İlginç şahsiyet Recep Tayyip Erdoğan!... Psişik ilimleri tahsil eden talebe arkadaşlarımız tahkik edip tezlerine konu etse kısa zamanda profesör olurlar vesselam!’¶
Öyle bir adam işte, Erdoğan... Siyaset güzergahında ’“hiç durmadan yürüyeceğine ant içmiş’” anlaşılan. Gençlik kolları, ilçe başkanlığı, il başkanlığı, belediye başkanlıkları ve başbakanlık’… Cumhurbaşkanı olur mu bilinmez ama Türk Milleti bu adamı çok konuşacak.
İnsan bir bakıma dünyada ’“hoş sada’” bırakmak için, ardından ’“ne güzel adamdı’” dedirtmek için yaşar. Başbakanımız nasıl bir sada, nasıl bir hatıra bırakacak bu biraz muğlak’… Artık on yıl sonra, yirmi yıl sonra, hatta yüz yıl sonra alkışlanır mı yoksa yerden yere vurulup lanetlenir mi merak ediyorum doğrusu!
Evet, konumuz Recep Tayyip Erdoğan ve dahi avanesi, şey yanlış oldu ’“kabinesi’” diyecektim, klavye sürçtü, affola!
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş. Hepsi birbirine o kadar güzel bir şekilde uyum sağlıyor ki, terkip dışı, göze batan bir tek kişi bulamazsınız AKP içinde.
Aralarına en son iştirak eden nazır Ertuğrul Günay bile ne kadar da yamalık gibi düşünülse de tam ahenkle çalışıyor. Yerini hiç yadırgamadı, yadırgatmadılar’…
Geçelim. Siyasal Ümmetçilikten liberalliğe transfer olmak aslında öyle zor değil. Beynelmilelci altyapı siyasal ümmetçilikle liberallik arasındaki kuvvetli köprü!
İşte Erdoğan bu sırat sayesinde şimdi başbakan! Kim derdi ki, Erbakan tedrisinden ve Milli Görüş imamlığından başlayan siyaset tariki ABD müdahalesiyle terfi ederek başbakanlığa ulaşacak?
Elbette kimse tahmin edemezdi bunu. Lakin oldu. Dokuz yüz doksanlı yılların ortalarında görev yapan ABD büyükelçisi Morton Abromowitz keşfetti Erdoğan’’daki cevheri.
Derken 14 Mayıs 2000 kongresi, Abdullah Gül ve diğer yenilikçilerle birlikte ilk isyan, ilk prova. Erbakan’’a karşı kongre kazanamasalar bile Recai Kutan’’ın koltuğunu iyi salladılar. Her ne kadar kurultayda Abdullah Gül aday olsa da delege ve teşkilat gücü Erdoğan’’ın elinde bulunuyordu. Yani ABD’’li yanılmamıştı, Erdoğan’’ın keşfi büyük buluştu!
Batıya göre Türkiye çok kültürlü bir devletin ve coğrafyanın adıydı. Küçük bir Osmanlıydı Türkiye’… Batı kendi stratejilerine uygun bir Türkiye’’nin tesisi için aradığını çabuk buldu; Recep Bey ve AKP siyasal ümmetçi/Osmanlıcı fikirleriyle ABD’’nin Asya ve Ortadoğu projelerine biçilmiş kaftandı.
Türkiye üzerinde ufak bir tadilat iktiza ediyordu. Devlet yapısı da dönüştürülmeliydi. Özal’’la başlayan bu dönüşüm programı bir bütün olarak ancak Erdoğan ve kabinesinin icraatlarıyla mümkün hale geldi.
Bu sebeple RP çizgisinden kopar kopmaz Erbakan dışında politikalarını ve kişisel uygulamalarını hep Özal’’la özdeşleştirdi Erdoğan.
Muhafazakar görünümlüydü Özal, liberaldi. IMF’’ye el açıp aman dileyebiliyordu. Erdoğan da o yolu takip etti.
Mağduriyet ve mahkûmiyetten sonra iktidara sunulan Erdoğan ve AKP’’si ilk seçimde tek başına iktidar oldu. DSP-MHP ve ANAP koalisyonundan ve yaşanan ekonomik krizden bahsetmeye gerek bile yok!
Ve Erdoğan başbakan’… Kabinesi ise üzerine düşenleri yapmakla meşgul! Acil Eylem Planı; Terör, Ekonomi, İşsizlik, Taksime Cami, Türban, Yoksulluk ve Yolsuzluk gibi milli meselelerimizi çözecekti AKP. Fakat şu ana kadar hiçbiri çözümlenmedi. Bütün sorunlarımız yerinde duruyor. Hayır. Yerinde durmuyor daha çok büyüyor, artıyor sorunlarımız!
Erdoğan ve kabinesi ise son günlerde sadece ’“Etnik Açılım’”la uğraşıyor. Pekiyi neden?İsrail’’e kafa tutan, milliyetçilik dersleri vermeye çalışan ve üniter devletten söz eden bir Türk Başbakanı bu gibi zorlu politikalara neden rahatça başvurur?İşte anlaşılamayan mesele bu!
Dilerseniz bunun cevabını bir sonraki yazımızda arayalım.