Azerbaycan ne yapmalı?

Abone Ol
Azerbaycan’’a ilk kez gidişim, 1992 yılının bahar ayları olsa gerek. Ankara’’dan 60 saat süren bir yolculuğun sonrasında ulaşmıştık Bakü’’ye.’¶ Ebulfeyz Elçibey’’e götürdüğümüz, seçimlerde kullanılacak propaganda malzemeleriyle dolu aracımızla, Gürcistan’’ı geçişimiz sinema filmi tadında, gerilimlerle, yol kesmelerle doluydu.
Büyük bir heyecanla gittiğim Bakü’’de, Karabağ savaşının ortasında yaşanan atmosfer, doğrusu beni çok şaşırtmıştı. Arak içmenin sadece aşk acısı çekerken değil, vatan toprağını kaybedince de işe yaradığını orada görmüştüm. Yaklaşık bir ay süren yolculuğum sonrasında, bazı duygularımın değiştiğini söylemeliyim. Ama gene de, dostlarımızdan bahsederken, üsluba dikkat etmemiz, kalp kırmamamız gerekiyor. Ne demiş atalarımız, ’“kol kırılır yen içinde kalır.’”
***
Dış politika açısından oldukça hareketli günler yaşıyoruz. İlk olarak Suriye ile vizenin karşılıklı olarak kaldırılması, ardından Ermenistan ile imzalanan protokol ve son olarak Davos’’tan bu yana gerilimin kontrollü olarak tırmandırıldığı izlenimini veren İsrail politikası. Özellikle Suriye ile vizenin kalkması, güney illerimizin gelişmesine katkısı olacak büyük bir başarı.
Bütün bu olup bitenin tamamının, dış güçlerin bir oyunu olduğunu iddia edenlerin, ülkelerine ve kendilerine haksızlık ettiklerini, ülke olarak gücümüzü ve hareket kabiliyetimizi, hafife aldıklarını düşünüyorum. Ermenistan’’la, bu protokolün imzalanmasında elbette uluslararası diplomasinin güçlü oyuncularının, kendi çıkarları için müdahalesi vardır. Ama dışişleri bürokrasisi etkileyici bir vizyon ortaya koymuş ve Türkiye’’nin inisiyatifi bu protokolde kendine yer bulmuştur.
Bizim için Ermenistan’’la başlattığımız süreç, basit bir, sınır kapısını açalım mı?açmayalım mı?sorunu değil. Sorun 1000 yıldır uğraşıp kendimize yurt yaptığımız toprakları adımıza tescil ettirebilmek için taraflardan birisiyle mutabakat zaptı imzalamak.
Unutmayalım, biz Türkler Anadolu’’yu kendimize yurt yapmaya geldiğimizde, bu topraklarda yerleşik milletler vardı. Ermeniler de bunların kadim olanlarından birisi.
Ermenistan’’la imzaladığımız protokol ve ardından gelecek süreçte, soruna taraf olan herkesin kendisi için gerçekçi hedefler belirlemesi gerekiyor. Aynı şekilde Azeri kardeşlerimiz de süreci, serinkanlı biçimde ve en azında son 20 yıllık Azerbaycan tarihi ışığında değerlendirmek zorundadırlar.
Aslına bakarsanız Azeri kardeşlerimizin önlerinde fazla seçenek yok.
Birinci seçenek; düşman tarafından işgal edilen topraklarını savaşarak geri alacaklar. Bunun için görünürde uluslararası koşullar uygun. BM Güvenlik Konseyi’’nin kararları açık.(Karar no 822, 853,874 884) Uluslararası alanda kabul görmüş sınırlar, silah yoluyla değiştirilemez. Ermenistan, Azerbaycan toprağında işgalcidir.
Gidersin, aslanlar gibi savaşır alırsın, işgal altındaki toprakları. Ermenistan’’ın nüfusu üç milyon, senin dokuz milyon. Senin petrolün, paran var. Ermenistan’’a diaspora ve Amerika para göndermezse aç kalırlar.
Azerbaycan devleti olarak neden kaybettiğin toprakları geri alamıyorsun?Ülkeyi yönetme hakkının babadan oğluna geçtiği, gelecekte de muhtemelen oğuldan toruna geçeceği, adına demokrasi dedikleri dikta rejimi, ülkenin kaynaklarını, ülke savunması için harcayacağına, liderlerine gösterişli saraylar yapıyor. Azerbaycan bürokrasisi savaşmak yerine, Ermenistan’’ın koruyucu meleği Rusya’’ya sevimli görünüp mevzi kazanmaya çalışıyor.
Agit Minsk Grubu’’na, zamanında Türkiye’’nin de dahil olmasını sağlasalardı, tablo bugün başka olurdu. Azerbaycan, Agit Minsk Grubu’’nda Fransa’’nın yer almasına ses, çıkarmıyor ama Ermenistan’’la kara sınırlarını açmayı konuştuğu için Türkiye’’ye tavır yapıyor. Üstelik yetkili makamlarca kendilerine hassas konularda gerekli açıklamalar yapıldığı halde.
Bunları söylemekte bir beis yok. Bu söylediklerim, kardeşim Azerilere değil. İktidarlarını sürdürmenin garantili yolunu Rusya ile iyi ilişkilere bağlayan, karar anında tercihlerini Rusya’’dan yana kullanan Azeri bürokrasisi ve iktidarınadır.
Unutmayın bugün, kamu görevlililerinin taşıdıkları pasaportlar dışında, umuma mahsus pasaport sahibi Türk vatandaşı vize almadan Azerbaycan’’a gidemez. Dostumuz Azerbaycan, bize vize uygularken, aynı Türk vatandaşı İran ve Suriye’’ye sadece pasaportunu göstererek girebilir. Bu adalet midir?Hangisine dost ülke diyeceğiz. Kıbrıs’’ta bize verdikleri desteğin niteliğini tartışmaya hiç açmayalım.
İkinci seçenek diplomasi; Azerbaycan işgal altındaki topraklarını geri almak için, Ermenistan’’la savaşmayıp, diplomasi ile yola devam edecekse, doğru partnerin Rusya mı?Türkiye mi?olacağına da karar vermelidir.
Elbette karar Azeri kardeşlerimizindir. Ancak reel politiğin bugünkü tezahürü ışığında, ideal çözüm bellidir.
Azerbaycan, nüfusunun %77’’si Ermenilerden oluşan Dağlık Karabağ’’da, özerk bir yönetimi ve bu yönetimin Ermenistan’’la kuracağı kader birliğini kabul etmek zorundadır. 1828 Türkmençay anlaşmasıyla başlayan, bölgenin Ermenileştirilmesi süreci ne yazık ki başarılı olmuştur. Bu fiili durumun kabulünden başka çare yoktur. Elbette Azerbaycan’’ın kendi topraklarını işgalden kurtaracak bir silahlı çözüm hakkı vardır. Dilediği zaman bu hakkını kullanabilir. Dikkat etmesi gereken Gürcistan’’ın durumuna düşmemektir.
Özerk Dağlık Karabağ Yönetimi’’ne, Ermenistan’’la Laçin koridoruyla sürekli ve güvenli bir ulaşım imkanı verilmesine karşılık Nahcivan’’la Azerbaycan arasında benzer bir kara ulaşım koridorunun kurulması, Azerbaycan’’ın uzun dönemli çıkarları açısından doğru bir çözüm olacaktır. Böylece Karabağ kaçkınlarının önemli bir kısmı yurtlarına dönecek, yıllardır çektikleri sıkıntılardan kurtulacaklardır. Türkiye ve Azerbaycan birlikte hareket ederlerse, Karabağ’’daki Azeri nüfusun mübadelesi karşılığında Dağlık Karabağ’’daki bazı rayonlar Azerbaycan toprağına dahil olabilir.
Nahcivan ve Azerbaycan arasında geçiş oluşturacak toprak koridoru sayesinde, Bakü’’den Londra’’ya, Azeri kardeşlerimiz, diğer kardeş halklarla ortak hareket imkanı bulacaktır.
Diyeceksiniz ki; Kardeşim senin fantezi dünyan da amma geniş, sana bunun yedirirler mi?
Onu da süreç içinde, hep birlikte göreceğiz.