Boş beşik

Abone Ol

Henüz anne demeyi öğrenemeyecek kadar küçüktü. Üstelik annesinin koynunda da değildi. Ne yaşanmıştı da o minicik bedeniyle devlete sığınmıştı? İlgilendiğim şey, korunması gereken bir yerde olduğuydu.

Haberi okuduğumdan beri içimde oluşan o boşluğu sizlerle nasıl paylaşacağımı çok düşündüm. Çünkü sadece benim değil sizlerin de hayatından bir şeyler eksildi. Üstelik birçoğumuz neyi, hangi duyguyu kaybettiğimizin farkında da değiliz. Yazdım, sildim. Öfkem aklımın önüne geçmesin diye bekledim. Çünkü yanlış üslup doğru sözün gerçekten de celladıdır.

Dürüst olmak gerekirse hâlâ hazır değilim. Bazı acılar bağırmaz; sessizce yerleşir hayatımıza. Geçmeyen, kabarmayan, sadece duran sızılarıma bir yenisini ekledim. Ama daha fazla susmak da gidenin adalet arayışına haksızlık olur. Onu ikinci kez terk etmek olur. Bir insanın ikinci ölümü unutulduğu o andır.

Okuyacaklarınızdan benim gibi sizlerin de çok rahatsız olacağını biliyorum. Çünkü hikayenin sahibi küçük bedenine büyük acılar yüklediğimiz çocuklardan sadece biri….

Adı Arda’ydı. Beş aylıktı.

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesine göre yatağı beşiğine küçük geldiği için ölmüştü. Ranzayla yatak arasındaki boşluğa sıkışmış, nefesi kesilmişti. Ölüm nedeni resmi kayıtlara baş ve boyun bölgesinin sıkışmasına bağlı havasız kalması olarak geçti. Bu kadar basitti. Bu kadar anlaşılır. Bu kadar önlenebilirdi. Bir bebeğin ölümü birkaç teknik cümleye sığdı.

Arda artık yok.

Korunması gereken bir yerde korunamadığı için öldü.

Olay kayıtlara “Taksirle ölüme neden olma” olarak geçti. Hukuk işlemeye başladı. Ama bazı ölümler yalnızca hukukla açıklanamaz.

Çünkü beşikle yatak arasındaki boşluk biliniyordu. Tehlike görünüyordu. Çözüm olarak araya bir yastık konulmuştu. Yani sorun çözülmemiş, ertelenmişti. O gün o yastık da maalesef yoktu.

Kamera kayıtlarına göre tam dört saat boyunca o odaya kimse girmedi. Dört saat… Bir bebeğin hayatı için sonsuzluk kadar uzun, onu kurtarmak için bir an kadar kısa.

Arda’nın son anlarını düşündükçe nefes alamıyorum. Muhtemelen ağlayamadı. Çünkü bazı sıkışmalar yalnızca bedeni değil sesi de kilitler. Çünkü kimse duymuyorsa çığlık da yok sayılır.

Sonra hareketsiz bulundu, denildi.

Sonra öldü, denildi ve bir dosya numarası verildi.

Olay ortaya çıkınca herkes konuştu. Eksikliklerden, yetersizlikten, imkânsızlıklardan söz edildi. Ama bunları doğrulayan kayıtlar yoktu. Çünkü çoğu zaman sorunlar yaşanırken değil biri öldüğünde görünür olur.

Trajedi yaşanır ve sonra rapor yazılır.

Temizlik görevlisi bakıcı olur. Bakıcı her işten sorumlu olur. Odalar dolar. Yetişkinler yorulur. Sistem gevşer. Hikayenin sonunda da en korunmasız olan düşer.

Bu, uzun süredir devam eden bir ihmalin görünür hâle gelmiş son halkasıdır.

Dava başladı.

Peki gerçekten yargılanan kim ya da kimler?

O odadan sorumlu personel mi yoksa odayı o hâle getiren düzen mi?

Artık Arda yok.

Çünkü yatak küçüktü.

Çünkü beşik büyüktü.

Çünkü yastık yoktu.

Çünkü personel yoktu.

Çünkü denetim yoktu.

Çünkü sorumluluk aşağıya inerken hesap verme yukarıya hiç çıkmadı, çıkmıyor.

Çocuklar öldüğünde de dünya dönmeye ve hayat akmaya devam eder, evet. Ama bir yerde görünmeyen bir boşluk açılır. Arda’yı öldüren boşluk hâlâ orada duruyor. Yalnızca bir beşiğin içinde değil ihmallerin saklandığı her yerde. Adalet sağlanmazsa o boşluk kapanmayacak; sadece yeni isimlerle dolacaktır. Çünkü bazı ölümler unutulduğu için tekrar eder. Bazı ölümler tercihlerin, ertelemelerin ve görünmez kılınan sorumlulukların sonucudur.

Bu olay bir kaza değil, açık bir ihmal zinciridir. İhmal zinciri ise her zaman en zayıf halkada değil en güçlü halkada başlar.

Arda’nın adı bir dosya numarasına indirgenmemeli; sorumluluğu bulunan herkes, unvanı ne olursa olsun, hukuk önünde hesap vermelidir. Çünkü adalet yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir; bir daha hiçbir çocuğun aynı ihmaller nedeniyle ölmemesini sağlamaktır.