Benim için kardeşimi öldürme…

Abone Ol
İzmir'in sembolü Konak meydanındaki saat kulesinin önüne askeri bir ambulans yanaştı. Buğday taneleriyle meşgul güvercinlerin keyfi kaçtı, sağa sola kanat çırptılar.
İki sağlık görevlisi, tekerlekli sandalyeye sıkı sıkı yapışmış genç adamı titizlikle kulenin tam önüne indirdiler, araç ve görevliler büyükşehir belediye binası önüne yerleşti.
Kuledeki tarihi saat 14:30'u gösteriyordu.
Tarih ise;14 Ekim 2011.
Yem satıcısı yaşlı kadın, plastik bardağa doldurduğu buğdayı o meçhul adama götürdü. Onu tanıyor olmalıydı… Aralarında bir şeyler konuştular.
Konak meydanının bütün kuşlar, gözlerini saat kulesine dikmiş, hareketsiz duran tekerlekli sandalyenin çevresini sardı.
Yem satıcısı kadına, askerler tarafından getirenin şahısın, kim olduğunu sordum.
Doğu'da bir operasyonda mayına basmış. Belden aşağısı artık tutmuyormuş. İzmir'de uzun süredir tedavi görüyormuş, 'konak meydanını, güvercinleri çok özlediği' söyleyince, onu bazen buraya getirerek güvercinlerle baş başa bırakırlarmış…
Yüreğim, 'rüzgarın önünde sürüklen kuru bir yaprak 'gibiydi, güneydoğu gazisi o askerin yanına gittim.
Adının Halil olduğunu söyledi. Kendisiyle bir röportaj yapmak istediğimi belirttim.. Kabul etmedi. Bu durumda olduğunu bilmemesi gerekenler varmış.
Anne Almanya'da baba Türkiye'de ayrı yaşıyorlarmış. Almanya'daki anne oğlunun sadece yaralandığını ve iyileştiğini sanıyormuş. Bütün konuşmaları da böyle kurgulamışlar.
Ciddi kalp rahatsızlığı olan ve tedavi gören anneye bu bilginin verilmesi doktorlarca yasaklanmış.
Halil, Şanlıurfa lehçesiyle şiir gibi konuşuyordu. Bazen de Kürtçe…
Daha 22 yaşındaydı. Askerliğinin 6.ayında mayına basmış. Asla yürüyemeyeceğini, bir daha ayaklarını kullanamayacağını söylerken… Kalbinde yanan ateşin kaç derece olduğunu kimse bilemezdi.
Halil sustuğunda gözleri konuşmaya başlıyordu… Mayın tuzağıyla dört bir yana savrulmuş arkadaşlarını anlatıyordu.
Tarihi meydanda hava kararmaya başlayınca aynı askeri ambulans Halil'i alıp götürdü.
Bütün sözcükler kanat çırparak oracıktan uzaklaştı, bütün sorular cevabını yitirmişti.
Konak iskelesine yaklaşan yaşlı vapurların karşılıklı sirenleriyle kendime geldim. Meydan boşalıyordu..martılar güvercinlerden arta kalanları telaşla temizliyordu…
Kemeraltı, akşamları daha çok kahve, taze ekmek, yüzlerce çeşit baharat kokar…
Genç bir çift, yakında doğacak bebekleri için bir şeyler alıyorlar.
Düşünüyorum!
Bu bebek doğduğunda nasıl bir dünyaya 'merhaba'diyecek?
Ona nasıl bir kimlik yükleyeceğiz, nasıl bir düşmanlık aşılayacağız?
Yakında doğacak bebeğe nasıl bir gelecek hazırlayacağız… Halil'e kurulan mayınlı tuzaklar, o bebek büyüdüğünde temizlenecek mi?.
Türkiye terör belasına 40 bin dolayında kurban verdi.
PKK, Kürtleri özgürleştireceğini söyleyerek, Kürtlerin geleceğini yok etti. Onları en az elli yıl bu ülkenin gerisine itti. Bütün dünyada, terörize olmasını sağladı, yalnızlaştırdı. Sosyal, kültürel alanda dışlanması içinde elinden geleni yaptı.
Devleti, Kürtlere karşı kışkırtarak oluşan mağduriyetlerden, yapılan zulümlerden beslendi.
Yakılan her köy,dağa giden her genç, annelerin yüreğine düşen her ateşten PKK ısındı.
Kürtlerin geri bırakılmışlığını, yoksulluğunu,eğitimsizliğini,onlara yapılan haksızlıkları,getirilen yasakları malzeme yaparak tarihinin en büyük felaketine sürükledi..
Önce Kürt vatandaşlarımızı tüketti. Önce onları öldürdü, öldürülmesini sağladı.
30 yıllık silahlı serüveni bana göre 'kan ve gözyaşı' dışında tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Kürtler, global bir oyunun figüranı yapılmak istenildiğinin farkında ve bu yeni süreçte PKK'ya dair kuşkularını daha çok hissediyorum.
Başka kardeşlerimizin ölmemesi için… Şimdi yeni bir sloganda birleşiyorlar:
Benim İçin Kardeşimi Öldürme.