Princess Otel ihalesi tam bir karmaşaya dönüştü; 'Aşağıya tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali' yani; herkes haklı.’¶
Bir yanda; devletin malı bu, kamu yararı var. Bir an önce ihale bitsin, kira gelirleri alınmaya başlasın, bu gelir yatırıma dönüşerek vatandaşa hizmet olarak dönsün.
Diğer bir yandan da milyonlarca lira teminat mektubu yatır. İhaleyi kazan. Büyük bir şevkle çalışmalara başlamak için start ver. Banka görüşmelerini yap. İyileştirme için hazırlıklara başla. Daha sonra isimsiz bir ihbar telefonu her şeyi içinden çıkılamaz hale getirsin. Aslında eğer ihbar edildiği gibi, zeminden kolonlar kesilmişse; ihbarda bulunan her kimse ona teşekkür etmek hatta alnından öperek bir madalya vermek lazım.
Neden mi?Ya ihbar telefonu gelmeseydi. Kolonların kesildiği anlaşılmasaydı. İhaleyi alan firma "İhale komisyonu tarafından nasıl olsa teknik kontroller yapılmış" diyerek, güçlendirme yapmadan sadece dış giydirme ile işi kotarsaydı, siz, biz ya da her hangi birimiz, ihale komisyonunda yer alanların çocukları, her kimse Allah korusun bir gün gittiğimizde otel başımıza çökseydi; bunu vebalini kim nasıl ödeyecekti?
Ben teknik konularından pek anlamam. Ancak; Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'nin hazırladığı raporunun sadece şu kısmını yazmak sizler içinde yeterlidir sanırım;
"Betonarme perde sisteminde sonradan açılmış olan yırtık yapının taşıyıcı sistemini doğrudan etkilemiştir." Doğrudan etkilemiştir sözünden siz anlarsınız bilemem. Benim anladığım; "Dikkat bu bina çökebilir."
Princess'ın bulunduğu yapı 1980’’li yıllarda yapılmış. O yıllarda yapılan binaların hesaplamaları ile günümüzde yapılan binaların statik hesapları herhalde çok farklı olacaktır. Söylemek istediğim 'deprem etüdü' falan denir hani. Bu yapılmış mıdır?Tabi Princess Otel Narlıdere sınırları içinde olduğuna göre, bu konuda ihale komisyonu ihaleye çıkmadan önce Narlıdere Belediyesi'ne bir görüş sormuş mudur?
Sonuçta eğri oturup doğru konuşalım derler ya; ihaleye çıkmadan önce bu binanın fiziksel koşulları dikkate alınmadan yangından mal kaçırırcasına ihaleye çıkıldığı gibi bir his var içimde. Doğrudur değildir. Ancak son günlerde yaşanan gelişmelere bakıldığında sıkıntı siyasi platforma çekilip İzmir Valisi Sayın Cahit Kıraç'ta konuya müdahil edilmek istenmekte.
İhale komisyonunda hangi siyasi partiden kaç kişi, ya da kimler vardır ben bilmem. Benim bildiğim şu; İhale Komisyonu Sayın Vali Kıraç'a çıkıp, "Efendim. Zemin etütlerini, deprem dayanıklılık testlerini, binanın fiziksel tetkiklerini yaptık. Demirbaşlarını bir tutanakla tespit ettik. İhaleye çıkmak için eksiklerimiz var mı?" diye sordunuz da; Sayın Kıraç, "yok ihaleye çıkın" dedikten sonra mı ihaleye çıkıldı?
Bu sorunun yanıtı tabi ki Sayın İzmir Valisi Cahit Kıraç'ta. Ben inşallah yanılırım; ama, böyle bir yolun izlendiği görüşünde değilim.
Bu gelişmeler sonrası ne yapılması gerektiğine gelince. Tabi bu da benim düşüncem; Sayın Vali tartışma ortamına değil uzlaşma platformuna çekilmeli, her iki tarafı dinlenmesi sağlanmalı. Ortada hem kamu yararının mağduriyeti, diğer yanda ise; bir şirketin milyonlarca liralık maddi kaybı söz konusu. İki tarafın mağduriyetinin giderilmesi gereksiz tartışmalarla değil, ortak akıl, her iki tarafın uzlaşan bir tavrı ve Vali Kıraç'ın bu konuda hakem görevi yapmasıyla mümkündür.
Uzlaşı zor mudur?
Her iki tarafta iyi niyet varsa; değildir.
TAHİR ŞAHİN’’DEN İLK UYGULAMA
Geçtiğimiz hafta, 'Damdaki düşmana belediye denetimi' yazımla baz istasyonlarına belediyelerin yapı ruhsatı yönünden denetleme yetkisi verdiğini yazmıştım. Aslında Anayasa Mahkemesi'nin aldığı bu karar belediyeler açısından sevindirici gibi görünmesine karşın, belediye ile 'Baz istasyonu istemiyorum' diyen mahalleliyi karşı karşıya bırakabileceğini yazmıştım.
Bu yazım öncesi; Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı almasında etkisi var mıdır? Bilemem. Bildiğim; Menemen Belediye Başkanı Tahir Şahin Anayasa Mahkemesi kararının çıkmasından önce büyük bir riski göze aldı. Belki de Türkiye'de yine bir ilki gerçekleştirerek, ilk kez mahallelinin tepkisine neden olan 'damdaki düşmana' mühür vuran isim oldu.