Benim Hapishanelerim

Abone Ol

Kamu hukukundan ceza hukukuna oradan da medeni kanuna uzanan demokrasi tarifleri vardır. Bunlar bilimsel çalışmalardan süzülen natürel zeytinyağı örneği dört dörtlük tanımlardır. Ancak yaşamın gerçekleri farklıdır. Bir ülkeyi yöneten iktidarın uygulamaları rejimin biçimini de ortaya koyar. Şimdiye dek en doğru ve enternasyonal tarif dilden dile dolaşmaktadır: “Demokrasi sabah erken saatte kapı çalanın sütçü olmasıdır!”

1876 Birinci Meşrutiyet denemesinden günümüze uzanan demokrasi, insan hakları ve hukuk savaşımında ezilenler omurgalı aydınlar, namuslu bilim insanları ve kalemini satmayan gazeteciler olmuştur. 12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra açılan “Barış Derneği” davasında bunların tamamı ile Kartal Maltepe’deki Zırhlı Birliklerin zindanında tanıştım. Emekli Büyükelçi Mahmut Dikerdem, İstanbul Barosu Başkanı Orhan Apaydın, Türk Tabipler Birliği Başkanı Erdal Atabek, ressam Orhan Taylan, Şair Ataol Behramoğlu, Prof. Gencay Şaylan, gazeteciler Niyazi Dalyancı, Hüseyin Baş ve Ali Sirmen ve diğerleri yaşamımda derin izler bıraktılar. Ali Sirmen’le aynı kuşaktandık. Galatasaray ve İstanbul Hukuk mezunuydu. Paris’te tamamlayıcı çalışmalar yapmıştı. O gazeteciliği ben de siyaseti tercih etmiştik. Ali ilk bakışta olumlu izlenim vermeyen, burnundan kıl aldırmayan ve insanlara tepeden bakan bir portre çiziyordu. Yanına zor yaklaşılır bir tipti. Ama günler geçip mahpuslar kaynaşınca durum tersine dönüyordu. Ali hapishaneyle dalga geçen ve arkadaşlarını neşelendiren birrol oynuyordu! Ali Sirmen’le aynı koğuşta kalmanın etkisiyle birbirimizi yakından tanıdık. Aramızda ömür boyu sürecek içten bir arkadaşlık oluştu.

Ali’nin bir özelliği de hapishane deneyimiydi! Yatıp çıkmakta çıraklığı geride bırakmış usta olmuştu! Mamak 1972 Haziran, Davutpaşa 1972 Ekim, Kartal Maltepe 1982 Şubat, Sağmalcılar 1982 Kasım ve Metris 1983 tarihlerinde bu zindanlara tutsak olmuştu. Her zaman yazdım ve söyledim. Hapishanelerden bazıları törpülenerek bazıları da bilenerek çıkarlar. Ali’nin bilenerek çıktığı kesin elbette. Ama ilâveten yıllarca anlatacak kadar matrak malzemeye sahip olmasıydı. Bunalıma girecek yerde yaşamla dalga geçen Ali ömrünün son günlerinde, o günlerde yaşadıklarını ve arkadaşlarıyla kurdukları dostlukları kaleme alarak görevini yerine getirmişti. “Benim Hapishanelerim” adlı kitabı Kırmızı Kedi yayınlarından okurlarına sunuldu. Yüz yirmi sayfalık su gibi okunan kitap günümüzdeki olaylara da ışık tutuyor.

Eserin önemli yanı da 12 Eylül 1980 darbesini anımsatmasıdır. Cuntanın çeşitli zamanlarda açtığı toplu davalar arasında Barış Derneği davasının önemli bir yanı vardır. Bu davada Türk aydınları teslim olmamış tam tersine örnek bir dik duruş sergilemişlerdir. Cunta üstümüze çökememiştir. Bir tek itirafçı ve pişmanlık dilekçesi söz konusu bile olmamıştır, olamamıştır. Tam tersine hakkımızda delil olarak sunulan gizli raporlar bile direnişimizi kıramamıştır. Başta Ali Sirmen olmak üzere aramızdan ayrılan dostlarımızı sevgi, saygı ve özlemle anıyorum.