Bir sonraki istasyon: Kırıklar!

Abone Ol
Yeni yıl geldi, geliyordu derken bir bir tüketmeye başladık bile… İşe güce koyulup yaşam telaşına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yıla en enteresan başlayan isim ise şüphesiz şüpheli (!) Aziz Kocaoğlu oldu. Geçtiğimiz yıl 'Adalet istiyorum!' diyerek ciddi bir öfke patlaması yaşayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu yeni yıl mesaisine Adliye'de başladı. Yeni yılın ilk mesai gününde 'şüpheli' sıfatıyla ifade vermek üzere adliye koridorlarında olan Kocaoğlu beklenenin tam aksine olabildiğince sakindi. Fakat ne yazık ki Kocaoğlu'na destek vermek için orada olan yetkili/yetkisiz kişiler için aynı şeyi yazamayacağım. Çünkü yapılan alakalı/alakasız yorum ve açıklamalar Kocaoğlu'nun işini daha da zora sokacak türdendi.
Sevdiğim güzel bir söz vardır: 'Haklı olduğunuza inanıyorsanız, sakin olmayı başarabilirsiniz.' Kocaoğlu bana göre adliyeden bu sözün hakkını vererek ayrıldı. Peki ya haklı mı? Bunun hükmünü vermek bize düşmez. Fakat Genelkurmay Başkanlığı yapmış İlker Başbuğ'un bile çağırılarak ifadesine başvurulduğu ve hatta gazetecisinden paşasına kadar yüzlerce tutuklunun bulunduğu ülkemizde Aziz Kocaoğlu'nun onu diğerlerinden ayıran farklı bir özelliği olduğunu düşünmüyorum.
Kocaoğlu herkesten daha masum ve belki herkesten daha dürüst bile olabilir. Ne var ki sevsek sevmesek, beğensek beğenmesek ve hatta inandırıcılığından şüphe bile etsek ortada bir soruşturma var. Bu yüzden o veya bu kişi tarafından yapılan gelişi güzel basın demeçlerinden ziyade şüpheli avukatları tarafından yapılacak kuvvetli bir savunma daha etkili olacaktır. Nitekim böyle bir savunma hazırlanarak ilgili makama sunuldu.
'Aziz Kocaoğlu dürüsttür. Aziz Kocaoğlu temizdir' gibi söylemler maalesef Kocaoğlu'nu yargılamaya/soruşturmaya mani değildir. Halk onu temiz bulup güvenmiş ki seçmiş. Bundan şüphe yok. Şimdi ise Kocaoğlu'nun temiz olup olmadığına yargı karar verecek. Şayet yargının baskı altında olduğu ve kuşatıldığı hissindeyseniz bile bu kaosu yine hukukun çözeceğine olan inancınızı yitirmemelisiniz. Çünkü hukuk kendi içindeki hukuksuzluğu bile yenebilecek güçtedir.
O gün destek için adliyede olan başkanlar hadi neyse de, beni en çok Alaattin Yüksel şaşırttı. Genel başkan yardımcılığı yapmış bir isim olan Yüksel'in Başbakan'a yönelik 'Sizin yaşadıklarınızı muhalefetin yaşamasına izin vermeyin' açıklaması bana göre büyük bir acz içeriyordu. Yüksel adalet istemiyor adeta adalet dileniyordu. Acizliğin yanı sıra çok bariz bir çelişki de vardı. Başbakan da bu olaya maruz kalmışsa o vakit anormal olan ne? Eğer bu süreç anormal değilse de bunca kıyamet niye?
CHP İzmir'in çok bilen il başkanı Bayır'ın açıklaması ise akıllara zarardı. İşte ona şaşırmadım. 'Savcının söylediğine göre dosyanın artık kapanma aşamasında olduğu için başkanın ifadesine başvurdular' diyen Bayır bu açıklamasıyla da engin hukuk bilgisini zorlayarak bu konudaki bütün teamülleri alt üst etti. Bu kadar tantana boşuna o zaman… Baksanıza dosya kapanacakmış!
Görünen o ki Baykal'ın son İzmir ziyaretinde üstüne basa basa vurguladığı o büyük hatanın devamında ne yazık ki ısrar ediliyor. 'Burada bizim muhatabımız HSYK değil, Başbakan. Başbakan Erdoğan büyük bir inatla gittiği referandumda, HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin yapısını değiştirmiştir. Bu kurumları siyasetin etkisi altına çekmiştir' diyen Baykal çok haklı. Aynı şekilde bu olayda ihalenin hakim ve savcılar üzerinde bırakılması yönünde harcanan çaba kanımca doğru değildir. Ortada iddia edildiği gibi bir baskı var ise baskıya maruz kalan değil baskı yapan tarafla savaşılmalıdır. Nihayetinde savcı, hakim de bir insandır. Bilgiye dayanmayan tahrik edici basın demeçlerinden kaçınılmalıdır. Savcı ve hakimle değil sistemle uğraşılmalı ve sadece Aziz Kocaoğlu için değil herkes için adalet istemeliyiz. Bırakınız ifadesinin alınmasını suçsuz yere yıllarca hapis yattığını düşünen/ifade eden insanların var olduğunu unutmamalıyız. Basın karşısında şov yapan vekillerimiz parlamentoda kürsüye çıkıp 'Mülkün temeli olan Adalet, Büyükşehir'in yeni yıl temennisi oldu' diyebilmelidir. Aksi takdirde adalet nereye gider bilmem ama birileri hatta belki ikileri, üçleri Kırıklar'a gider. Belki de başlıkta dediğim gibi 'The next station: Kırıklar!'
Not 1 : Örgütlerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı olan Altan İnanç il başkanı Bayır'ın bıraktığı Ödemiş bayrağını devralmış görünüyor. Zira kendisi basına yaptığı bir açıklamasında Ödemiş'e bağlı Kaymakçı beldesinde üye listelerinin askıya çıkarılmadığını iddia etmiş. Doğrudur ve haklıdır da… Ancak eğer zahmet edip CHP Genel Merkezi'nin 21.11.2011 tarih ve 2011/8262 sayılı 'Köy ve Mahalle Muhtarlık Bölgeleri Temsilcileri (Delege) Seçimlerine Esas Olacak Üye Çizelgelerinin Askıya Çıkartılması Süreci Hk.' yayınlanan genelgeyi okurlarsa yanıldıklarını anlayacaklardır. Çünkü bu genelgede üye listelerinin ilçe binasında asılacağı ve hatta ilçe binalarının 10.00 – 18.00 saatleri arasında açık olması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Yani üye listelerinin belde örgütlerinde askıya çıkarılacağı yönünde bir madde bulunmamaktadır. İşkembeden sallayıp yapay sorunlar üretmek çabası bariz bir şekilde görülmekte olup bir an için aksi bile düşünülse bir yöneticinin basın aracılığı ile örgüt problemlerini konuşması doğru değildir.
Not 2 : Açık açık Başbakan'ın ekonomi politikalarını öven, Fethullah Gülen'i bilge ilan eden, 'Atatürk'ün ilke ve inkılaplarının bekçisi değilim, olmak da istemiyorum' diyen ve hatta Atatürk'ü soykırıma göz yummakla suçlayan genel merkez yöneticileri, milletvekilleri dururken 'Ak Parti'nin vatandaşın evin önüne kadar getirdiği suyu biz evin içine almakla uğraşalım' diyen Savcı Sayan'ın ihraç istemiyle disipline verilmesi bana göre tam bir kara mizahtır.