Bir Film, Bir Ülke – The Monk and the Gun ve Bhutan (4)

Abone Ol

The Monk and the Gun’ın hikâyesi, 2006 yılında Bhutan’ın ilk demokratik seçimlerine hazırlanıldığı günlerde başlar. Ülkenin dört bir yanında seçim görevlileri köy köy dolaşarak insanlara oy vermenin ne anlama geldiğini anlatmakta, sandığın nasıl kullanılacağını öğretmektedir. Bu sahneler ilk bakışta mizahi görünür. Çünkü birçok köylü, seçim yapılmasının neden gerekli olduğunu tam olarak anlayamaz. Onlar için kral zaten ülkeyi adaletle yönetmektedir. Film daha ilk dakikalarda, dünyanın birçok yerinde demokrasi uğruna verilen mücadelelerin tersine, Bhutan’da halkın değil devletin toplumu demokrasiye hazırlamaya çalıştığı sıra dışı tarihsel ana tanıklık ettirir.

Tam da bu günlerde yaşlı bir Budist lama, genç keşişlerinden birine beklenmedik bir görev verir. Seçimlerden önce kendisine bir tüfek getirmesini ister. Bu istek hem keşişi hem de seyirciyi şaşırtır. Şiddetten uzak durmayı öğütleyen bir dinin temsilcisi neden silah istemektedir? Yönetmen bu sorunun cevabını hemen vermez. Tam tersine, merakı filmin sonuna kadar diri tutar.

Hikâyenin bir başka kolunda ise Amerikalı bir silah koleksiyoncusu vardır. Yıllardır peşinde olduğu çok nadir bir Winchester tüfeğinin Bhutan’da bulunduğunu öğrenmiş ve onu satın almak için ülkeye gelmiştir. Böylece aynı tüfek, birbirini hiç tanımayan insanların yollarını kesiştirmeye başlar. Bir yanda seçim hazırlıkları, diğer yanda keşişin görevi, öte yanda yabancı bir koleksiyoncunun arayışı… İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bütün bu olaylar, filmin ilerleyen bölümlerinde tek bir anlatının parçalarına dönüşür.

İşte tam burada filmin gerçek gücü ortaya çıkar. Çünkü yönetmenin asıl ilgilendiği şey tüfeğin kendisi değildir. Tüfek, farklı dünyaların birbirine değdiği bir simgeye dönüşür. Amerikalı koleksiyoncu için o, nadir bulunan tarihî bir eşyadır; maddi değeri ve koleksiyon piyasasındaki karşılığı önemlidir. Genç keşiş ise tüfeğe aynı gözle bakmaz. Onun için silahın anlamı, kendisine verilen görevin parçası olmaktan ibarettir. Köylüler açısından ise tüfek, gündelik hayatın merkezinde yer alan bir nesne bile değildir. Böylece film, tek bir nesnenin bile onu elinde tutan insanların dünyasına göre nasıl bütünüyle farklı anlamlar kazanabileceğini gösterir. Aynı tüfek, bir insan için servet, bir başkası için araç, bir diğeri için ise yalnızca yerine ulaştırılması gereken bir emanettir.

Bu nedenle filmin adı da giderek daha anlamlı hâle gelir. Keşiş ile silah arasındaki karşıtlık aslında Budizm ile modern dünyanın karşıtlığı değildir. Yönetmen, kültürlerin birbirine üstünlüğünü tartışmaz. Onun ilgisini çeken şey, aynı gerçekliğin farklı insanlar tarafından nasıl farklı biçimlerde yorumlandığıdır. The Monk and the Gun, bu yönüyle kültürlerin çatışmasını değil, kültürlerin dünyayı anlamlandırma biçimlerini anlatır.

Filmde seçim görevlilerinin köylülere oy pusulasını anlatmaya çalıştığı sahneler de aynı bakışın devamıdır. Demokrasi burada soyut bir siyasal teori değildir; ilk kez tanışılan yeni bir alışkanlıktır. Köylüler seçim sistemini öğrenirken, seçim görevlileri de farkında olmadan Bhutan toplumunun gelebeksel değerleriyle karşılaşırlar. Yönetmen, değişimin tek taraflı olmadığını gösterir. Modern siyasal kurumlar toplumu dönüştürürken, toplum da o kurumlara kendi kültürel karakterini kazandırır.

Pawo Choyning Dorji bütün bunları büyük siyasal tartışmalarla değil, ince bir mizahla anlatmayı tercih eder. Filmin mizahı, karakterlerle alay etmez; onların şaşkınlıklarından doğar. Amerikalı koleksiyoncunun telaşı ile köylülerin sakinliği arasındaki fark, seçim görevlilerinin ciddiyeti ile keşişlerin dinginliği arasındaki mesafe, seyirciyi gülümsetirken aynı zamanda düşünmeye de davet eder. Çünkü film boyunca birbirini anlamaya çalışan yalnızca insanlar değildir; iki farklı dünya görüşüdür.

Film, Bhutan’ın demokrasiye geçişini anlatırken aslında çok daha evrensel bir soru soruyor: Bir toplum değişirken gerçekten ne değişir? Yasalar mı, kurumlar mı, teknoloji mi? Yoksa insanın dünyaya bakış biçimi mi? Bhutan’ın deneyimi, bu soruya kesin cevaplar vermiyor; ancak değişimin yalnızca dışarıdan gelen yeniliklerle açıklanamayacağını güçlü biçimde hissettiriyor.

Bir sonraki ve son bölümde filmi bütünüyle değerlendireceğim. The Monk and the Gun’ın neden yalnızca Bhutan’ı anlatan başarılı bir film değil, aynı zamanda modernleşme, mutluluk ve kültürel kimlik üzerine düşünmeye çağıran önemli bir sinema eseri olduğunu; filmin adının neden bu kadar isabetli seçildiğini ve bu hikâyenin neden dünyanın her yerindeki izleyicilere söyleyecek sözü bulunduğunu ele alacağız.