CHP'nin eski ama hiç eskimeyen genel başkanı Deniz Baykal Cumartesi akşamı İzmir'e geldi. Gerek nicelik gerekse nitelik bakımından hatırı sayılır bir karşılama törenine maruz kalan Baykal'ın İzmir'de ki Pazar mesaisinde az biraz bulunma fırsatım oldu. Baykal'ın bulunduğu Kaya Termal Otel'e geldiğimde otelin dışında ve içinde bulunan kalabalığın artık bir vefanın da ötesinde gerçek bir özlem içerdiğine kanaat getirdim.
Baykal'la görüşmek üzere lobide beklerken birçok gazeteci arkadaşın bu ziyaretle ilgili görüşlerini öğrenme fırsatım oldu. Tanıdık, tanımadık görüştüğüm tüm gazetecilerin ortak bir tespiti vardı. Çoğu; Deniz Baykal'ın oldukça heyecanlı ve enerji dolu olduğu, parti içi muhalefetten çok iktidara kafa yorduğu görüşündeydi. Bana göre olması gereken de buydu. Tabi Baykal'ın bu duruşuna üzülenler de vardı. Kendisinin İzmir'den muhalif mesajlar vermesini bekleyenlerin hevesi maalesef kursağında kaldı.
Bir kısım partili ile birlikte ve ne yazık ki partisiz sıfatımla O'nun karşısındaydım. 'Benim dostum, arkadaşım' diyerek bana sarılmasının samimiyeti ve güzelliğini bir kenara bırakarak yanıma oturan ve salondaki 100-150 kişiye seslenen Baykal'ı büyük bir dikkatle dinlemeye başladım. Baykal müthiş doluydu. Benim de içinde bulunduğum bu salon konuşmasından önce onlarca gazeteciyle röportaj yapmış ve yüzlerce partiliyle gruplar halinde görüşmüş olan Baykal inanılmaz bir performans sergiliyordu. Avrupa Birliği yolunda Türkiye'ye sunulan dar ve dolambaçlı yollardan tutun da kendisinin Arap Hazanı olarak nitelendirdiği Arap Baharı'na kadar birçok konuya değindi. Ama bir konu daha vardı ki ben dahil birçok kişinin dikkatini çekti. Referandum'un bize armağanı olan HSYK' nın bugünkü mevcut yapısı için Yetmez ama Evetçiler'e sitem etmeyi de ihmal etmeyen Baykal buna rağmen muhatabın HSYK değil iktidar olduğunun altını çizdi. Tam da bu noktada aklıma hemen Ümit Yaldız'ın 'Sen misin özür dilemeyen!' başlıklı yazısı geldi. Bana göre dün Ümit Yaldız'ın yazdığı ve bugün Deniz Baykal'ın söylediği şeylerin kesiştiği çok önemli bir nokta var. Buradan hareketle Büyükşehir Belediyesi ile ilgili olarak İzmir'de yaşanan son gözaltı ve tutuklamalarda Kılıçdaroğlu'nun HSYK ile girdiği son derece gereksiz tartışmanın da payı olabilir diye düşünmeden edemiyorum.
Bu yüzden Deniz Baykal'ın önceki İzmir ziyaretlerini karşılama anlamında es geçen Aziz Kocaoğlu'nun bu kez havaalanında hazır bulunmasını sadece 'vefa' olarak değerlendirmek yanlış olur. Maalesef Kılıçdaroğlu'nun İzmir'de yaptığı son miting çözümden ziyade yeni tartışmalar ortaya çıkardı. Herkes biliyor ve tahmin edebiliyor ki bugün Büyükşehir Belediyesi'nde yaşanan tutuklama ve gözaltıların ucu bir gün Aziz Kocaoğlu'na da dayanacak. Siz, böyle bir durumda ortada hesap soracak, ortalığı yakıp yıkacak bir lider görebiliyor musunuz?
Evet, belki Baykal İzmir ziyaretinde şu ana kadar ulu orta, gelişi güzel bir mesaj vermedi. Fakat kurduğu cümlelerin satır aralarına özenle yerleştirilmiş çok özel mesajlar vardı. Mesela üstü kapalı da olsa kaset olayına değinerek 'deşifre' edelim dedi. Partinin duruşu, yapısı ve çizgisi konularında taviz verilmemesi yönündeki telkinleri de bir o kadar önemliydi. Baykal bana göre durduk yere İzmir'e gelmedi. Bugün bazılarının görmediği/göremediği yada ısrarla görmek istemediği sıkıntılar dahilinde tahmin bile etmeyeceğiniz/edemeyeceğiniz kişiler tarafından O'na başvuruldu. Yani çağırıldı, getirildi. Çünkü bugüne kadar Baykalsız gelinen nokta içler acısı ve gidişatsa ne yazık ki pek de parlak değildi.
Baykal'ın İzmir ziyaretindeki rahatlığını ben buna bağlıyorum. Yani gelen değil getirilen olmasına…
Türlü sıkıntılardan geçerek partiyi küllerinden var eden Baykal her daim partisi için emek verip ter dökmüştür. Yakıcı bir güneş ışığı karşısında her türlü zorluğa göğüs geren Baykal'ın koltuğunda oturan Kılıçdaroğlu gölgede siyaset yaparak bu güne kadar koruyup kollanan parti ilkelerinin yavaş yavaş kaybolmasına ve ya tartışılır hale gelmesine neden olmuştur. Dün üniversitelere bile girmekte zorlanan türbanın bugün ilköğretim okullarına girmesindeki tek suçlu ne yazık ki 'Türbanı ben çözerim!' diyen Kemal Kılıçdaroğlu'dur.
Herkes şunu iyi bilmeli ki Deniz Baykal'ın sorunu genel başkanlık değildir. Deniz Baykal'ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Laik, Demokratik duruşuna yönelik kaygıları vardır. Devlet adamlığı duruşu, bilgisi, birikimi, deneyim ve tecrübesini bir kenara bırakarak kendisini koltuk meraklısı, saltanat düşkünü biri ilan etmek ucuz ve adice bir davranıştır. Bu haklı bir tepkiden daha çok Deniz Baykal zamanında o veya bu sebeple bir şey olamamış ama belki bugün olurum diye bekleyen ve kanımca hiçbir zaman hiçbir şey olamayacak kişilerin kişisel öfkesidir.
Biliyor musunuz; Thor isimli sinema filminde Kral Odin karakterini canlandıran Anthony Hopkins'in ağzından duyulan 'Bilge bir kral savaş istemez ama her daim savaşa hazır olur' sözü Deniz Baykal'ın İzmir'de ki duruşu ile birebir örtüşüyor. Son olarak bu ziyaretten benim anladığım; Deniz Baykal'ın genel başkanlık gibi bir iddiası ve çabasının olmadığı fakat gidişata yönelik kaygılarının son derece arttığıdır.
Uzun lafın kısası; Deniz Baykal savaş istemiyor ama savaşmaya da hazır!
Not 1: Referandumda mezardaki ölüleri bile seçmen yazan zihniyet karşısında partisinin 110 bin olan üye sayısını 90 bine düşürmenin haklı gurunu yaşayan CHP İzmir İl Başkanı Tacettin Bayır'ı tebrik ediyorum. Partide bir tek kendisi kalana kadar vereceği mücadeleyi de anlamlı buluyorum.
Not 2: Ümit Yaldız ve Gönül Soyoğul'un Deniz Baykal röportajından çıkacakları büyük bir merakla bekliyorum. Uzun süren röportaj sonrası lobide karşılaştığım ikilinin bu röportajda çok özel bulgular elde ettiğini yüz ifadelerinden anladım. Baykal'ın İzmir ziyaretindeki açıklamaları gibi bu röportajda çok özel şifreler içeriyor olabilir. Ben şimdiden 'İyi tahlil edin!' derim.