Önce zayıf bir umuttu Bucaspor. Adamlıkla, özveriyle, sevgiyle, emekle gelişti. Bu sevgi, bu emek, bu özveri, acıların koruk suyunu süzüp, futbolda Süper Lig’’e özlem duyan kente bal şerbet sunmaya başlayınca adı mucizeye dönüştü.’¶ Haftalar ilerledikçe görüldü ki Bucaspor takılmıyor, Bank Asya’’da ’“fırtına’” bir türlü dinmek bilmiyor.
Son virajlara girilirken, iki asırlık çınarın önünde Süper Lig’’in kapısını tıklatan sarı lacivertli renkler, futbolda giderek soluklaşan İzmir tualinin üzerinde, bir paspartu olmaktan çıkmış, usta fırça darbeleriyle tablonun ta kendisi olmuş ve bir kent gerçeğine dönüşmüştür.
Milattan önce Kral Yolu’’nun kenarında kendilerine bol su ve oksijen, hastalarına şifa arayan arayan Romalılar ve Bizanslılar’’a, bir huzur ve mutluluk abidesi olarak kendini sunan Şehr-i Diyarı Buca, 1400’’lü yıllarda Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra bu özelikleriyle bir dönem Levantenlerin mekanı olmuş, sanat şaheseri muhteşem köşkleriyle, İzmir’’in çeperlerinde yeşil üzerine kurulmuş bir doğal tarihi müze özelliğine bürünmüş.
Daha sonra köklü eğitim yuvalarına ev sahipliği yapmış, Türkiye’’nin ilk köy enstitütelerinde yeni Türkiye Cumhuriyeti’’nin ’“fikri hür vicdanı hür’” nesiller yetiştirmesine Mustafa Kemal’’in evlatlarının, Cumhuriyet çocuklarının yetişmesine öncülük etmiş. Şimdilerde ise Buca kenti artık yeni bir süreçte.
Çocukluğumuzun kara trenleri artık, Punta’’dan Buca’’ya kıvrılıp giden bahçeler ve üzüm bağları arasındaki demiryolundan kara dumanlarıyla süzülüp gitmiyor. Tarih sahnesinden çekilip gitmişler anılarda yaşıyorlar artık. Buca’’nın meşhur 17.18 treninin kente taşıdığı, yolu kentin sabırsızlıkla beklenen bakımlı ve alımlı işçi kadınlar da şimdi çoktan emekli köşelerine çekilmişler. Torunlarını seviyorlar. Tıpkı saçlarına ak düşen Yaylacık Mahallesi’’nin eski bıçkın delikanlıları gibi.
Mübadele sonrası yemyeşil, tertemiz, sıcacık bir yuva oluşturan Göçmen Mahalleleri’’ndeki Rum evlerinde yaşamını sürdüren Buca’’nın Avrupalılar’’ı da kent mozaiği arasına kaynaşıp gitmişler.
Seher yeliyle buğulanan sultaniye üzümlerin boy verdiği ünlü Buca Bağları, çoktan yok olup gitmiş. Yapıldıkça yenisi beklenen, bir türlü bina açlığını dindiremeyen yeni beton azmanlarına, dönümü bilmem kaç liradan arsa olup gitmiş.
Buca Sultaniyesi’’nin sarı rengi, beyaza çalsa da Bucaspor armasında artık.
Modern stadı, kendisini hiç yalnız bırakmayan vefakar taraftarı’…
Makam paye peşinde koşmayan paylaşımcı, özverili, yaratıcı yöneticisi’…
Arkadaşlığın, birlikteliğin, emeğin temsilcisi, kendisini içine çeken Buca sevgisiyle en fanatik Bucalı’’dan daha çok Bucalı olan futbolcusu’…
Sadece Türkiye’’ye değil Avrupa’’ya örnek gösterilen muhteşem altyapısı’…
Tüm bunlarla artık Buca, kamuoyunda Bucaspor’’la tanınıyor, Bucaspor ile biliniyor.
Dahası kentin yıllar süren futbol özlemini Bucaspor dindirmek için en ciddi adımı atıyor.