Eurovision, çocukluk ve genç kızlık dönemimde yaşadığım en önemli travmalardan biridir…
Neden mi?
Çünkü, uzun yıllar gurbetçi bir ailenin kızı olarak Almanya'da yaşamış ve yıllar yılı Eurovision ertesi Alman öğrencilerin benimle ''Turkey 0 point'' şeklindeki alaylarına maruz kalmış biriyim…
Bu yüzden hiç ama hiç aksatmadan her yıl baştan sona izlerim… Kim ne derse desin, isterse dudak büksün…
Bu yıl da izleyeceğim… Hatta…
Biliyorum ki bu yıl yine Güney Kıbrıs'la Yunanistan'a küfredeceğim….
Biliyorum ki bu yıl yine Almanya'nın 12 puanı kime vereceğini merak edeceğim…
Biliyorum ki bu yıl yine ''Eski doğu bloğu ülkeleri bunlar, birbirlerini ne biçim kolluyorlar'' diye sinirleneceğim…
Biliyorum ki bu yıl yine hangi ülke bize kaç 'point' verecek diye hop oturup hop kalkarken ''Yok ya bunlar bize düşman point moint vermezler'' diye yorumlar yapacağım…
Amaaaa yine de her yıl olduğu gibi bu yıl da ''Şerefsizler bi puan veremediniz be'' diye diye izleyeceğim…
Bende nasıl bir hırs yarattıysa artık o Almanlar'ın ''Turkey 0 point'' alayları, anlayın artık…
O yüzdendir zaten 2003 yılında Sertap Erener'in birinciliği kazandığında, bilinçaltıma yerleşmiş ''Turkey 0 point''lara inat ''İşte gördünüz mü Turkey 12 pointlerle birinci oldu'' diye mutluluktan gözyaşları dökmem…
* * *
Şöyle bir düşünecek olursak ilginçtir yurdumun, yurdum insanının Eurovision macerası…
Önce aylarca Türkiye adına kimin katılacağını tartışır dururuz… Bunun için anketler düzenler oylamalar falan yaparız… Ki bu yıl Atiye mi gitsin Şebnem Ferah mı muhabbetleri uçuştu hep havalarda…
Kimin katılacağına karar verildikten sonra, bu kez de kararın doğru olup olmadığı tartışırız haftalarca… Bir ahkam keseriz bir ahkam keseriz ki, sormayın gitsin… Bir anda ülkece müzik otoritesi olur çıkarız…
Bu da bittikten sonra iyi kötü, gidecek kişiyi kabullendikten sonra, bu kez de başlarız şarkı İngilizce mi olsun Türkçe mi diye… Hele bu Türkçe – İngilizce muhabbetleri bayağı bir evlere şenlik geçer…
Şarkı Türkçe ise İngilizce olması gerektiğini savunanlar konuşur da konuşur… Yok eğer şarkı İngilizce ise bu sefer de Milliyetçi duygularımız kabarır, ortalığı kasıp kavurur, bayağı bir hengame çıkarırız…
Sonuçta haftalar sonra şarkı halka tanıtılır, bu kez de başlar ''Vay efendim bu nasıl şarkı böyle''ler… Tartışırız günlerce bık bık bık…
Eurovision gecesi gelir çatar… Şarkıcımızın kıyafeti, şovu, varsa topuzu, diğer yarışmacıların şarkıları şovları, artık aklımıza ne gelirse eleştiririz…
Puanlama bölümünde ise her ülkenin sözcüsü Bismillahirrahmanirrahim der gibi ''Good night Europe, thank you for this wonderful show''la başlar sözüne, ardından da pointlerini sıralar…
Sıfır pointleri aldıkça Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur deyip Azerbaycan'a Almanya'ya (gurbetçilerimize) bel bağlarız… Yunanistan'la Kıbrıs'ın altından girip üstünden çıkar, hele hele Ermenistan'dan puan alamazsak küfürler eşliğinde eski defterleri tek tek açarız…
Yarışma sonucunda istediğimiz sonucu elde edemediysek, asıl o zaman seyreyleyin gümbürtüyü…
Günlerce her ortamda ''Ne olacak işte, herkes komşusuna verdi oyları, kaldık tek başımıza'' sohbeti yaparız… Ya da ''Biz şuna verdik tam puanı bak o bize 1 bile puan vermedi, yalnız ve güzel ülkemi kimse sevmiyor'' diye hayıflanır sızlanır, kızar küseriz…
Bu tartışmalardan iyice yorulduğumuzda ise ''Amaaaaaannnn Eurovision'da ne sanki, Allah'ın kıytırık yarışması işte, müzik yarışması değil siyaset arenası herkes komşusuna veriyor oyunu'' diye fikir birliği yapar, sallamıyor gibi yapar biraz duruluruz…
Taaa ki birkaç ay sonra başlayacak bir sonraki yılın Eurovision maratonuna kadar ….
Haaaa, bu arada bu macera içinde olayın bir de ülkemizi tanıtma boyutu vardır ki, o daha da evlere şenliktir… Öyle bir ciddiye alır, öyle bir dünyanın sonuymuşcasına hazırlanırız ki, sanırsınız Eurovision'u izleyen ''Kalk hanım, Türkler birinci oldu, hazırla çocukları Türkiye'ye gidiyoruz'' diyecek…
* * *
TRT, bu yıl Mayıs ayında Azerbaycan'da yapılacak 2012 Eurovision Şarkı Yarışması'na İzmirli şarkıcı Can Bonomo'nun katılmasına karar verdi… Her kafadan bir ses de çıkmaya başladı bile…
En güzel en mükemmel bir olayda bile bir yamuk arayan zihniyetler başladılar ''Yok efendim Musevi'ymiş, yok efendim Müslüman Türkiye bu yarışmaya nasıl bir Musevi'yi gönderirmiş'' muhabbetlerine…
Benim bildiğim bu yarışmada şarkı söyleniyor, 3 İhlas 1 fatiha okunmuyor…
Gencecik Türk vatandaşı bir müzisyen işte… Bizi belki de ömründe sadece bir kez temsil edecek… Onun dini inancını tartışana kadar, bizi yılda bilmem kaç kez temsil eden topçuların dini inançlarını da sorgulasanıza…
Neyse… Anlayacağınız, Eurovision'a ilk cemre düştü…
Mayıs ayına kadar Can Bonomo'yla yatıp Can Bonomo'yla kalkacağız…
Hatta belki de 4-5 ay boyunca Can Bonomo'yla uyutulacağız, kimbilir…
Dipnot 1: Ben Can Bonomo'ya bir öneride bulunmak istiyorum: 1986 yılında dünya yakınından geçen Halley Kuyruklu Yıldızı'na binaen, Halley isimli şarkıyla katılmıştık… E bu yıl da 21 Aralık 2012'ye vurgu yaparak şarkımızın adı ''Marduk'' olsun derim ben, acayip sükse yaparız, benden söylemesi…
Dipnot 2: 22 Aralık 2011 Ermeni yasasıyla birlikte onca atarın tutarın ardından Türkiye'den Fransa'ya 12 tam puan çıkmasını bekliyorum, demedi demeyin… Haa bir de duyduğuma göre de daha şimdiden işe siyaset karışmış… Kulislerde, yarışma Azerbaycan'da yapılacağı için Ermenistan'ın bu yıl katılmayacağı konuşuluyormuş, ben kulislerin yalancısıyım…
Dipnot 3: Keşke bu yılki yarışmaya Nihat Doğan'ı gönderseydik… Avrupalı bu yarışmayı bir daha yapmaktan vazgeçerdi, biz de böylece her yıl gerilmekten kurtulurduk…