Uzun zamandır görmek isteyip de göremediğim üç arkadaşımı, en nihayetinde teker teker aradım ve cumartesi akşamı için bol muhabbetli, bol mezeli bir ’‘Rakı & Balık’’ keyfi yapmaya davet ettim.’¶
Bilenler bilir, benim için şen kahkahalar, güzel mezeler, kadehlerde Yeşil EFE, kulaklarımızda inceden inceye çalan Türk sanat müziği ile donanmış dost sofralarının yerini hiçbir şey tutmaz.
İşte böyle bir akşam için daha sabahın erken saatlerinden organizasyonu yapmaya başladım.
Ne zamandır da göremiyordum, Pınar, Ufuk ve Gerçek’’i. ’–’‘Hazırlanın, akşama buluşuyoruz’’ dediğimde severek kabul ettiler.
İşin ilginç yanı, üçü de birbirini hiç tanımıyor, nasıl olduysa bir araya getirememişim demek ki daha önce. Uzaktan bakıldığında birinden çok farklı gözüken üç kişi, ama bir o kadar da benzer. Facebook’’ta birbirlerini ekleseler kesin ben hariç 30 civarı ortak arkadaşları çıkacak. Ortak özellikleri mi; Örneğin, aynı yaşlardalar, aynı yerlere gidiyorlar, rakı-balık dediğimde hepsinin de hoşuna gitti, işlerinin güçlerinin başındalar, en güzeli de her biri ile hem Baudelaire’’den konuşabilirsiniz, ama aynı zamanda en büyük şamatayı da birlikte yapabilir, kahkahalara boğulabilirsiniz. Kısacası hakikaten matrak bir gece bekliyordu hepimizi.
İlk gelen Gerçek oldu, ardından Pınar, sonra da Ufuk. Havanın soğukluğuna rağmen Kordon’’da herkes dışarıda oturuyor olması dikkatlerden kaçmıyor. Sigara yasağını destekliyorum aslında ama bu sefer de üşütüp hastalanmaktan korkuyorum. Pınar ve ben sigarayı bırakma girişimlerimizde henüz belirli bir yol kat edemediğimiz için dışarıda oturalım dedik. Ama nafile, hava buzz, hemen içeriye kaçtık.
***
Su restaurant’’tı bu sefer ki tercihimiz. ’‘My Frank’’ lakaplı Çetin masanın her detayı ile ilgilendi, neşemize neşe kattı eski dostum. Bu arada da önümüzdeki yaz Çeşme’’de açılacak olan iki mekanın da müjdesini verdi. Birincisi, İzmir’’in çok sevilen gece kulüplerinden Marakesch, Paparazzi’’nin yanında açılıyormuş bu yaz. Alaçatı’’dan taşınan ve uzun zamandır kendisine uygun bir yer arayan Babylon ise Granada’’nın olduğu yerde açılacakmış. Aya Yorgi koyu bu yaz vazgeçilmez olacağa benziyor. Ben Alaçatı’’yı çok seviyorum ama sadece mayıs ve eylülde. Temmuz ve Ağustos aylarında daracık Arnavut kaldırım üzerine kurulan masalarda yemek yemek dahi öyle zor ki. Nasıl katlanıyorlar ben de bilmiyorum. Bir de esmiyor kardeşim, Alaçatı’’nın içine rüzgar giremiyor, insan kalabalığı ise çabası’…
***
İşte bizim muhabbetimiz de Çeşme olarak başladı, kadehlerdeki rakılar yenilendikçe daha da ’‘enteresan’’ konulara kadar kaydı. Konu yaz olunca, biz hanımlar bakımımıza daha da bir özen gösteririz ya, işte o malum bakım konusu hakkında daha önce hiç duymadığım bilgiler edindim. Örneğin, sarımsağı ortadan ikiye bölüp kaşlarımıza sürersek kaşlarımız çoğalırmış. Sarımsakla başladık ama bakın nereye kadar gittik. Karınca yağı diye bir yağ varmış, aktarlarda satılan, epilasyon sonrası cilde sürüldüğünde tüylerin azalmasına yardımcı oluyormuş. Umarım ismi farklı bir yerden geliyordur, yoksa bırakın sürmeyi, dokunmam dahi mümkün değil!
Tam da karınca yağının şaşkınlığını yaşarken, bir de yılan yağı diye bir şey varmış konu ona da geldi, ben de hal mi kalır; ’‘Tamam durun yeter fena oluyorum’’ derken o sırada en sonuncusu, yarasa ile ilgili bir şeyler duydum. Tam da dinleyemedim, ancak Anadolu’’da halen kadınlar kişisel bakımlarında kullanıyorlarmış. Ailemde Anadolu’’dan kimse yok, herkes İzmirli, haliyle bunları ilk kez duyuyorum. Bu arada yazmayı unuttum Ufuk, masadaki tek erkekti. Doğal olarak bol yarasalı, yılanlı bakımları duyunca dehşete düşmüş olabilir.
***
Yemekten sonra biraz salaş, soft rock severlerin vazgeçilmez mekanı BİOS’’a gittik. Arkadaşlarımızın devamı orada, hep birlikte müziğin keyfini çıkartıyoruz ama’… ama’… Şöyle bir çevreme baktım ki, ya biz yaşlanmışız, ya da çevremizdeki herkes aynı anda gençleşmiş! Şimdiki gençler, hele ki genç kızlar birbirlerine o kadar çok benziyor ki’… İllaki ayaklarda Ugg, bol gömlek, boyunlarda şal, dağınık saçlar. Cep telefonlarını havaya kaldırarak sadece yüzlerini çekerken yüz ifadelerindeki şaşkınlık, hepsi ama hepsi aynı.. İşin kötüsü eğlenmiyorlar da. Ne zaman dışarı çıksam çoook neşeli, dans eden, eğlenen, ama gerçekten eğlenen bir arkadaş grubuna rastlamadım yeni nesilde. Nesi var bu çocukların?Bu da ayrı bir yazı konusu ve ileride daha çok değineceğim.
***
Kadınlar gününü ise yazımın sonuna saklamam, bir cumartesi gecesinden daha önemsiz olduğundan değil, ama değerinin sadece bir güne sığdırılmasını istemeyişimden... Tüm kadınların kadınlar gününü kutluyor, hayatlarındaki tüm erkeklerin onları daha çok anlamalarını, onlara daha çok saygı duymalarını temenni ediyorum. Siz onları anladıkça, onlar da sizin hayatınızı nasıl iyi yönde değiştirecekler, erkeklerin bunu deneyimlemesini çok isterim. Adam dediğin kadın eli değmiş olmalı ne de olsa....
İşte size başlangıç için minik bir ipucu; Kadınlar, erkeğin centilmen olanının değerini çok iyi bilirler. Hadi bakalım beyler, hayatınızdaki tüm hanımları daha çok anlamaya çalışmaya var mısınız?