bartın, Amasra, Kurucaşile’de vaktiyle Osmanlı donanmasına doğaçlama gemi yapan tersaneler vardı. Adı Tekkeönü olan bir küçük beldedeki tersaneler kestane ağacına can verircesine Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla boğuşabilecek gemiler inşa ediyordu. İstanbul’a doğru dürüst karayolu olmadığı için adına “Çektirme” denilen 250-300 tonluk gemiler deyim yerindeyse Karadeniz’in hamalıydılar! 1970’li yıllara kadar Karadeniz, Marmara hatta Akdeniz limanlarına her türlü yükü taşıyorlardı. Gelişen teknoloji, babadan oğula, ustadan çırağa doğaçlama “Çektirme” üreten insanlarımızı işsiz bıraktı ve “Çektirme” tarih sayfaları içinde yerini aldı.

Çaycuma, dağlık bir coğrafyada ovalar oluşturarak denize dökülen Filyos Irmağı’ndan 30 kilometre içerde yemyeşil, sakin, güzel mi güzel bir ilçemizdi. 35 bin civarında nüfusu vardı. İki dönemdir Belediye Başkanı olan inşaat mühendisi Bülent Kantarcı Çaycuma’yı hızlandırılmış bir film şeridi gibi değiştiriyor, yeniliklere yenilik katıyordu. Başarısının iki nedeni vardı. Birincisi vizyon sahibi olması, ikincisi de ekip ve kadro çalışmasına olan inancıydı. Becerisi, deneyimi, dürüstlüğü kuşku götürmez eğitimli kadrolarla hizmet üretiyor, hemşerilerinin yaşamını kolaylaştırıyordu. Kendisine hem geçmişimize sahip çıkmak hem de kente yeni bir eser kazandırmak için “Çektirme” yapmasını önerdiğimde itiraz etmedi, hatta hoşnut oldu. Ama artık çektirme ustası yoktu! Ancak bu işin peşini bırakmıyordu. Sonunda el yapımı bu işi sürdüren ustayı bulmuştu. Teknenin yapımı bir yıldan uzun bir süre almıştı. Filyos Irmağı’nın oluşturduğu küçük ama çok güzel bir gölün kıyısında, yirminci yüzyıldan gelen “Çektirme” bir kuğu gibi yerini almıştı!

Geçtiğimiz hafta yapılan törene Foça eski Belediye Başkanı Gökhan Demirağ ve Bergama eski Belediye Başkanı Mehmet Gönenç’le birlikte katıldık. 750 kilometre uzaklıktaki Çaycuma’da bizi sevinçle kucakladılar. Müşterilerine çay, kahve ve atıştırmalık hizmeti verecek olan “Çektirme” nin açılışı görkemli oldu. Çaycumalılarla çevreden hatta Ankara’dan, İstanbul’dan gelen konuklar geminin güvertesini doldurmuşlardı. Konuşma sırası bana geldiğinde, üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin bir kara ülkesi olma garabet ve çabasını asırlarca ve inatla sürdürmenin sonuçlarını anlatmaya çalıştım. İnebahtı, Çeşme ve Sinop felaketleri bize yeterli dersi vermemişti. Buralarda donanmamız baskına uğramış, birinde ise yakılmıştı! Bugünkü Deniz Kuvvetleri Komutanlığına eş Kaptanı Derya makamını denizcilerden çok karacılar işgal etmişti. Balkan Harbinde, Abdülhamit Han’ın “Abdülaziz’e olduğu gibi bana da darbe yaparlar” korkusuyla Haliç’e hapsettiği donanmamız Ege’ye çıkamamış, Amiral Konduruyatis’in komutasındaki Averof zırhlısı iki ayda Kuzey Ege adalarımızı ele geçirmişti. Averof bugün Pire Limanında müze gemisi olarak sergileniyor. Aynı şekilde 1917 Bolşevik devrimini attığı topla başlatan Avrora zırhlısı da Sen Petersburg Lena Nehri kıyısında ziyarete açık bir deniz müzesidir. Bize gelince… Köy kahvelerinde bile resimleri asılı Yavuz zırhlısını jilet yapılmak üzere hurdaya çıkardık. 18 Mart Çanakkale Zaferini ulusumuza armağan eden Nusret mayın gemisini hurdacıya sattık. Onu denizden çıkaran Tarsus Belediyesi onararak bir parka yerleştirdi ve yok olmaktan kurtardı. Atatürk’ün İstanbul Boğazı’ndaki galip ülkelerin savaş gemilerine bakarak “Geldikleri gibi giderler” dediği Kartal İstimbotu Amiral Cem Gürdeniz ve arkadaşlarının çabasıyla onarıldı ve Deniz Kuvvetlerimizin envanterine sunuldu. Özetle siyasal yaşamımızda en çok kullanılan “Milliyetçi ve muhafazakâr” sözcüklerinin içinin ne kadar boş olduğunu anlatmaya çalıştım.

Oysa denizci bir millet olmak zorundayız. Deniz uygarlıktır. Deniz gelecektir, ilerlemedir, kalkınmadır, ticarettir, ekonomidir! Bunun için deniz kültürü çok önemlidir. Açılışını yaptığımız “Çektirme” bunun küçük ama anlamlı bir örneğidir.

Dostlarım Gökhan ve Mehmet’le Bergama ve Foça’ya dönerken bu duyguları paylaşıyorduk. Her sorunu bir yana bırakarak “Mutlak butlan” tartışmasıyla meşgul edilen halkımız bunu hiç de hak etmiyordu. Kısa süreli de olsa Çaycuma’daki tören bize ilaç gibi gelmişti. Başkan Kantarcı’ya ve emeği geçen Belediye çalışanlarına ne kadar teşekkür etsek azdı…