30 Ocak 1923’te imzalanan Mübadele Antlaşması, Ege’de sadece sınırları değil, insanların iç pusulalarını da yerinden oynattı. Haritalar değişti ama deniz aynı kaldı. O yüzden mübadiller, yeni kıyılara ayak bastıklarında önce denize baktılar; çünkü geride bıraktıkları her şeyin tanığı oydu.
Urla’da, Dikili’de, Ayvalık’ta, Foça’da, Karaburun’da sık duyarsınız: “Bizimkiler Midilli’den gelmiş.”
“Dedem Giritliydi.” “Anneannem orada doğmuş, burada yaşlanmış.” “Biz Kavalılıyız, Selanikliyiz, Karacaovalıyız”…
Ama bu cümleler hiçbir zaman düz bir biyografi değildir. Her birinin arkasında yarım kalmış bir bağ, söylenmemiş bir kelime, tutulmuş bir yas vardır.
Ayvalık kıyılarında deniz başka kokar. Sadece iyot değil, biraz kekik, biraz zeytin yaprağı, biraz da gitmişlik kokar. Eski mübadil evlerinin avlularında rüzgâr dolaşırken, insan sanki başka bir dilin yankısını duyar. Kimse artık o dili konuşmaz belki ama ses, taşların arasında kalmıştır.
Midilli’den bakıldığında ise Anadolu hep “karşı”dır. Ama mübadiller için karşı, hiçbir zaman tam karşı olmadı. Daha çok yarım kalan demekti. Girit’ten kopanlar içinse deniz, bir yol değil, bir sınavdı. Deniz üzerindeki büyük dalgalar geçildikten sonra insan artık eskisi gibi olamaz. Giritli mübadillerin sertliği, biraz da o dalgaların mirasıdır.
Sofralarda bu yolculuk hâlâ sürer. Zeytinyağının rengi, Girit’i hatırlatır. Otların dili Ege’dir ama adı bazen Yunanca kalır. Bir börek yapılırken “bizim oralarda böyleydi” denir; ama o “orası” artık sadece cümle içinde yaşar.
Ve martılar… Martılar bu hattın en eski sakinleridir. Pasaportları yoktur, antlaşmalara imza atmazlar. O yüzden mübadillerin hafızasında ayrı bir yerleri vardır.
“Spit spit spiti” diye bağırdıklarında, yaşlılar hâlâ irkilir. Çünkü o ses sadece yağmurun değil, aceleyle toplanan bohçaların, son kez kilitlenen kapıların, arkaya bakmadan yürümek zorunda kalan insanların sesidir.
“Spit spit spiti” bizimkilere göre “Kaçın, hava bozacak” anlamındaydı. Böyle denmesi boşuna değildir. Çünkü bir zamanlar gerçekten de hava bozulmuştur. Hem gökte, hem hayatta.
Üçüncü kuşak olarak bizler, bu hikâyeyi doğrudan yaşamadık.
Ama bize aktarılan şey yalnızca bilgi olmadı; duygu aktarıldı. Sessiz bakışlar, yarım anlatılan hikâyeler, birden susulan cümleler…
Biz, hiç görmediğimiz yerleri bu yüzden özlüyoruz. Midilli’ye baktığımızda tanıdık bir çizgi görüyorsak, Girit’ten gelen bir şarkı içimizi sıkıştırıyorsa, bunun adı nostalji değil; aktarılan hafıza.
Mübadele, üçüncü kuşakta başka bir şeye dönüşüyor. Bir kimlik sorusu. “Ben nereye aitim?” sorusu. Cevabı olmayan ama hep sorulan bir soru.
Bugün, antlaşmanın 103. yılında, artık şunu açıkça söyleyebiliriz. Mübadele bir tarih değildir, bir sürekliliktir. Ege’nin iki yakasında da aynı acının farklı lehçeleri konuşulur. Aynı martılar uçar, aynı rüzgâr eser, aynı deniz insanın içine dokunur.
Ve biz, mübadil torunları olarak şunu biliriz. İnsan bazen bir toprağa değil, bir geçiş hâline aittir.
Bizim yurdumuz, biraz da denizin kendisidir.
****
Tarihsel Bilgi: 30 Ocak 1923 Mübadele Antlaşması (resmî adıyla Türk ve Yunan Nüfuslarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol), Lozan Barış Konferansı sırasında Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan önemli bir antlaşmadır. Lozan Barış Antlaşması'ndan (24 Temmuz 1923) yaklaşık 6 ay önce kabul edilmiş ve daha sonra Lozan'ın bir parçası olarak onaylanmıştır.
Din esasına göre zorunlu nüfus mübadelesi (karşılıklı zorunlu göç) öngörülmüştür. Türkiye'deki Rum Ortodoks Hristiyanlar (genel olarak Anadolu Rumları) Yunanistan'a, Yunanistan'daki Müslümanlar (Türk/Müslüman nüfus) Türkiye'ye gönderilecektir. Mübadele 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren başlamıştır.
İstisnalar da vardı… İstanbul'da (Şehremaneti sınırları içinde) 30 Ekim 1918'den önce yerleşmiş Rum Ortodokslar mübadele dışı bırakılmıştır. Batı Trakya'daki Müslümanlar da mübadele kapsamı dışındadır.
Bu anlaşma çerçevesinde yaklaşık, 1,2 milyon civarında Ortodoks Rum Anadolu'dan, Doğu Trakya'dan ve diğer bölgelerden Yunanistan'a, 500.000 civarında Müslüman (çoğunlukla Türk) Yunanistan'dan (özellikle Makedonya, Epir, Girit, Selanik vb. bölgelerden) Türkiye'ye zorunlu olarak göç ettirilmiştir. Toplamda yaklaşık 2 milyon insan etkilenmiştir. Bu, tarihin en büyük zorunlu nüfus mübadelesi örneklerinden biri… Amaç, her iki ülkede de azınlık sorunlarını ortadan kaldırarak daha homojen ulus-devletler oluşturmaktı. Ancak uygulama sırasında büyük insani trajediler yaşanmış, insanlar mallarını, evlerini, anavatanlarını terk etmek zorunda kalmıştır.