Hep oldu ama son zamanlarda iyice arttı, kamusal alanlara yönelik saldırılar. Bu nedenle dün (28 Mart Cumartesi) Kültürpark Platformu bir panel düzenleyerek, hem konuyu gündemde tutmak hem de bir yol haritası arayışını sürdürme çabasını ortaya koydu.
Konuşmacıların yanı sıra izleyenler arasında da bulunan gerek uzman gerekse bu konularda tecrübe sahibi olanlar, önemli bilgiler paylaştılar. Bu alanın kırk yıllık macerasında yaşananların bir kısmını ben de bu konuşmalar sayesinde öğrendim.
Büyükşehir Belediye Başkanının TMSF ile Basmane kamusal alanı için, protokol imzalamasından dolayı, öncelik bu konuya verilmekle birlikte, Buca eski Cezaevi alanı, İnciraltı bölgesi ve Çeşme Projesi gibi, İzmir için hayati önem taşıyan birçok alan tehdit altında bulunuyor.
İnşaat olmayan alanları, boş yer olarak algılayan iktidar, sürekli olarak harita açıp, nereyi satarız arayışında. Bazen onunla da yetinmeyip, İzmirlilere kamusal hizmet veren mekanlara da el koymayı ihmal etmemektedir. Gasilhane, Meslek Fabrikası ve Egemenlik Evi gibi.
İşin ilginç yanı, İzmir Büyükşehir Belediye yönetimi, bu üç mekana ilişkin haklı bir direniş gösterirken, aynı şeyi Basmane kamusal alanı, İnciraltı ve Çeşme Projesi gibi alanlar için göstermiyor. Hatta Basmane için protokol imzalanmasının, bu konuda bir önceki yönetim tarafından açılmış olan davanın Belediye lehine sonuçlanma ihtimaline rağmen yapılması, şüphe uyandırıcı bir durum olarak görülmektedir.
Basmane’deki eski garaj alanının sermayeye devri, Burhan Özfatura ile başlayan büyük bir hata. Daha sonraki belediye başkanlarının tavırları farklı farklı oluyor. Ama belli bir bedel ile Belediye için çok katlı otopark yapımı karşılığında bu alanın tapusunun devredilmesi, tam anlamıyla bir kent suçu.
İzmir yeşil alan fakiri bir kent. Kamusal alanları sınırlı bir kent. İzmir’de kişi başına düşen yeşil alan miktarı, 6,5 metre düzeyinde iken, bu rakam Ankara’da 30 metre olarak hesaplanmış. Ayrıca da bazı mekanların korunması kentsel hafıza mekanları olması bakımından da önem taşımaktadır. Ancak “marka kent” gibi liberal bir kavrama takılan belediye başkanları, kentsel alanları, aynen Saray gibi pazarlanabilir alanlar olarak görmektedir.
Cumhuriyetçilik denince mangalda kül bırakmayan belediye başkanları, milletvekilleri ve il ya da il yöneticilerinin bu konulara bakışı oldukça sorunlu. Konuşmamızda da belirtmiştik, burada da tekrar edelim, İzmir ve Konak Kent Konseyinin bundan önemli bir gündemi olabilir mi? Kuruluş felsefesi, gerekçesi ve yazılı metinlerine baksalar bunu net olarak görecekler.
Cumhuriyetçi siyasetçiler Basmane ve diğer kamusal alanlarda ya kafasını kuma gömmeyi tercih ediyorlar ya da iktidar ile ortaklığı tercih ediyorlar. BAsmane’de sessziler, Çeşme için işbirliğine hazırız mesajı veriyorlar.
Cumhuriyet sadece bir yönetim şekli değildir. Bir anlayıştır, yaklaşımdır. “Republica”nın sözlük anlamına bakın, kamusal olan, halka ait olan, topluma ait olan gibi sözcüklerle karşılarsınız. Yani Cumhuriyetçilik, ortak iyiye yönelik olma demektir. Cumhuriyetçilik kent ve toplumun ortak yararını korumak, kamusal yarar taraftarı olmak demektir.
Bu kapitalizme aykırı bir durum değildir. Ama bizdeki kapitalizm ve neo liberal uygulamalar o kadar keyfi ve himayeci ki, hukuk ve kamu yararının ihmali alışkanlık haline gelmiş bulunuyor.
Meydanlar, parklar, kaldırımlar, otoparklar kamusal alandır ve bunlar yurttaş mekanıdır. Gökdelenler, AVM’ler, rezidanslar özel ve ticari alanlardır. Plansız ve denetimsiz olarak bir şehirde artan gökdelen, AVM ve rezidans miktarı siyasetin finansmanında işe yarayabilir, müteahhitlerin karına kar katabilir ama kent hakkını eksiltici etkiler de yaparlar.
Cumhuriyetçi kent yönetimlerinin önceliği kamusal alanları korumak ve çoğaltmaktır.
Mahkeme kararı ile Basmane kamusal alanını tapusu Belediyeye verilirse, TMS’ye ödenmesi gereken borç çıkacakmış. Çıksın. Belediye yönetimi önce tapuyu almayı düşünmeli, borç sonraki iş. Efendim zaten belediye bakanlıkların mali kıskacı altında diyebilirsiniz. Ama bu bahane ile kentin meydanındaki bu alandan vazgeçilemez.
Üstelik söz konusu edilen rakamlar, bugün Çeşme’deki koylarda bulunan kaçak rezidansların veya Port Alaçatı’da gecekondu fiyatına satılan villaların gerçek fiyatı kadar bile değil. Burada niyet önemli.
Bu alandan veya diğerlerinden vaz geçen kent yöneticileri, doğaldır ki, gelecek kuşaklar tarafından Dr. Behçet Uz gibi anılmayacaktır.
NOT: Bu yazı yayınlandıktan kısa bir süre sonra, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tuğay, aradı ve bazı bilgiler verdi. Bunları ayrı bir yazı olarak kaleme alacağız. "Ben protokol için yetki aldım ama henüz herhangi bir protokol imzalamadım. Mahkeme kararını bekliyorum, takip ediyorum" bilgisini verdi, bu yazı ile birlikte değerlendirilmelidir.