Bir Film, Bir Ülke – Goodby Julia ve Sudan (5)

Abone Ol

Goodbye Julia sona erdiğinde hikâye perdeyle birlikte kapanmıyor. Film, karakterlerini uzun süre zihinde tutan bir anlatı kuruyor. Mona ile Julia arasındaki ilişki, başlangıçta iki kişinin karşılaşması gibi görünse de zamanla Sudan’ın toplumsal yapısına, sınıfsal ayrımlarına ve ortak bir geçmişin insanların hayatında bıraktığı izlere açılıyor. Bu nedenle filmin akılda kalan yanı yalnızca yaşanan olaylar değil; karakterlerin seçimleri, birbirlerine karşı taşıdıkları sessizlikler ve aynı toplum içinde yaşamanın beraberinde getirdiği kırılgan dengeler oluyor. Goodbye Julia, büyük bir son söz söylemeye çalışmıyor; hikâyesini tamamladıktan sonra düşünmeye devam eden filmlerden biri olarak hafızada yer ediniyor.

Goodbye Julia’yı değerli kılan en önemli özelliklerden biri, Sudan’ı tek bir kimlik üzerinden anlatmayı reddetmesidir. Uzun yıllar boyunca dünya kamuoyunda Sudan, çoğunlukla savaş, açlık, darbeler ve insani krizlerle anıldı. Oysa hiçbir toplum yalnızca yaşadığı felaketlerden ibaret değildir. Her ülke aynı zamanda gündelik hayatın, aile ilişkilerinin, komşuluğun, sevginin, suçluluğun ve umudun da ülkesidir. Mohamed Kordofani’nin başarısı, Sudan’ı haber bültenlerinin diliyle değil, insanların diliyle anlatabilmesinde yatıyor.

Film aynı zamanda ulusal kimlik üzerine güçlü bir düşünme alanı açıyor. Bir ülkeyi gerçekten bir arada tutan şey nedir? Ortak bir bayrak mı, ortak bir din mi, ortak bir dil mi? Yoksa birbirini anlamaya çalışan insanların kurduğu görünmez güven ilişkisi mi? Goodbye Julia bu soruların hiçbirine doğrudan cevap vermiyor. Fakat iki kadın arasındaki ilişki üzerinden şunu hissettiriyor: Siyasal birliktelikler zorla kurulabilir; fakat toplumsal birliktelikler ancak karşılıklı empatiyle yaşayabilir.

Bu yönüyle film, yalnızca Sudan’ın hikâyesini anlatmaz. Eski Yugoslavya’dan Ruanda’ya, Lübnan’dan Bosna-Hersek’e, Kuzey İrlanda’dan Kıbrıs’a kadar tarih boyunca kimlik çatışmaları yaşamış pek çok toplumun ortak deneyimine de dokunur. Yönetmenin anlattığı mesele belirli bir coğrafyaya ait değildir. İnsanlar birbirlerini “öteki” olarak görmeye başladıklarında ortaya çıkan kırılmaların evrensel hikâyesidir.

Filmin adının taşıdığı anlam da bu noktada daha belirgin hâle gelir. Goodbye Julia, ilk bakışta yalnızca bir kişiye söylenmiş vedayı çağrıştırır. Oysa filmin sonunda anlarız ki bu veda, tek bir insandan çok daha fazlasınadır. Bu, aynı ülkenin çatısı altında yaşama hayaline, birbirini tanımadan birlikte yaşamanın yarattığı yanılsamaya ve geri dönmesi artık mümkün olmayan eski Sudan’a söylenmiş hüzünlü bir vedadır. Yönetmen tek bir cümleyle değil, bütün filmin atmosferiyle bunu hissettirir.

Goodbye Julia’nın başarısı, suçluluğu bireysel bir duygu olmaktan çıkarıp toplumsal bir hafızaya dönüştürmesidir diyebiliriz. Mona’nın vicdanı yalnızca kendi yaptığı seçimlerle ilgili değildir. O vicdan, farkında olmadan içinde yaşadığı düzenin de yükünü taşır. Julia ise yalnızca haksızlığa uğramış bir kadın değildir; aynı zamanda uzun yıllar boyunca sesi yeterince duyulmayan milyonlarca insanın temsilcisidir. Film, bu iki karakteri karşı karşıya getirirken seyirciyi taraf seçmeye zorlamaz. Tam tersine, taraf olmanın ötesine geçerek anlamaya davet eder.

Önce Sudan’ın binlerce yıllık tarihine baktık. Nil kıyılarında yükselen uygarlıklardan Araplaşma ve İslamlaşma süreçlerine, sömürge döneminden bağımsızlığa, uzun iç savaşlardan Güney Sudan’ın ayrılışına kadar uzanan tarihsel çizgiyi izledik. Ardından Sudan’ın aile yapısını, dinini, gündelik hayatını ve kültürel çeşitliliğini anlamaya çalıştık. Sonra yeniden filme döndüğümüzde fark ettik ki bütün bu tarih, iki kadının aynı evde kurduğu ilişkinin içinde yaşamaya devam ediyordu. Goodbye Julia bu nedenle yalnızca izlenmesi gereken nitelikli bir Afrika filmi değildir. O, Sudan’ı anlamak isteyenler için olduğu kadar, insanın vicdanını, önyargılarını ve birlikte yaşama ihtimalini anlamak isteyen herkes için önemli bir sinema eseridir. Goodbye Julia’yı izlediğinizde yalnızca Sudan’ı tanımazsınız. Sessizliğin, vicdanın ve affetmenin ne kadar zor; ama birlikte yaşayabilmenin de ne kadar vazgeçilmez olduğunu yeniden düşünmeye başlarsınız.