Müzik Önerisi: Lacrema – STE
“YASIN” ve “UMUTUN” tam ortasındayım, çok hassasım.
Bu yazıyı yazmaya kaç defa başlayıp yarım bıraktığımı bilmiyorum.
Kaç defa silip en baştan yazmaya başladığımı…
Düşünürken bile paramparça olurken duygularımı nasıl aktaracağım bir bütün olarak?
Duygularım çok yoğun, şaşkınlık, büyük bir şok, kızgınlık, inkâr, öfke,çaresizlik, gözyaşı…
Büyük bir boşluk…
Anlamsızlık…
Üzerinden zaman geçirdikçebelki daha iyi ifade edebilirim diye kendimi avuturken yazıyı her geciktirdiğim gün için yaşadığım suçluluk duygusu…
Çok ama çok sevdiğim dostumu ve ailesini incitmek istemiyorum, virgülüm noktam yanlışlıkla bile olsa kırsın döksün daha da üzsün asla istemiyorum.
Öte yandan bağıra çağıra bu büyük çok büyük yası birçok bedende cana dönüştüren yüce gönüllülüklerinin herkesçe bilinmesini, bu aileyle duygudaş olmalarını istiyorum.
Yazmasam ne olacak?
Bu yüce gönüllülük birçok gazetede bir haber olarak kalacak. Kimine büyük bir umut kimine göre büyük bir fedakârlık olarak hafızalara geçecek.
İki kelime bir isim tamlaması değil bu…
Tıbbi bir prosedürden ziyade İKİ FARKLI dünyanın,
“yasın” ve “umudun” tam ortasında kesiştiği o çok hassas,o çok mucizevi anın altıkalın kalın çizilerek paylaşılması gerek…
Bir yanda gencecik ani beklenmedik bir evlat kaybı ile simsiyah bir yas karanlığında verilen hayati bir karar, diğer yanda yıllarca büyük bir umutla ve çaresizlikle nefes almanın kıymetini çok iyi kavramış ama başkasının organıyla bunu sürdürebilecek hastalar…
Bir tarafta vedaya hazırlanan yaslı bir aile…
Bir tarafta evladını yaşatmak için bu mucizeyi çoktandır bekleyen bir aile…
Kendi yasını tutarken, hiç tanımadığı birilerinin acısını dindirebilme isteği.
BU insan ruhunun ulaşabileceği EN ÜST mertebe bence…
Anlatılamaz, aktarılamaz…Yok yetmez hiçbir şey dillendirmeye.
BU yüce gönüllülük ve bu fedakârlık…
Bağışlanan her organla bu dünyada gerçekten iz bırakan…Farklı bedenlerde yaşam bulan…
Yıllarca uygun bir donör bekleyen, her telefon çaldığında nakil haberinin gelmesini dileyen, kısıtlı yaşamlarına hapisken umuda açılan kocaman masmavi bir pencereyi aralayan…
Yeni yaşamının başkasının bir acısı üzerine kurulduğunun hüznü ve minnet duygusu…
Yasın ve umudun buluşturduğu ruhlar…
İyileşen bir bedenle yeniden filizlenen umutlar…
Toprak olacak bir canın beş bedene can suyu vermesi…
Bağışlanan organlar artık bir emanet…Başka bir bedenden kazanılan can hakkı.
Organ bağışı, insanın bu dünyadaki geçiciliğine karşı yazdığı en zarif başkaldırı.
Ölüm, doğası gereği “bir eksiliş veya fiziksel bir yok oluş”gibi görünse de bağışlanan her organla bu mutlak son bir “çoğalışa” dönüşür.
Toprağa teslim edilen emaneti bir başkasının hayat hikâyesine dâhil ederek, aslında maddeyi manaya feda eder.
Organ Nakli sadece biyolojik bir transfer değil, insanın ölümün o soğuk sessizliğini bir başkasının taze nefesiyle bozmasıdır.
Birinin son cümlesi, hiç tanımadığı birinin ilk cümlesine dönüşürken; benlik sınırları ortadan kalkar ve geriye tek bir hakikat kalır:
İnsan, ancak bir başkasında yaşadığı sürece gerçekten var olur.
Organ bağışı, bir insanın kâğıt üzerine attığı bir imzadan çok daha fazlasıdır. Bu, kişinin kendi varlığından öteye, hiç tanımayacağı bir geleceğe bıraktığı en onurlu mirastır.
Çoğu zaman hayatı, sadece kendi nefesimiz ve kendi sevdiklerimizin mutluluğuyla sınırlı bir çember sanırız. Oysa vicdanın en yüksek mertebesi, "benim için bittiği yerde, bir başkası için başlasın" diyebilme cesaretidir.
"Emaneti toprağa değil, hayata devretmek” ölümün sessizliğini bir başkasının taze nefesiyle bozmaktır.
Bağışçı ailelerino en karanlık anlarında tarifsiz yaslarındahaykırarak fısıldadığı;
'Biz sadece canımızdan bir parça vermedik; biz, kaybımızın yasını bir başkasının sevinciyle teselli etmeyi, acımızı hiç tanımadığımız birinin şükründe dindirmeyi seçtik.'
İşte bu, toprağa gidecek olanın başka bir bedende çiçek açması; birinin vedasının, diğerinin “merhaba”sıdır.
BU yüce gönüllülüktür, diğerkamlıktır.