Müzik Önerisi: Don’tyouworrychild-Swedish House Mafia
Bugün bayram. Çocukluğumun bayramlarını düşündüm. Güvende olduğunu düşündüğümüz çocuklarımızın bizim yaşadığımız bayramlardan habersiz büyümüş olmalarına üzüldüm.
Sonra savaş tehdidi altındaki tüm çocukları düşündüm. Şeker Bayramı sevinci yaşayacakken savaşın gölgesinde kaygı dolu korku dolu bakışlarını gördüm.
Bayramın yeni üst baş coşkusu ve çocuk aklıyla harçlık alacağımızın kurnaz hesabıyla sabırsızlığımızı ve içimizdeki o heyecanı şimdilerde yaşayabilen çocuk yok.
Her şeye sahip çocukların doyumsuzlukları ile bombalar altında ezilen çocukların korkuları.
Temiz çamaşırlar, kolonya kokusu, tüm ailenin kalabalıkça sofralara oturması, lokumlar, kahveler, likörler, pırıl pırıl parlayan ama ayağımızı vuran ayakkabılar, aile büyüklerinin sohbetlerini dinlemeve onlarla aynı mekânda oturabilme özgürlüğü…
Kapıda karşılanan küçükler, cepleri şişiren harçlıkların kimden geldiğinin hesabı, büyük verenin sevgisinin cömertliği, namazdan dönen aile büyüklerinin bayram hediyeleri.
Havada mis gibi lokum, şeker, kahve ve likör kokusu.
Dünyada tüm kötülüklerin durduğu ara verdiği bayramlar. Sadece mutluluk, kahkahalar, koşuşturmalar, büyük sıcacık yuvalar, saygı, sevgi ve paylaşma duygusu kokan sokaklar şehirler…
Bugün öyle değil bayram.
Geceyi hiç uyumadan geçiren, sığınaklarda güneşi günlerdir görmeyen, bırak şekeri aynı somun ekmeği haftalardır kemiren çocuklar var bu dünyada.
Her an bir patlama sesiyle irkilen, tozun dumanın barutun kokusunda bayrama giren çocuklar.
“Bayram mı bugün? Bilmiyorum artık…Takvim yok, günler hatta saatler de…”
Bayramlık yok…Beyaz çarşaflarda değil, çamurda uyanan çocuklar var.
Kolonya değil, yanık ve duman kokuyor etraf.
Hayatta oldukları için dua ediyorlar…
Unicef verilerine göre 2024 yılında sadece Gazze’de 17binden fazla çocuk hayatını kaybetti.
Dünyada her üç çocuktan beri savaş ve silahlı çatışmalar yüzünden travma yaşıyor.
UNHCR (Birleşmiş Milletler MültecilerKomiserliği) verilerine göre 2024 yılı itibariyle 43 milyon çocuk yerinden yurdundan edilmiş, evini barkını köyünü şehrini hatta ülkesini terk etmiş durumda.
Gökyüzü aynı olsa bile aynı bayram mı?
Uçakların gürültüsü heyecan değil korku.
Saklanmak bir oyun değil bir zorunluluk.
Açlık bilinçli bir nefs terbiyesi değil, yokluk.
Bayram; sadece yeni kıyafetlerin, dağıtılan şeker ve harçlıkların ya da kurulan sofraların görkeminden ibaret değil. Kendi çocuklarımızın başını şefkatle okşarken, dünyanın bir sürü noktasında sadece 'hayatta kalabildiği için' şükreden, çalınmış çocuklukların vebali hepimizin omuzlarında.
Gerçek bayram; sesi kısılanın feryadına yankı olabilmek, o titreyen ellere güven vermektir. Zulme karşı suskunlukla örülen duvarları yıkmak ve mağdurun elinden tutmak bir kişisel tercih değil artık top yekûn insanlık borcumuzdur.
Bu hayatta bir çocuğun gülüşünü koruyamadıktan sonra bayramın neşesi kapımızdan içeri girebilir mi?
Bu yüzden bu bayram “iyi bayramlar” diyemiyorum ben…
Çünkü vicdanın olmadığı yerde bayram, sadece takvimdeki bir yapraktan ibarettir…