CBÜTEK ve yeniden heyecan

Abone Ol

Neden böyleyim bilmiyorum? Birisi yanıma gelerek heyecanla bir şeyler anlatmaya başlayınca, ben ondan daha çok heyecanlanmaya başlıyorum. Sonra bir bakıyorum ki, yanıma gelen kişi bana gelirken bu kadar olacağını düşünmediği konu ile ilgili, bambaşka fikirlere kapılarak gidiyor. Onların enerjisi bana geçince, coşku büyüyor ve galiba kabına sığamaz bir duruma geliyor.

Çok sık anlattığım bir hikaye vardır. Yıllar önce Muğla Üniversitesi'sinde öğretim görevlisi olarak çalışırken, İngiltere'den doktora yaparak gelen bir kişinin karşısına geçerek 'haydi bakalım bir araştırma yapalım' demiştim. Akademiye yeni başlamıştım, nasıl araştırma yapılacağını bile bilmiyordum. Ama Türkiye'de özellikle iş hayatında insanların 'takım halinde' çalışma konusunda çok eksik olduklarını düşünüyordum. Burada konumuzun 'ben' ve 'biz' olduğunu söylemek istemiyorum. Genellikle kararlarımızı kendimiz verirken, konusunda uzman kişilerin fikirlerinden yararlanmayı bile düşünmüyorduk. Bu tabiki oldukça eski yıllara ait bir düşünceydi. 1994'lerden bahsediyorum. Umarım günümüzde biraz daha değişmiştir. İngiltere'de doktorasını yapan arkadaşıma araştırma yapma teklifini yaptığımda, bana dönerek: 'peki, biz ne kazanacağız bu işten?' diye bir soru sormuştu.

Nasıl yani demiştim, ne mi kazanacağız? Çok kolay 'puan' kazanacağız, ve atamalarımız yapılırken bunun avantajlarını göreceğiz demiştim. Bana bakarak gülmüş ve Londra'da 'üniversite-sanayi iş birliğinden' bahsetmeye başlamıştı. Muğla gibi sanayinin olmadığı bir şehirde yaşıyordum. Üniversiteli olmuştum ama bu kurumun çevre kurumlar ile neden ve niçin yakın temaslar içinde olunması gerektiğinin farkında değildim.

Akademisyen dostum İngiltere'de 'Sanayi ve Üniversite' arasındaki yakın ilişkinin, öğretim üyeleri ile sanayici camiasının birbirlerine neden destek vererek 'birlikte' büyüdüklerini ve geliştiklerini anlattığında, ne kadar cahil olduğumu belirtmesem de hemen kendisi ile bir 'projeye' başlamam gerektiğine karar vermiştim.

'PROJE' sözünü bilerek yazdım çünkü 1994 yılında insanlar proje denildiğinde bu kelimenin ne anlama geldiği pek bilinmiyordu. Proje nedir, nasıl yazılır, kimler katılır, bunun bir hesabı- kitabı var mıdır sorusu yaşanıyordu? Zamanla bunu öğrendik, ama ne kadar başarılı olduk yada oluyoruz bu başka bir konu ve sorun. Ama benim hayatımda 'üniversite-sanayi işbirliğine' farklı bir boyutta bakmam gerektiğini anlatan ilk başlangıçtı bu duyduklarım ve yaşadıklarım...

Daha sonraki yıllarda İzmir'e taşınmış, İzmir'de çeşitli işletmelere eğitimler vermeye başlamıştım. Mavi yakalı ve beyaz yakalı çalışanları daha iyi tanımış. Teknoloji ürettiğini söyleyen firmaların bile aslında taklit yaparak pazarda ayakta kaldıklarına tanık olmuştum. Çünkü teknolojiye yatırım gerçekten firma için oldukça masraflı bir kalemdi ve bunu karşılamak zor olduğu için de bunu yapan kişiler, ürünün üretimine ilişkin teknik bilgiyi satın alarak, maliyetlerini daha fazla şişirmek istemiyorlardı.

İnovasyonun öneminin farkındaydılar, Ar-Ge denilen birimin muhakkak kurulması gerektiğini de biliyorlardı ama ne bu konuda iyi 'mühendisler' alıyorlar ne de 'bu konuda çalışma yapan kurumlar' ile iletişim içine giriyorlardı. Kısacası, ne sanayi üniversiteden, ne de üniversite sanayiden bir haberdi. Haberdar olmak ifadesi de aslında düşünülmesi gereken önemli bir konuydu. Çünkü, sanayi kapılarını açmadığı için, bir akademisyen bu işletmeye giremiyordu. Bu nedenle işletmenin sorunlarının ne olduğunu anlaması mümkün olamıyordu. Okuduğu kitaptaki bilgiler de teoride kalıyordu. Sanayici de bu akademisyenler beni hiç anlamadılar diyerek, işlerini farklı yöntemler ile çözmeye çalıştığından bu ikili diyalogu kurmak iyice güçleşiyordu.

Yıllar boyunca böyle devam etti bu kopukluk. Sen önce bir adım ilerle dedi birisi, diğeri ise neden sen böylesin dedi, durdular birbirlerine...

Geçtiğimiz günlerde ben İran'dayken, CBÜ'de çok sevdiğim Endüstri Mühendisliği'nde öğretim üyesi bir hocamız bana bir mail yazmıştı. CBÜ'nün açılacak olan TEKNO Park'ında hocalarımıza 'girişimcilik ve inovasyon' konusunda bir eğitim verip- veremeyeceği sormuştu. Tekno Park denildiğinde, içim hop ettiğinden hemen kendisi ile dönüşümde buluşmaya karar verdik.

Pazartesi öğlen saatinde Biyoloji Bölümü Öğretim üyesi bir başka arkadaşıyla geldiğinde ve içindeki heyecanları benimle paylaştıklarında, işte demiştim zaman yine geldi. Kapılar yeniden aralanıyor. Mersin, Dokuz Eylül, Ege, Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nün TeknoPark'larına, TeknoKent'lerine baktım. Tematik TeknoPark'lar yani artık belli bir konuda uzmanlaşan Tekno Parkların internet sitelerine girdiğini gördüm.

Bilginin yayılılımın ne kadar önemli olduğunu yeniden gözlemledim. Bilgi yayılımın artık şekil değiştirdiğine de karar verdim. 'melek yatırımcılar' bu piyasada gezmeye başlarken, yeni düşünceler ve fikirler havada uçuşurken, acaba kaç akademisyen bu fırsatları yakalayarak araştırmalarını derinleştirip markalaştı? Kaç sanayici bu markalaşan ürünleri ticaretleştirdi ve kara geçti?

Bu sorunun yanıtlarını olumlu alıncaya kadar, düşünmeye, ve koşmaya devam etmeye karar verdim. Kimbilir belki de bu yeni ortam, bu sonuca olumlu ulaşmamda vesile olacaktır dedim. Hani derzi ya, önce kendin inanacaksın, sonar zaten insanlar sana inanacaklardır. Ben de, CBÜTEK'de bir şeyler yapılabileceğine inanmaya başladım. Zaman bunu bize gösterecektir?!