Bir Film, Bir Ülke – The President’s Cake ve Irak (4)

Abone Ol

The President’s Cake, Iraklı yönetmen ve senarist Hasan Hadi’nin ilk uzun metraj filmi olarak dikkat çekti. Bu bilgi tek başına bile filmin taşıdığı anlamı büyütür. Çünkü Hadi, Irak’ı dışarıdan gözleyen bir yönetmen değil; çocukluğunun bir bölümünü Saddam Hüseyin döneminin Irak’ında geçirmiş, daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde sinema eğitimi almış bir sanatçıdır. Bu nedenle film, yalnızca tarihsel bir dönemi yeniden kurma çabası değil, kişisel hafıza ile ülke hafızasının birbirine temas ettiği bir anlatı olarak görülebilir. Hadi’nin senaryoyu da kendisinin yazmış olması, filmin dünyasını daha bütünlüklü kılar. Hikâyenin merkezindeki çocuk bakışı, dışarıdan eklenmiş bir dramatik tercih gibi durmaz; yönetmenin kendi geçmişiyle, Irak’ın yakın tarihiyle ve çocukluğun kırılgan algısıyla doğrudan ilişkilidir.

Hasan Hadi’nin yönetmenliğinde en dikkat çekici nokta, anlatıyı büyütmeden derinleştirmesidir. Saddam Hüseyin dönemi, ambargo yılları ve devlet baskısı gibi büyük başlıklar, sinemada kolayca melodrama ya da siyasal slogana dönüşebilir. Hadi bunun yerine küçük bir hikayenin peşinden gider. Bir çocuğun başkanın doğum günü için pasta yapmak zorunda kalması, ilk bakışta neredeyse masalsı bir çıkış noktası gibi görünür. Fakat yönetmen bu çıkış noktasını ağırlaştırmadan, her adımda gerçekliğe yaklaştırır. Filmde dramatik olan şey, yalnızca olayların kendisi değildir; o olayların sıradan insanlar tarafından neredeyse olağan kabul edilmesidir.

Filmin senaryosu da bu ölçülülük üzerine kurulu. Hikâye, seyirciye Irak hakkında bilgi vermek için durup açıklama yapmıyor. Bunun yerine, devletin gücü, okulda verilen görevde; yoksulluk, bulunamayan malzemelerde; toplumsal dayanışma, insanların birbirleriyle kurduğu küçük ilişkilerde görünür. Senaryo, büyük siyasal olayları doğrudan anlatmak yerine, onların insanların gündelik hayatına nasıl sızdığını gösterir.

Lamia karakterini canlandıran Baneen Ahmed Nayyef, filmin duygusal merkezi. Onun performansı, hikâyenin inandırıcılığını belirleyen en önemli unsurlardan biri. Çocuk oyuncularla çalışmak sinemada her zaman özel bir hassasiyet ister; çünkü fazla yönlendirilmiş bir performans doğallığı hızla bozabilir. Baneen Ahmed Nayyef’in oyunculuğunda ise abartılı bir dramatik vurgu yok. Lamia’nın korkusu, merakı, inadı ve zaman zaman ne yapacağını bilemeyen hâli, çoğu kez bakışlarında ve küçük beden hareketlerinde hissedilir. Bu sadelik, karakteri daha etkileyici kılıyor. Lamia, seyircinin acıması için yazılmış bir çocuk değil; kendi dünyası, arzuları, korkuları ve sezgileri olan canlı bir karakter olarak adeta karşımızda duruyor.

Sajad Mohamad Qasem’in canlandırdığı Saeed karakteri, Lamia’nın hikâyesine hareket ve karşılıklı enerji katar. Saeed, yardımcı çocuk karakter olarak Lamia’nın yolculuğundaki ritmi değiştiriyor. Çocukların birbirleriyle kurduğu ilişki, filmin en doğal alanlarından biri. Yetişkinlerin dünyasında korku, hesap ve temkinlilik varken; çocukların dünyasında merak, acelecilik ve kimi zaman tehlikeyi tam kavrayamayan bir cesaret vardır. Bu karşıtlık, filmin anlatımına canlılık kazandırıyor.

Waheeda Thabet Khreibat’ın canlandırdığı büyükanne Bibi ise filmin duygusal ve toplumsal ağırlık merkezlerinden bir diğeri. Bibi, yalnızca Lamia’ya bakan yaşlı nenesi değil; savaşların, yokluğun ve toplumsal çöküşün içinden geçmiş bir kuşağı temsil ediyor. Onun varlığı, Irak’ta ailenin ne kadar önemli bir dayanışma alanı olduğunu da gösteriyor. Filmde büyükannenin bedensel yorgunluğu, hastalığı ve sınırlı imkânları, yalnızca bireysel bir durum gibi görünmüyor; ülkenin yaşlı kuşaklarının taşıdığı tarihsel yorgunlukla da ilişkili olduğu seziliyor. Rahim AlHaj’ın canlandırdığı Jasim ve diğer yan karakterler de bu dünyanın yalnızca Lamia’nın etrafında dönmediğini; herkesin kendi kırılganlığı, korkusu ve hayatta kalma biçimi olduğunu hissettiriyor.

Filmin oyuncu kadrosunda profesyonel yıldız etkisinin öne çıkarılmaması bilinçli bir tercih gibi görünüyor. The President’s Cake, seyirciyi tanıdık yüzlerin cazibesiyle değil, karakterlerin sahiciliğiyle içine alıyor. Oyuncular çoğu zaman rol yaptıklarını belli edecek abartılı jestlerden kaçınıyor. Bu tercih, filmi belgesel gerçekliğine yaklaştırıyor. Seyirci, oyunculuk gösterisi izlediğini değil, bir dönemin içinden geçen insanlara yaklaştığını hissediyor sanki.

Görüntü yönetmeni Tudor Vladimir Panduru’nun katkısı, filmin atmosferini belirleyen temel unsurlardan biri. Panduru’nun kamerasında mekanlar, bir ülkenin acısını ajite etmek için değil, hayatın doğal zeminini göstermek için kullanılıyor. Evler, sokaklar, pazar yerleri ve okul, dramatik dekorlar değil, karakterlerin gerçekten yaşadığı alanlar gibi duruyor. Kamera çoğu zaman Lamia’nın hareket alanına yakın kalıyor. Böylece seyirci, olayları yukarıdan bakan bir gözle değil, çocuğun dünyasının içinden izliyor.

Filmin görsel dili, geniş tarihsel panoramalar kurmaktan çok ayrıntılara yaslanıyor. Bir malzemenin bulunamaması, bir pazar tezgâhının boşluğu, bir evin sade düzeni, okulun disiplinli atmosferi ya da insanların birbirlerine temkinli yaklaşması, dönemin ruhunu uzun açıklamalardan daha güçlü biçimde taşıyor. Kısacası, Panduru’nun sinematografisi, hikâyenin önüne geçmiyor; aksine, hikâyenin içinde sessizce çalışan bir hafıza alanı yaratıyor.

Kurgu, filmin bu sakin ve gözlemci yapısını destekliyor. Andu Radu’nun kurgusu, hikâyeyi hızlandırmak ya da yapay gerilimlerle büyütmek yerine, karakterlerin yaşadığı zaman duygusuna yakın duruyor. Lamia’nın yolculuğu bu nedenle bir macera temposuyla değil, gündelik hayatın zorluklarıyla ilerliyor. Beklemeler, arayışlar, karşılaşmalar ve küçük aksaklıklar filmin ritmini oluşturuyor. Bu ritim, seyirciyi sabırlı olmaya davet ediyor.

Yapım tasarımı ve mekân düzenlemesi de filmin inandırıcılığı açısından önemli. 1990’ların Irak’ını kurarken film, dönemi yalnızca kostüm ya da dekorla anlatmıyor. Eşyaların azlığı, mekânların kullanım biçimi, insanların gündelik davranışları ve kamusal alanların dokusu, ambargo yıllarının yarattığı daralmayı hissettiriyor. Bu dünya yoksuldur ama cansız değildir. İnsanlar pazara gider, konuşur, tartışır, pazarlık yapar, çocuklar kendi aralarında hareket eder. Film, yokluğu gösterirken hayatın devam ettiğini bu bağlamda unutturmuyor. Bu denge, The President’s Cake’in en önemli estetik başarılarından biri.

Ses tasarımı bu gerçeklik duygusunun bir parçası. Film, müziği seyircinin duygularını yönlendiren baskın bir araç olarak kullanmıyor. Sokak sesleri, pazar uğultusu, çocukların konuşmaları, okulun içindeki hareket, insanların gündelik telaşı ve sessizleşen anlar, anlatının ses dokusunu oluşturuyor. Bu tercih, filmi daha sahici kılıyor.

Filmin uluslararası başarısı, bütün bu tercihlerin ne kadar etkili karşılandığını gösteriyor. The President’s Cake, 2025 Cannes Film Festivali’nde Directors’ Fortnight seçkisine davet edildi ve burada hem Caméra d’Or ödülünü hem de Directors’ Fortnight Seyirci Ödülü’nü kazandı. Caméra d’Or, Cannes’da ilk uzun metraj filmlere verilen en önemli ödüllerden biridir. Hasan Hadi’nin ilk filmiyle bu ödülü kazanması, yalnızca kişisel bir başarı değil, Irak sineması açısından da tarihsel bir görünürlük anlamına gelir. Uzun yıllar savaş, işgal ve siyasal krizlerle anılan bir ülkenin, bu kez bir çocuğun hikâyesi üzerinden dünya sinemasının merkezinde yer bulması önemlidir.

Bu başarı, filmin yalnızca iyi niyetli bir Irak hikâyesi olarak görülmediğini; sinemasal olarak da güçlü bulunduğunu gösterir. Cannes’dan sonra filmin başka festivallerde gösterilmesi ve uluslararası dağıtım ilgisi görmesi, The President’s Cake’i Irak sinemasının son yıllardaki en önemli çıkışlarından biri hâline getirmiştir. Film, bir ülkenin acılarını dünyaya anlatırken yalnızca tanıklığa yaslanmaz; bunu sinema diliyle kurar. Onu değerli kılan da budur.

Bir sonraki bölümde artık bu teknik ve yaratıcı yapının nasıl bir anlam dünyası kurduğuna bakabiliriz. Pastanın neden yalnızca bir yiyecek değil, iktidar ve itaat sembolü hâline geldiğini; çocuk bakışının filme nasıl bir etik mesafe kazandırdığını; Lamia’nın yolculuğunun Irak toplumunun hangi görünmeyen katmanlarını açığa çıkardığını daha yakından inceleyeceğiz.