Bir Film, Bir Ülke – Good by Julia ve Sudan (1)

Abone Ol

İnsanlık, acılar karşısında bile eşit davranmıyor. Bazı savaşlar dünyanın ortak hafızasına kazınıyor; aylarca manşetlerden inmiyor, uluslararası toplantıların ve diplomatik krizlerin merkezine yerleşiyor. Bazıları ise yüz binlerce insanın hayatını altüst etmesine rağmen, neredeyse sessizce yaşanıp geçiyor. Son yıllarda dünyanın dikkati Ukrayna’ya, Gazze’ye ve Orta Doğu’daki çatışmalara çevrilmişken, Sudan da tarihin en ağır insani felaketlerinden birini yaşadı. Milyonlarca insan yerinden edildi, şehirler harabeye döndü, aileler parçalandı, on binlerce insan yaşamını yitirdi. Buna rağmen Sudan, küresel vicdanda hiçbir zaman aynı ağırlıkta yer bulamadı. Sanki dünyanın bazı coğrafyalarında yaşanan acılar daha görünür, bazı hayatlar ise daha kolay unutulabilir kabul ediliyor!.

İşte sanatın önemi burada başlıyor. Sanat, gündemin hızına yenilen hayatları yeniden görünür kılabiliyorsa, yalnızca estetik bir üretim olmaktan çıkar; aynı zamanda bir hafıza biçimine dönüşür. İyi filmler bunu yapar. Haber bültenlerinin rakamlara indirdiği hayatlara yeniden yüz kazandırır; istatistiklerin arkasındaki insanları görünür hâle getirir. Mohamed Kordofani’nin Goodbye Julia filmi böyle bir yerden konuşuyor. Sudan’ın bölünmüş tarihini büyük siyasal nutuklarla anlatmıyor; bütün bu tarihsel yükün iki insanın hayatında bıraktığı izi takip ediyor.

2023 yapımı Goodbye Julia, ilk bakışta iki kadının hikâyesini anlatıyor gibi görünür. Kuzey Sudanlı, Müslüman ve görece varlıklı Mona ile Güney Sudanlı, Hristiyan ve yoksul Julia’nın yolları trajik bir olayın ardından kesişir. Ancak film ilerledikçe bu ilişkinin yalnızca iki insan arasında kurulmadığı anlaşılır. Yönetmen Mohamed Kordofani, iki kadının hayatı üzerinden onlarca yıl boyunca aynı devlet içinde yaşamak zorunda kalmış, fakat birbirlerini hiçbir zaman gerçekten tanımamış iki toplumun hikâyesini anlatıyor. Film, suçluluk, vicdan ve affetme üzerine olduğu kadar; kimlik, sınıf, din, etnisite ve sömürge mirası üzerine de derin bir düşünme alanı açıyor.

Filmin yönetmeni ve senaristi Mohamed Kordofani.Kordofani, Sudan sinemasının uluslararası alanda dikkat çeken yeni kuşak yönetmenleri arasında yer alıyor. Goodbye Julia onun ilk uzun metraj filmi; ancak ilk filmi olmasına rağmen dikkat çekici bir anlatı olgunluğu taşıyor. Yönetmen, seyircisini büyük politik nutuklarla karşılamıyor. Bunun yerine, ülkesinin en ağır tarihsel meselelerini gündelik hayatın içine yerleştiriyor. Onun kamerası savaş meydanlarına değil, evlerin mutfaklarına, oturma odalarına ve insanların yüzlerine yöneliyor.

Filmin başrollerini Eiman Yousif ve Siran Riak paylaşıyor.Mona karakterini canlandıran Eiman Yousif, suçluluk duygusunu büyük dramatik çıkışlarla değil, küçük jestlerle ve sessizliklerle görünür kılarken; Julia rolündeki Siran Riak ise kırılganlık ile direnci aynı bedende buluşturmayı başarıyor. İki oyuncunun karşılıklı performansı, filmin duygusal yükünü taşıyan en önemli unsurlardan biri. Yönetmen, karakterlerini iyi ya da kötü olarak sınıflandırmadan, onları tarihsel koşulların içinde sıkışmış insanlar olarak resmediyor.

Filmin görüntü yönetmenliğini Pierre de Villiers üstlenmiş. Kameranın dili gösterişli değil; tam tersine son derece sade ve sabırlı. Dar iç mekânlar, sıcak renkler, uzun planlar ve doğal ışık kullanımı, seyircinin karakterlere yaklaşmasını sağlıyor. Kamera çoğu zaman göz hizasında duruyor ve kimseyi yargılayıp yüceltmeden sadece izliyor. Böylece yönetmen, seyirciye hüküm vermeyi değil, adeta tanıklık etmeyi öneriyor.

Müzikler Amine Bouhafa tarafından bestelenmiş. Ancak Goodbye Julia’nın en dikkat çekici sesi çoğu zaman müzik değil; eviniçindeki gündelik sesler, sokaktan yükselen uğultular, çocukların oyunları, kapıların açılıp kapanışı ve uzun sessizlikler filmin gerçek ritmini oluşturuyor. Müzik yalnızca gerekli olduğu anlarda devreye giriyor. Bu yaklaşım, filmin gerçekçilik duygusunu önemli ölçüde güçlendiriyor.

Goodbye Julia, 2023 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali’nin “Un Certain Regard” bölümünde dünya prömiyerini yaptı ve burada Özgürlük Ödülü’ne layık görüldü. Ardından birçok uluslararası festivalde gösterildi, eleştirmenlerden büyük övgü aldı ve Sudan tarihinde ilk kez Akademi Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Film dalı için ülkesini temsil eden film olarak seçildi. Bu başarı yalnızca filmin sanatsal niteliğinin değil, uzun süre dünyanın kültürel periferisinde kalmış Sudan sinemasının da uluslararası görünürlük kazanmasının önemli bir işaretidir...

Ancak Goodbye Julia’yı gerçekten anlayabilmek için filmin geçtiği ülkeyi tanımak gerekir. Çünkü Mona ile Julia’nın ilişkisi yalnızca iki kadının hikâyesi değildir. O ilişki, Arap ile Afrikalı, Müslüman ile Hristiyan, Kuzey ile Güney, sömürge mirası ile bağımsızlık mücadelesi arasında yüzyıllardır biriken gerilimlerin küçük ama son derece güçlü bir yansımasıdır. Filmde gördüğümüz ev, aslında Sudan’ın küçültülmüş bir modelidir.

Bir sonraki bölümde kamerayı filmden bir süreliğine uzaklaştıracağım. Nil Nehri boyunca yükselen eski uygarlıklardan başlayarak Sudan’ın tarihsel oluşumuna, Araplaşma ve İslamlaşma süreçlerine, sömürge dönemine, bağımsızlık yıllarına ve sonunda Güney Sudan’ın ayrılmasına uzanan uzun tarihsel yolculuğu birlikte izleyeceğiz. Çünkü Goodbye Julia’nın hikâyesi 2023 yılında başlamıyor; yüzyıllardır aynı toprak üzerinde yan yana yaşayan, ama birbirlerinin hikâyelerini yeterince dinleyememiş insanların ortak geçmişinden doğuyor.