Buca Belediyesi üzerine

Abone Ol
Günümüzde İzmir’’in en büyük metropol ilçelerinden biri olan Buca’’nın kentsel gelişim süreci 19. yüzyılın sonlarından itibaren hızlanmış,’¶ buna paralel olarak kamusal hizmet alanlarının çoğalmasıyla birlikte, bu hizmet alanlarını düzenleyecek ve buna ilişkin yaptırımları uygulama alanına koyacak yerel bir örgütlenme birimine yine aynı dönemden itibaren ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır.
Buca’’nın 19. yüzyıl öncesi tarihsel geçmişine ait bulunan çok az kayıttan anlaşıldığı kadarıyla; bölge Helenistik dönemden itibaren yerleşim alanı olarak kullanılmaya başlamıştır. Farklı kaynaklardan alınan bilgilere göre Buca etimolojik olarak Khoi kelimesinden türemiş ve dönüşüm geçirerek ismi Goni, Bugia ve Buca olmuştur. Bu konudaki bir başka kaynağın iddia ettiğine göre, Bizans döneminde şimdiki Buca’’nın kurulduğu yerde Vuza, Uza ya da Vuzas isimli bir toprak sahibinin yaşadığı ve Buca isminin de Vuza kelimesinden türediği anlatılmaktadır. İsmin kökeni ile ilgili üçüncü bir yaklaşım ise, Rumca’’da ’“Kıyıda köşede kalan köy’” anlamına gelen ’“Bovios’” sözcüğünün zamanla Buca’’ya dönüşmesidir.
Buca’’ya ilişkin Osmanlı belgelerinin ilki 16. yüzyıla tarihlenmektedir. Bu belgelerde Buca’’dan İzmir’’e bağlı köylerden biri olarak bahsedilmektedir. Zaman içerisinde Buca bir sayfiye yeri olarak anılmaya başlamış, geniş korular ve ağaçlıklar içerisinde inşa edilen evlerin sayısı zamanla artmıştır. 17 ve 18. yüzyıllarda Levant ticaretinin gelişimine bağlı olarak İzmir’’in Doğu Akdeniz liman kentleri içerisindeki yeri giderek önem kazanmış ve birçok Levanten aile şirketi İzmir’’in çevresinde Karşıyaka, Bornova ve Buca gibi sayfiye yerlerinde konutlar yaparak buralarda yaşamaya başlamışlardı. Levanten kültürün etkisi diğer Levanten yerleşmelerinde olduğu gibi Buca’’nın da sosyal hayatını geliştirmiştir. Örneğin Evliya Çelebi ünlü Seyahatname’’sinde ’“Bir köye vardım ki, sanki dünya üzerinde cennet mekanıdır, uzun sarımtırak çekirdeksiz üzümlerini yedik, soğuk pınarlarından içtik, zevk ehli İzmirli dostlara rastladık’” diyerek Buca’’daki sosyal yaşamın hareketliliğini vurgulamıştı.
19. yüzyılda genellikle Gayr-ı Müslimlerin yaşadığı bir yer haline gelen Buca, bu sürece paralel olarak mekansal bağlamda hızlı bir kentsel dönüşüm yaşamaya başlamıştır. Genellikle İngiliz kökenli Levanten ailelerin ikamet ettiği Buca’’da dini yapılar da zamanla artmıştır. Bu anlamda Buca’’da üç Ortodoks bir Protestan bir de Katolik Kilisesi inşa edilmiştir.. Kilise sayılarına bakıldığında, Gayr-ı Müslim nüfusun çoğunluğunu Ortodoks Rumların oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu dini yapılanmalarla birlikte, İngiliz ve Fransızlar tarafından açılan eğitim kurumlarının yanı sıra Amerikalılar tarafından Kızılçullu’’da (Şirinyer- Paradiso) kurulan Amerikan Koleji; genelde İzmir’’de yaşayan Levanten ailelerin çocuklarının eğitim gördüğü bir kurum işlevi görmüştür.. Bütün bunlarla birlikte, Buca’’daki sosyal yaşam, giderek hareketlenmiş, Rees, De Jongh, Forbes gibi İzmir ve Buca’’nın ünlü Levanten ailelerinin düzenlediği kültürel aktiviteler Buca’’ya canlılık ve hareket kazandırmıştır.Bu süreçte eski Yunan açık hava tiyatroları stilindeki Apollo Açıkhava Tiyatrosu, Buca’’da İzmir’’in seçkin ailelerine dönemin en ünlü tiyatro eserlerinden seçilmiş oyunları sunarak bu kültürel canlılığa ayrı bir renk katmıştır..
Sanatsal etkinliklerin yanı sıra, sportif etkinlikler de Batı kültürünün bir taşıyıcı ögesi olarak Buca’’da yapılmaya başlanmıştı. Hatta bu amaçla yine Levanten ailelerin öncülüğünde Buca’’da bir Tenis ve Golf Kulübü bu tarihlerde faaliyet göstermeğe başlamıştı. Bu anlamda, Buca İzmir’’de at yarışlarının ilk defa organize edildiği bir yer olmuş, 1856’’da Paradiso- Şirinyer ile Buca arasındaki bir düzlükte Bornovalı Whittal ve Bucalı Rees Aileleri’’nin öncülüğünde gerçekleştirilen at yarışları dada sonra düzenli bir hale getirilmiş ve bu at yarışlarında Forbes, Evliyazadeler, Whittal, Paterson, Alyoti, Pirokako, Rees, Giraut ve Balyozyanlar gibi İzmir’’in ünlü aileleri atlarını yarıştırmışlardı. Hatta 24 Nisan 1863’’te Sultan Abdülaziz Buca’’ya gelerek kendi adına düzenlenen at yarışlarını izlemiştir. Kaynakların aktardığına göre, padişah İzmir’’de kaldığı üç günün bir gecesini Buca’’daki Dimonstanis Baltazzi adlı bir Rum ailesinin yanında geçirmiştir.
Zamanla, Buca demografik açıdan çeşitlenmiş, bu çeşitliliğin bir yansıması olarak kamusal alanda hizmet talepleri giderek yoğunlaşmıştır. Buca’’nın demografik açıdan çeşitlenmesinde İzmir’’e yönelik olarak yapılan göçlerin önemli bir etki yaptığını söylemek olasıdır. 1770’’lerden itibaren özellikle Ege adalarında baş gösteren isyan hareketlerinden kaçarak Anadolu’’ya yerleştirilen göçmenlerin bir bölümü İzmir ve çevresinde de ikamet ettirilmişlerdir.Doğal olarak, Buca’’da bu göçlerden nasibini almıştır. Özellikle, 1827 Mora isyanı sonrasında bu göç hareketliliği daha da hızlanmıştır. Buca’’daki Levanten ailelerin çoğunluğu ise, İngiliz, Rum ve Hollandalılardan oluşuyordu. Yoğunlukla Katolik olan bu Levanten ailelerin bazıları şunlardı. Aliyotti, Cassar, Petrini Sponga, Filupicci, Mikalef, Corsini, Dermond, Missir, Baladur, Aliberti, Rivers aileleri’… Buca’’nın Türk nüfusu hakkındaki bilgilerimiz ise, çok yeterli değildir. Kaynaklar 1868’’de Buca’’da bir Müslüman mezarlığı ve camisinden söz etmekte iseler de Buca nüfusunun Türkleşmesine etki eden en önemli süreç İmparatorluğun Balkan topraklarındaki ulusçu ayaklanmalar olmuştur. Örneğin, 1912-13 yılları arasında Balkan Savaşları sırasında Rumeli göçmenlerinin bir bölümü Buca’’ya gelerek Buca’’nın kuzeyindeki Tıngırtepe eteklerine yerleştirmişlerdi. İkinci Meşrutiyet sonrası Vali Rahmi Bey döneminde Selanik’’e bağlı Yaylacık Köyü’’nden İzmir’’e göç edenler Buca’’ya yerleştirilmişler ve ikamet ettikleri bölge günümüzde Yaylacık Mahallesi adını almıştır. Cumhuriyet’’in ilanından sonra, mübadele ile birlikte Yunanistan’’dan gelen mübadillerin bir bölümünün de Buca’’ya yerleştirilmiş olduğu bilinmektedir.
Ülkemizin 1860’’ların başından bu yana geçen 150 yıllık bir yerel yönetim geleneği olduğunu biliyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’’nda merkeziyetçilik anlayışının çözülüşe uğradığı Tanzimat sonrası dönemde sıkça dillendirilmeye çalışan ’‘adem-i merkeziyetçilik’’ yani yerinden yönetim geleneğinin doğuşu önce İstanbul’’da Altıncı Daire-i Belediye’’nin kuruluşu ile başlamış, bu süreci İzmir ve Selanik gibi Dünya kapitalist sistemine tek yönlü bir bütünleşme süreci içerisine giren liman kentlerinde belediyelerin kuruluşu izlemiştir. Bu gelişmeler ışığında örneğin, İzmir’’de belediyenin kuruluşu 1867-68 yıllarında gerçekleşmiştir. İzmir’’in kentsel gelişiminin hızlandığı, sosyolojik yapısının göçlerle farklılaştığı bu tarihsel aralıkta Dünya kapitalist sisteminin aktörleri olan konsolosluklar, Levanten aile şirketleri, sermaye ihracının öznesi yabancı bankacılık sektörü, sigorta kuruluşları ve bunların temsilcilerinden oluşan toplumsal guruplar İzmir’’in mekansal ve sosyo-kültürel görünümünü de çeşitlendirmiştir. Nitekim Karşıyaka, Bornova ve Buca gibi köylerin bir banliyö niteliğine bürünmesi İzmir’’de yaşayan ve ticaret yapan bu guruplar tarafından yeni yaşam alanları olarak seçilmesi ile başlamıştı.
Anılan süreç içerisinde demiryolu ağıyla İzmir kent merkezine bağlanan Buca; zaman içerisinde Karşıyaka ve Bornova örneklerinde olduğu gibi İzmir’’in en önemli ve vazgeçilmez yerleşim alanlarından birisi haline gelmiştir. Buca ve çevresinin tarıma elverişli olması, özellikle üzüm, incir ve zeytincilik alanında tarımsal faaliyetlerin artması bu dönemde Buca’’ya ayrı bir ekonomik canlılık kazandırmıştır. Bu süreçte Batılı yaşam tarzının en rafine örnekleri Buca’’da sergilenmiştir. At yarışları, tiyatro, golf, tenis, misyoner okulları, kiliseler, Levanten köşkleri ve Balkanlardan akan Müslüman göçleriyle Buca; çok kültürlü bir yapıya bürünmüştü. Oluşan bu durum Buca’’da önemli bir takım kamusal hizmet sorunlarını da gündeme getirmişti. İzmir’’de 1867’’de bir belediye dairesinin kurulmasına paralel olarak 1880’’lerde Karşıyaka ve Bornova’’da beledi örgütlenmelere gidilmişti. Tıpkı Karşıyaka ve Bornova örneklerinde olduğu gibi Buca’’da da ayrı bir belediye örgütlenmesinin oluşumunu isteyenler genellikle Levanten aileler ve konsolosluklardı. Nitekim İzmir’’de yayınlanan Ahenk Gazetesi’’nin 29 Nisan 1898 tarihli nüshasında Buca’’nın İzmir’’in sayfiyesi olduğu, ancak demiryolu hattında olması dolayısıyla günden güne geliştiği vurgulanarak burada Karşıyaka ve Bornova’’da olduğu gibi bir belediye dairesine ihtiyaç olduğu dile getirilmişti. Gazetenin aynı haberinde İstanbul’’daki Osmanlı yöneticilerinin de bu bağlamda bir karar aldıkları İzmirli okuyuculara müjdelenmişti.
Gerçekten de İstanbul’’da Başbakanlık Osmanlı Arşivi’’nde çalışırken bulduğumuz belgeler Buca’’da bir belediye dairesinin kuruluşuna ilişkin bilgiler içermektedir. 9 Mart 1898 tarihli bu belgeye Osmanlı Arşivi’’ndeki İrade-Dahiliye kataloglarında rastladık. Belgenin arşiv fon kodu ise İDH/1353’’tü. Belgenin hicri tarihi ise 18 Zilkade 1315’’ti. Bu tarihi Miladi tarihe çevirdiğimizde 9 Mart 1898 tarihine karşılık geliyordu. Adı geçen belgede özetle; Buca’’nın kentsel gelişimi hızlandığı dile getirilerek İzmir Belediyesi’’ne bağlı bir belediyenin Karşıyaka ve Bornova’’dan sonra Buca’’da da kurulması için karar verildiği vurgulanmıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda 16 Haziran 1898 tarihli Ahenk gazetesi Buca’’da belediye dairesinin kurulduğunun haber vererek ilk belediye reisi ve azalarının isimlerini de açıklamıştı. Haberde, İzmir Belediye Reisi Hacı Eşref Paşa ve Reis Muavini Abdurrahman Efendi’’nin Buca’’ya giderek ilk belediye oluşumunda hazır bulundukları vurgulanıyor ve Buca Belediyesi’’nin ilk yöneticileri şöyle açıklanıyordu: ’“’… Şehrimiz muteberan-ı tücceranından Ispartalızade izzetli Tekfur Efendi taht-ı riyasetinde (başkanlığında) olarak karye-i mezkure (Buca) eşrafından refetlü Salih ve Kokoli, Palayoğlu ve Doktor Beriyo ve Manipopulo Efendilerden mürekkep bir heyet’”.
Arşiv belgelerinin ve dönemin İzmir Gazeteleri’’nin çok açık ve sarih bir şekilde gösterdiği gibi Buca Belediyesi’’nin kuruluş kararı 9 Mart 1898 tarihlidir. Kurulan belediyenin ilk başkanı ise Ispartalızade Tekfur Efendi’’dir. Buca Belediyesi’’nin ilk örgütlenmesinde Rumlar ve Türkler ortaklaşa yer almışlardır. Bütün bu belgelerden anlaşılacağı gibi Buca Belediyesi 112 yıllık bir tarihsel geleneğe sahiptir. Her ne kadar Buca Belediyesi’’nin resmi web sitesinde belediyenin kuruluşu ile ilgili olarak Cumhuriyet dönemine gönderme yapılmış olsa da bunun bir bilgi eksikliğinden kaynaklandığı düşüncesindeyiz. Dönemin belgeleri iyi incelendiğinde Buca Belediyesi’’nin 112 yıllık tarihi ile ülkemizin mahalli idareler geleneği içinde ayrı bir yeri olduğuna kuşku yoktur.