Bir diş

Abone Ol

Bu sıralar asit denince, aklımıza üzücü bir olay geldi ki, o da Lumumba’nın çok acı sonuydu…

Orta Afrika’da bir ülke var: Kongo. O tarihlerde Belçika’nın sömürgesiydi… Tarih 2 Temmuz 1925’i gösterirken, ülkenin bir köyünde yaşayan yoksul bir ailenin bir oğlu daha oldu. Adını Patrice Lumumba koydular.

Ele avuca sığmaz bir çocuktu… Daha 6 yaşındayken akranlarının lideri olmuştu. Madenlerde çalıştı, ot falan da biçti. Çok da iştahlıydı, eline ne geçerse okudu okudu... Sonunda postacılık da dahil, meslek sahibi oldu.

***

Yerinde duramıyordu…

Ülkesinin bağımsızlığını istiyordu. Afrikanın birliğini istiyordu. Hediye değil hak istiyordu. Yoksullarla dost olmak istiyordu...

Çünkü Avrupalı’lar; hani bugünlerde de sıkça “Nadir toprak elementleri” den söz ediliyor ya. Belki onlar değil ama ; altınlarını, gümüşlerini, elmaslarını, kauçuklarını, uranyumlarını, daha da nelerini… yiyip içiyor, talan ediyorlardı. İnsanları da köle yapıp satıyorlardı…

Kendi ülkelerinin vatandaşlığını bile karneye bağlamışlardı. Uygarlaştığını ispat edenleri, o da mahkeme kararıyla vatandaş yapıyorlardı. Lumumba da, bu vatandaşlardan biriydi!

1958’de Kongo Ulusal Hareketi adıyla bir parti kurdu. 1960’da da Kongo, ‘Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ adıyla bağımsız Devlet oldu. Partisi, seçimin büyük çoğunlukla kazananı oldu. Lumumba da ülkenin ilk Başbakanı oldu!

Ama ülkesi, Belçika Kralının özel mülkü idi!Sömürgeciler, Lumumba’nın arkasından sürekli dolap çeviriyordu… Nitekim Katanga’yı, Kongo’dan ayırıp ülkeyi böldüler. Üstelik kabahati de ona yükleyerek Genel Kurmay Başkanına darbe yaptırdılar. Lumumba’yı da tutuklatarak hapse attırdılar…

Ama halkın tepkisinden de korktular. Ortadan kaldırmayı planladılar ; Tuzak kurup kandırdılar : cezaevine bir heyet gönderdiler. Başbakanlığının iadesi için başkente gelmesini istediler!

Lumumba kurulan bu kumpası fark edemedi.

Başkente götürmek için iki tutuklu arkadaşıyla birlikte uçağa götürdüler. Bindirenlerden birini iyi tanıyordu, ihanet edeceğine hiç ihtimal vermiyordu!

Cezaevinde 1,5 ay vücuduna hiç su değmemişti. Yırtık ve kan lekeli gömleği ve pantolonu terden ve kirden sırtına ve bacaklarına yapışmıştı. Ayakları çıplak, sakalı yakılmıştı…

Uçak, rotasını Katanga’ya çevirmişti. Bunu da fark etmediler… Uçağın merdivenlerinden dipçikle göğüslerine vurarak, kafasına kafasına yumruklayarak, elleri arkasına bağlanmış, yüzü gözü şişmiş, morarmış halde tekmeleyerek indirdiler… Hava alanında BM askerleri vardı. Her şeyi gördüler ama… ses çıkarmadılar!

Cipe attılar, üzerlerine askerleri oturttular. Ormanda kazdıkları bir çukura götürdüler. Ölüm emrini yüzlerine okudular… Onlar ise ne korktular, ne de gözyaşı döktüler!

Lumumba, “Ölümden korkmuyorum. Halk sizi yargılayacak” diye bağırdı! Belçikalı yüzbaşı, ‘öleceksiniz dua edin’ dedi. Lumumba “Hiç gerek yok” dedi. Sonra ‘ateşş..!’ sesi duyuldu.

Üçünün cesedi de aynı çukura atıldı…

Olay 2 ay gizli tutuldu… Bu süre zarfında Lumumba’nın eşi Pauline, BM önünde gösteriler yaptıysa da, görevlilerce sürekli kovuldu. Sovyetlerin Lumumba’ya olan desteği de yetmedi!

***

Daha bitmedi…

Cenazesi halkta bir ayaklanmaya yol açacak diye… Cansız bedenini balta ve metal testere ile parçaladılar. Sülfürik asitte erittiler!

O gün 17 Ocak 1961’di.

Vücudundan geriye kalan tek parça olan dişi;

61 yıl sonra, 20 Haziran 2022’de Brüksel’de, Belçika Kralı ve Başbakanının da katıldığı bir saray töreniyle ailesine verildi.

Bir Lumumba… bir Diş edildi!

İyi Pazarlar…