dün, bugünü olmayan kadınla tanıştım.
günleri hep dünde kalmış, neredeyse 20 yıldır, bugünü hiç yaşamamış!..’¶
’…
evvel zaman içinde’…
ben, lisedeyken; haylaz, geveze, tembel, neşeli, başı dik, kitap okumayan, basketbol tutkunu ve dünyadan bi haber iken, sınıfta, benim tam zıttım; sessiz uyumlu, çalışkan, başı önünde, kitap okuyan, az hareketli ve dünyadan çok haberdar bi kız vardı.
o, nadir de olsa, konuştuğumuz zamanlarda, daha çok dinleyen ve gülüşlerini ne yazık ki, dışarıya salmayan, nerelerde çığlık attığını hep düşündüğüm haliyle, aklımda kalmış, bir sınıf arkadaşımdı.
’…
zaman zaman, komşum/esnaf para kazanmalı yaklaşımıyla, evimin ve işyerimin yakınlarındaki
mekanlarda, sabah siftahını, benle yapsınlar pek severim. sıcaktan dolayı zor geçmiş bir gecenin, erken bir sabahında, karşıyaka henüz tam olarak uyanmamışken, evime yakın bir yerlerde, kahvaltı için bir yere oturdum.
’…
iki sandelye ötede, tanıdık bir yüz vardı. sessiz uyumlu, lise arkadaşım sadece önüne(ya da içine) bakarak çayını ve sigarasını içiyordu. tası tarağı toplayıp yanına taşındım.
’“- merhaba f’….’” dedim, kocaman gülümseyerek.
’“- merhaba’” dediğini, dudaklarını okurken anlamıştım. duyamamıştım çünkü. yıllar sesini de alıp götürmüştü sanki. ürkek de olsa, gülümsemesinden, onu rahatsız etmediğimi düşündüm.
konuşmaya başladık. ne kadar zaman sonra farkettiğimi bilemiyorum ama f’’nin bütün soruları ve yanıtları geçmişe aitti. içinde, bugüne dair hiçbir şey yoktu!.. benle, sınıf arkadaşlarımızla ve çevreyle ilgili bütün soruları da, düne ait idi. bugün, yoktu sanki!..
’…
izleyenler hatırlar mı acaba, ’“aynı günü defalarca yaşayan’”, yani hep aynı güne uyandığını fark eden phil’’in(bill murray) hikayesini. bunu önce bir lanet olarak görüp, sonra da bu tuhaflığın meyvalarını toplamak isteyen phil’’in, tekrar eden gününün, dramatik öğeler taşıyan komedisidir bu. böyle filmleri izlerken, bir yandan, ’‘ben olsam ne yapardım?’’ diye düşünürken, diğer yandan da, bu tarz durumların sadece filmlerde olduğu gibi, korunmacı bir düşünceye kapılırım. f ile konuşurken, ansızın, bu film düştü zihnime.
’…
sınıfın, sessiz uyumlu f’’si, liseyi bitirip biz vedalaştıktan sonra, ege üniversitesinde bir bölüm kazanmış
ve bunu aşık olarak da taçlandırmışmış. o zamanlar, zaman, f için hãlã akmaktadır!.. belki de, ilk defa, kanı bu kadar hızla bedeninde dolanmaktadır.
üniversite ikinci sınıftaki f ve sevgilisi evlenmeye karar verirler. oğlan tarafı, çocuklar birbirini seviyor diye düşünerek, rahatça, f’’yi istemeye gider. beklenen şey olmaz, f’’nin ailesi, bu evlililiğe rıza göstermez.
sanırım o an, f için; zaman, hayat ve dünya durur.
f, ara durakların olduğu bu yolda, son durağı beklemeden, ansızın, kimseye sormadan, haykırmadan, sessizce iner. ne direksiyondaki ne de onla yolculuk edenler fark etmiştir, f’’deki bu vazgeçişi!.. zaman durmuştur ama neden çevresindeki hayat ve dünya durmamıştır, f bunu bir türlü anlayamamıştır. çok ağır hastalanmış, sonucunda da üniversiteyi bırakmıştır. sessiz f, artık dilsiz bir f’’ye dönüşmüştür.
bu anlattıklarımı, dikkatiniz dağılmış zannederek, eski bir türk filmi zannediyorsanız, yanılırsınız!..
aşkından verem olan, dağlar kızı reyhan’’ın filmi değil bu. bu yüzyılda’… izmir’’in göbeğinde’… karşıyaka’’da’… benim, liseden sınıf arkadaşımın, kopmuş ya da yanmış hayatının resmidir!..
benim için artık neredeyse, fluğlaşarak netliğini kaybetmekte olan lise anılarım, f için hãlã çok net ve taze. sınıf içindeki öyle anlardan bahsediyordu ki, bir yanılsama içine girerek, dünden mi bahsediyor
duygusuna kapılmaktan kendimi zor alıkoyduğum anlar yaşıyordum. yirmi yıl önce, üniversiteden mezun olduğumu düşünürsek, f’’nin lise yıllarımızdaki anılarının tazeliği şaşırtmış ama daha çok da üzmüştü’… zamanı, üniversite 2. sınıfta durdurmuş. kayıt mekanizmasını, lise yıllarına kadar geriye sararak tamamen silmiş, üstüne bir daha yeni bir şey kaydetmemişti. bilerek ve isteyerek(?)
hayatımızdan çoktan çıkmış olan, siyah-beyaz televizyonlu yıllar’… elektriğin çok sık kesildiği zamanlardaki, geceler gibiydi. sınıf arkadaşım; renksiz, siyah-beyaz bir dünyanın içinde hapsolmuş ve karanlıktaydı!..
neşeden’… renklilikten’… utandığım/sıkıldığım, siyah-beyaz bir sabah..
* grounhog day; bugün aslında dündü / 1993 yapımı, güldürürken düşündüren, bir harold ramis filmi.
hatırladığım kadarıyla, bill murray ve andie macdowell’’in performansları da muhteşemdi.