8 Ocak 2012.
Günlerden Pazar, İzmir'i yağmur yüklü bulutlar teslim almış. Caddeler, sokaklar birer dereye dönüşmüş…
Menemen –Çiğli arasında bir noktada trafik polisi bizi durduruyor.
Aracı süren arkadaşıma 'telefonla konuştun' diyor.
Doğru; arkadaşım tam o sırada gideceğimiz yerin adresini soruyordu. Cezamızın kesilmesi için sıraya girdik. Bizden sonra başka araçlar da durduruldu.
Ancak bir gariplik yaşanıyordu. Kimi araç sürücüleri telefona sarılıyor, bir yerleri arıyor ve anında kendilerine 'yola devam' işareti veriliyordu.
Ceza kesmekle görevli memura bunun ne anlama geldiğini sorduk, bağıra-bağıra konuşmaya başladı: 'Sabahtan beri kimseye ceza kesemiyoruz, torpili basan gidiyor, biz bu işi bırakalım.'
Doğrusu arkadaşım da dayanamadı; 'Bizim ne suçumuz var, şimdi nereden torpil bulalım' dedi.
Polis memurunun ağzından çıkan en önemli tespit şuydu 'Bizde müşteri memnuniyeti yoktur'
Her Türk vatandaşı gibi 'tutanağı okumadan' bastık imzayı, yolumuza devam ettik.
Sonradan ne mi oldu?
Trafik İdari para cezası tutanağında, araçta telefonla konuşma cezası yerine, kırmızı şıkta geçme iddiası vardı. Bunu da saatler sonra fark ettik.
74 TL yerine 154 TL'yi polis bey yazmıştı.
Devletin polisine, onun torpiline söz söylemenin cezasını iki katıyla ödemiş olduk.
Ak Parti hükümeti 'Devletin kendi vatandaşına olan düşmanca tutumunu, davranışını, cezalandırma tutkusunu' ortadan kaldıramadı.
Yorgun, eskimiş, günümüz koşullarına uymayan bürokrasiye ve kamu savurganlığına müdahale edemedi.
Yollarda kurulan polis tuzaklarının amacı, trafik kazalarını önlemek değil, hazineye daha çok para kazandırmaktır. Çünkü hazineden geçinenlerin de buna ihtiyacı var.
Polis memuru T.Çelik beyinde bağırarak söylemek zorunda kaldığı gibi…
Devletin 'müşteri memnuniyeti' diye bir sorunu yoktur. Ya da vatandaş memnuniyeti…
Devletimiz işin kolayını bulmuş, kendisini değiştirmeye zorlayan herkesi ' devleti yıkmakla' itham eder, statükoyu korumakta direnir. Oluşturduğu düşünce kalıplarının (adına çeyrek demokrasi diyorum) dışına taşanları 'hain' ilan etmekte tereddüt etmez.
Kendi içine inmeyi başaramayan, yenilenme ihtiyacı hissetmeyen sistemlerin tamamı çökmüştür. Bunu bilmemize rağmen, hazineye para aktarmak adına, devlet kendi vatandaşına adım başı pusu kuruyor.
125 bin resmi makam aracının yakıtı, fakir fukaraya kurulan bu iğrenç pusulardan alınıyor.
Almanya'nın 15 bin.
İngiltere'nin 12 bin.
Japonya'nın 10 bin resmi aracı var.
Yoksul halkın zengin devleti, yazlıkları, beş yıldızlı sosyal tesisleri, sarayları, köşkleri, sahil kampları, yurt dışı seyahatleri, on binlerce hizmetlisi, kapıcısı, çaycısı şoförleriyle saltanatını sürdürüyor.
Nereye kadar?
İşte orasını bilemem.
Ölçü gözetmeyen, sınır tanımayan, denge sağlayamayan, adalet dağıtamayan sistemler birer-birer tarihe gömülüyor.
Son sözüm Seneka'dan:
'Hükümdarların kavuştukları en büyük nimet,
Halkın, hem dertlerini çekmesi hem de üstelik
Onları övmek zorunda olmasıdır'
Çok ama çok güzel bir tespit. Hem Ankara'nın derdini çekiyoruz, hem de medya soytarıları vasıtasıyla övgülerine katlanıyoruz.