Biraz İzzet, biraz N.Ç, biraz bayram

Abone Ol
Biraz tatil ve çokca ajans işleriyle geçti haftam, yine gündemden uzaklaştım…
Ümit'e sordum ''Nedir gündem, ne yazayım?'' diye…
''Nihat Doğan-İzzet Yıldızhan olayını yaz '' dedi kestirdi attı…
Böyle bir şeyler gözüme ilişmişti ama ne yalan söyleyeyim, ayrıntılarını falan okumamıştım…
Bir bakayım dedim, baktığıma bakacağıma pişman oldum…
Nihat Doğan ve İzzet Yıldızhan'ı aynı cümle içinde düşünün, yanına da seks gibi ulvi bir kavramı iliştirin… Şimdi aklınıza ne geliyorsa durumun özeti bu işte…
Olay, ''Acımız büyük'' diyerek 29 Ekim tören ve kutlamalarını iptal edenlerin de bizzat katıldıkları Bakan Zafer Çağlayan'ın oğlunun düğün sonrasında gerçekleşmiş…
Bu muhteşem ikili de acılarını hafifletmek amacıyla düğün sonrası dört kadınla bir otel odasına çekilmişler… İşte, ne olduysa ondan sonra olmuş…
Maşallah detaylar öyle bir serilmiş ki ortaya, hele hele İzzet Yıldızhan'ın 8+1'lik performansı, hey yavrum hey… Bu konuda başka bir şeyler yazmak istemiyorum, çünkü detaylar beni fazlasıyla aşıyor…
Ama, benim memleketimin polisi bile bir başka basarmış meğer, bunu gördüm…
Bu arada Hamdi Alkan'ın konuyla ilgili twitter yorumunu da çok tuttum: ''İffet'e rakip dizi: İzzet''
* * *
Benim bugün asıl değinmek istediğim konu ülkeye büyük bir travma yaşatan N.Ç davası…
Bazı o.ç'ları karşısında çaresiz kalmış, üstüne bir de utanç verici bir yargı sürecinden darbe yemiş 20 yaşında gencecik N.Ç'den bahsetmek istiyorum….
Talihsiz N.Ç 2002 yılında daha 13 yaşındayken, aralarında asker ve devlet memurlarının da olduğu 26 kişinin tecavüzüne uğrar… Açılan dava 8 yıl sürer… Mahkeme ''Sanıklarla kendi rızasıyla birlikte oldu'' der, Yargıtay da bu kararı onar… Olayın özeti bu…
Anlayacağınız, pek yüce adaletimiz sayesinde, Hrant Dink'i öldüren 17 yaşındaki Ogün Samast, kendi rızasıyla cinayet işlemeyecek kadar çocuk, ama 13 yaşındaki N.Ç, kendi rızasıyla 26 o.ç ile birlikte olacak kadar yetişkin…
Ben burada Yargıtay'a kocaman bir alkış istiyorum…
İnsanın tüylerini diken diken edecek bir karar… Bu içerikte bir davanın görülüyor olması bile yeterince tiksindiriciyken, çıkan bu karara ne denir ki…
Merak ediyorum bu hakimler o an ne düşünüyorlardı… 13 yaşında bir kız çocuğunun kendi rızasıyla toplu tecavüze uğrayabileceğini varsayan bu beyinlere ben sadece ''çüüüüşşş'' demek istiyorum … Hayır, yani mahkemeler böyleyse adaleti kim sağlayacak, kime güveneceğiz…
Haberi ve ayrıntıları okudukça, yüreğim sıkıştı resmen…
N.Ç. yaşadığı tecavüzlerden sonra sağlık sorunları yaşamış, oturmakta dahi güçlük çektiği için tam 4 kez ameliyat olmuş…
''Kendi rızasıyla'' demişti değil mi mahkeme?..
N.Ç'nin avukatı olayı AİHM'e götürecekmiş… İnşallah AİHM, güzel ülkemin adalet sistemini bir güzel yargılar da gereken cezayı keser… Bunu yürekten diliyorum…
Bir başka dileğim ise, N.Ç davası umarım ki bir utanç davası olarak hafızalara kazınır da başka çocukların cinsel istismarlara uğramaması, cinsel köle olarak kullanılmamasına örnek teşkil eder… Ve tabi en önemlisi de suçlular hak ettiklerince ağır ve caydırıcı cezayı alırlar…
* * *
Veee Kurban Bayramı…
Yarından itibaren 5 günlüğüne uzaklaşıyorum buralardan… Caddelerin sokakların kan gölüne dönmediği yerlere gitmeyi planlıyorum…
Biliyorum şimdi yazacaklarım bazılarını kızdıracak ama bu benim özgün düşüncem, hiç kimseyi bağlamaz…
Sevmiyorum arkadaş, sevmiyorum işte…
Nice kellelerin havalarda uçuştuğu, nice bağırsakların deşildiği, kanın gövdeyi götürdüğü bu bayramı sevmiyorum…
Tüm bunlar olurken küçücük çocukların seyirci koltuklarında oturmasını sevmiyorum …
Kimse kusura bakmasın ama sokaklarda, bahçelerde çocukların gözü önünde, her önüne gelenin bıçağı alıp hayvan kesmesi, o çocukların büyüdüklerinde sokak hayvanlarına keyfi eziyet ve işkenceleri için uygun bir psikolojik alt yapıyı oluşturuyor. Örneklerini çokca görüyoruz…
Ayrıca, 4 gün boyunca haber bültenlerinde elini ayağını doğrayan acemi kasapları, kaçan boğaları, eziyet edilen kurbanlıkları izlemek istemiyorum…
Vejeteryan olmamam, et yiyor olmam, bu tür vahşet görüntülerini normal karşılamamı gerektirmez… Evet, ben de et yemeyi seven biriyim, ancak vahşet ve eziyet eşliğinde kan dökülmesi karşılığında cennet vaadine inanmak gelmiyor içimden…
Sevmiyorum işte Kurban Bayramı'nı var mı ötesi…
Hayvanlara yapılan eziyetleri gördükçe, şeytan öyle bir dürtüyor ki beni, ''Bırak hayvanı falan git o adamı kes'' diyor…
Yahu, madem işin özü/amacı hayır, o zaman o parayı fakirlere bağışlayın… Artık et mi alır, başka bir ihtiyacını mı karşılar kendisi bilir… Çünkü, yoksulların etten önce gelen çok daha temel ihtiyaçları olabilir… Ne bileyim, bir çocuğun ayağına ayakkabı almak, O'nu ertesi gün çöpe bırakacağı bir iki parça kemikten daha mutlu eder…

Bilirsiniz, etlerin iyi parçaları gösteriş uğruna komşulara dağıtılır… Daha da fazlası ise buzlukta stok yapılır… Fakire falan gitmez nedense… E hani nerede hayır?..

İyi bayramlar İzmir, iyi bayramlar Türkiye!