30 Ocak 1923’te atılan imzalar, sadece Ege’nin haritalarını değil, binlerce insanın içindeki yön duygusunu, aidiyet pusulasını da darmadağın etti. Sınırlar yeniden çizildi, köylerin isimleri değişti, sokaklar başka dillere geçti; ama deniz, her zamanki gibi sessiz ve değişmez kaldı.
Mübadeleyle yerinden edilen insanlar, yeni kıyılara vardıklarında genellikle ilk iş denize baktılar. Çünkü o su, geride bıraktıkları evin kokusunu, zeytin ağaçlarının gölgesini, caminin minaresinden yükselen son ezanı, dedelerinin mezar taşlarını hâlâ taşıyordu. Deniz tanıklık etmişti her şeye; şimdi de yeni hayatın ilk tanığı olacaktı.
Midilli’den karşıya, yani Anadolu’ya bakıldığında ufuk hep “öteki taraf” gibi görünür. Ama mübadiller için o “öteki” hiçbir zaman tam bir yabancı olmadı. Daha çok eksik kalan, yarım bırakılan, bir türlü tamamlanamayan bir hikâyeydi. Karşı kıyı, hem çok yakındı hem de sonsuza kadar erişilmezdi.
Girit’ten kalkıp gelenler içinse deniz bambaşka bir anlam taşıyordu. Onlar için o su bir ulaşım aracı değil, bir sınavdı; bazen dalgalarla, bazen fırtınayla, bazen de içlerindeki korku ve çaresizlikle dolu uzun bir sınav. O büyük dalgaları aşan bedenler kadar ruhlar da değişti. Giritli mübadillerin o meşhur sert mizaçları, kararlı duruşları, kolay kolay eğilmeyen halleri biraz da o denizin armağanıydı aslında. Dalga ne kadar sert vurduysa, insan da o kadar sağlam durmayı öğrendi.
Deniz aynı denizdi belki; ama her mübadilin gözünde bambaşka bir hikâye anlatıyordu: kimi için teselli, kimi için hasret, kimi için veda, kimi için yeniden doğuş. Ve hepsi için ortak bir gerçek: o sudan geçtikten sonra kimse eskisi gibi kalamazdı.
Bu yazdıklarım biraz da benim ailemin öyküsüdür ama bu yazının konusu dün akşam (9 Mart 2026) Midilli’de açılan değerli bir sergi.
Ege Barış ve İletişim Derneği ile Midilli’de bulunan Siniparxi (Bir Arada Varoluş) Derneği işbirliğinde 9–14 Mart tarihlerinde gerçekleşecek etkinliklerle Ege’nin iki yakasında sanat aracılığıyla kurulan dostluk köprüsü bir kez daha güçleniyor.
Mübadele öykülerini konu alan Türk ve Yunan yazarların edebiyat eserlerini minyatür sanatına aktaran Figen Gürsoy’un dün akşam açılan minyatürleri 14 Mart’a kadar Midilli Belediye Tiyatrosu fuayesinde sergilenecek.
Serginin açılışının ardından“Bir Hafıza Yolculuğu” başlıklı paneldeProf. Dr. Kenan Mortan, Gazeteci StratisBalaskas ve Gömeç Belediye Başkanı Melih Bağcı’nın katılımıyla mübadele üzerine bir söyleşi gerçekleştirildi.
Daha önce de yazdığım gibi Figen Gürsoy, kitap resmi ve minyatür sanatını bir araya getirerek mübadele hafızasını sanatla yeniden yorumluyor. Ailesinin kökleri mübadele döneminde Yunanistan’ın Drama ve Selanik kentlerinden Anadolu’ya uzanan bir göç hikâyesine dayanan Gürsoy, bu kişisel geçmişten yola çıkarak evrensel bir belleğe sesleniyor.“Mübadele”nin 100. yılı vesilesiyle hazırlanan bu özel sergi, Türkiye ve Yunanistan’da yazılmış ve yayımlanmış mübadele temalı 14 kitabı minyatür sanatı aracılığıyla yeniden görünür kılıyor. Her biri bir hikâyeyi temsil eden 14 özgün tablo, geçmişle bugün arasında güçlü bir bağ kuruyor.
Sergide;Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikâyesi dizisinin dört kitabı (Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları, Çıplak Deniz Çıplak Ada), DidoSotiriou’nun Benden Selam Söyle Anadolu’ya, Elsa Hiu’nun İzmirli Nine ve Saba Altınsay’ınKritimu adlı kitaplarının da aralarında bulunduğu eserlerden ilhamla hazırlanmış etkileyici minyatür çalışmalar yer alıyor.
Ege Barış ve İletişim Derneği Başkanı Zeynep Altıok’un şu sözleri dünya her sabah savaş çığlıkları ile uyanırken çok değerli: “Bu etkinliği yalnızca mübadelenin acı hatıralarını unutmamak ve unutturmamak için değil; bugün dünyayı kuşatan savaşlara karşı ortak bir barış iradesini büyütmek için de önemli bir çağrı olarak görüyoruz. Başta İran’da yaşananlar olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında halkların hayatını altüst eden savaşların gölgesinde, Ege’nin iki yakasından yükselen bu buluşmayla sanat ve diyalog barışın halkların iradesiyle mümkün olduğunu hatırlatıyoruz. Geçmişin zorunlu göçleri ve ayrılıkları bize bir kez daha gösteriyor ki savaş, şiddet ve yerinden edilme halkların kaderi değildir. Bu nedenle Ege Barış ve İletişim Derneği ve Siniparxi Derneği olarak halkların özgür iradesinin, eşitliğin ve barış içinde bir arada yaşama hakkının yanında olduğumuzu ve savaş politikalarına karşı dayanışmayı büyütmeye devam edeceğimizi her fırsatta ifade ediyoruz.”
Prof. Dr. Kenan Mortan hocamızın panelde yaptığı kıymetli konuşmayı da bir başka yazımızda aktaracağım.