Bir Film, Bir Ülke – The President’s Cake ve Irak (5)

Abone Ol

Filmin adı ilk bakışta son derece yalın görünüyor; The President’s Cake. Sanki bütün hikâye, bir başkanın doğum günü için hazırlanacak pastanın etrafında dönecekmiş izlenimi veriyor. Oysa film ilerledikçe pastanın kendisi giderek görünmez, temsil ettiği anlam ise büyür. Çünkü bu pasta hiçbir zaman yalnızca bir pasta değildir. Bir çocuğun omuzlarına yüklenen sorumluluğu, devletin gündelik hayat üzerindeki görünmez baskısını, yoksulluğun sıradan bir mutfak işini bile neredeyse imkânsız hâle getirdiğini temsil eder. Lamia’nın aradığı şey aslında yalnızca un, şeker ya da yumurta değildir; çocukluğunu koruyabileceği küçük bir alandır. Bu yüzden filmin adı, hikâyenin en güçlü metaforuna dönüşür.

Film, Saddam Hüseyin dönemini ne şeytanlaştıran kolaycı bir öfkeye yaslanıyor ne de geçmişe mesafeli, soğuk bir tarih dersi vermeye çalışıyor. Onun yerine, siyasetin sıradan insanların hayatına nasıl sızdığını gösteriyor. Filmde devlet bazen bir okul görevi olarak, bazen insanların günlük ilişkilerinde, bazen de eksik kalan bir mutfak rafında görünür. Böylece iktidar, yalnızca yönetim binalarında değil, gündelik hayatın en küçük ayrıntılarında da hissedilen bir olgu hâline gelir.

The President’s Cake’i değerli kılan bir başka özellik de Irak’ı tek bir kimliğe indirgeyen bakışı reddetmesidir. Uluslararası medyada Irak uzun yıllar boyunca çoğunlukla savaşlar, işgaller, diktatörlük ya da mezhep çatışmaları üzerinden tanıtıldı. Hasan Hadi ise kamerasını bambaşka bir yere çeviriyor. Onun ilgisini çeken şey, bütün bu büyük tarihsel olayların ortasında yaşamaya devam eden insanlardır. Pazara gidenler, torununa bakan bir büyükanne, okuluna gitmeye çalışan çocuklar, birbirine yardım eden ya da yardım etmekten çekinen sıradan insanlar… Böylece Irak, haber bültenlerinde görülen soyut bir ülke olmaktan çıkar; yüzleri, sesleri ve gündelik alışkanlıkları olan gerçek bir topluma dönüşür.

Filmin en kalıcı yanlarından biri, seyirciyi kesin yargılar vermeye zorlamamasıdır. Hikâyenin sonunda kimin bütünüyle haklı, kimin bütünüyle haksız olduğuna karar vermemiz beklenmez. Film bunun yerine daha zor bir şey yapar: Bizi, baskının insanlar üzerindeki etkisini anlamaya davet eder. Çünkü otoriter dönemlerde verilen her karar yalnızca ahlaki bir tercih değildir; aynı zamanda hayatta kalma mücadelesinin de parçasıdır. The President’s Cake, bu gri alanları koruduğu için uzun süre hafızada kalır.

Bir Film, Bir Ülke dizisinin amacı yalnızca iyi filmler önermek değil, sinema aracılığıyla toplumları daha yakından tanıyabilmek. The President’s Cake bu amaca güçlü biçimde hizmet eden filmlerden biri. Irak’ın binlerce yıllık tarihini doğrudan anlatmaz; fakat o tarihin bıraktığı izleri, modern devletin çelişkilerini ve ambargo yıllarının gündelik hayattaki karşılığını tek bir çocuğun yolculuğunda görünür kılar. Bu nedenle film, yalnızca Irak üzerine değil; çocukluk, iktidar, yoksulluk ve insan onuru üzerine de evrensel bir anlatıya dönüşür.

Bazı filmler seyredildikleri dönemin tanığı olarak kalır; bazıları ise o dönemin ötesine geçerek insanlık hâline dair daha geniş bir söz söyleyebilir. The President’s Cake ikinci gruba yaklaşan filmlerden biri. Çünkü sonunda akılda kalan yalnızca Lamia’nın pastası değildir. Akılda kalan, bütün baskılara rağmen hayatın küçük ayrıntılarında varlığını sürdüren insanlık duygusudur. Filmin başarısı burada yatıyor: Irak’ın yakın tarihini bir çocuğun göz hizasına indirirken, o hikâyeyi dünyanın herhangi bir yerindeki izleyicinin de kendi hayatıyla ilişki kurabileceği evrensel bir deneyime dönüştürmesinde…