“Asker’e darbe” in, “Askeri darbe” out!

Abone Ol
79'un Eylül'ünde doğmuşum. 80'in Eylül ayında da darbe yapılmış. Darbeyi yaşamamış biri olarak darbenin neler getirip neler götürdüğünü de bilemem. Bu konuda yapılan değerlendirmeler içerisinde darbeyi meşru kılan da var bir daha yaşanılmaması derecesinde vahşi bulan da… İnsan kitap karıştırıp, gerçek kahramanlardan anlamaya çalışsa bile yaşanmışlık hissini bir türlü alamıyor.Hikaye geliyor kim bilir belki de masal… En çok o dönemleri anlatan 'Çemberimde Gül Oya' dizisini severdim. Birazcık da 'Hatırla Sevgili'… O günleri tam anlıyorduk ki diziler bitti. Tutmamış hikayesine inandınız mı yoksa? Aksine hiç de beklenilmediği kadar büyük bir ilgi vardı. O dizilerin bitmesi gerekiyordu, bitti. Yada bitsin dediler de bitti. Neyse konumuz bu değil.
3 Kasım 2002 genel seçimleri AKP zaferi ile sonuçlanır. Garip olan ise bu seçimlerde zafer kazanan AKP'nin seçimlere ilk kez bu tarihte girmiş olmasıdır. Yaklaşık %34 oranında bir oy alan AKP; Türkiye'de yeni bir sürecin başlamasına neden olur. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ise Kasım 2002 seçimlerinden üç ay kadar önce koltuğuna oturmuştur. Dört sene görevde kalan Özkök'ün görev süresinin bitmesinden tam bir sene sonrasında Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. O dönemi çok iyi hatırlıyorum. 2005 yılında bizim tabur 'İç Güvenlik Taburu' olarak görev yapmak üzere Diyarbakır'a gidecekti. Gaziantep 5. Zırhlı Tugayı Tugay içtima alanında toplanmıştı. Tugay birincisi olduğum telsiz ve haberleşme kursu nedeniyle içtimaya geç kaldım. Bölük Komutanımız Yüzbaşı Bayram bana doğru gelerek yüksek bir sesle; 'Fırtına, yazar Fırtına. Sende Çölaşan gibi boş yazıyorsun' demişti. Hiç tereddüt etmeden cevap verdim. Dönemin genelkurmay başkanı Özkök'ün Cumhurbaşkanlığı'na oynadığını iddia eden son yazısını kastederek; 'Bu yazıyı yazmak yürek ister. Boş yazdığını söylediğiniz Sn. Çölaşan yürekli bir yazardır. Yine de beni ona benzettiğiniz için teşekkür ederim' dedim.
Sn. Çölaşan o dönem AKP ile yakın ilişki içerisinde olan Hilmi Özkök'e dikkatleri çekerek Cumhurbaşkanlığı'na oynadığı iddiasını sık sık dillendirdi. Özkök Cumhurbaşkanı olamadı ama bana göre kendisi TSK'nın içine düştüğü bu durumda büyük pay sahibidir. Özkök Cumhurbaşkanlığı hayali ile neler yaptı bilinmez ama nihayetinde Cumhurbaşkanı da olamadı. 27 Nisan tarihli özde değil ama sözde muhtırası ile AKP için hayırlara vesile olan Yaşar Büyükanıt'ta 1.000.000.TL'lik Audi aracıyla makamından ayrıldı. İlker Başbuğ'a sözüm yok ancak medya ile o kadar iç içe olmasa iyiydi. Son paşa Koşaner, tarzı ile medyayı bir hayli şaşırttı. Işık Koşaner olması gerektiği gibi bir hayli temkinli adımlar attı. Ama görünen o ki dayanma gücü kalmadı. Daha reşit bile olmadan şirket kurup ticaret yapan, burslu üniversite okuyup gemi alan devlet büyüklerinin çocukları göz ardı edilerek oğlu Aselsan gelini de Havelsan'da çalışan Koşaner'i hedef alan medya sonunda amacına ulaştı. Ne yani paşa çocuğu diye çalışmayacaklar mıydı? Bu çocuklar hangi şirketin ortağı olmuşlar? Hangi ihaleyi almışlar? Kişiler üzerinden girişilen bu taarruzlar nihayetinde TSK çok ciddi ithamlara maruz kaldı. Subay eşlerinin çok basit telefon görüşmelerinden bile türlü manalar çıkarıldı. 'Asker darbe yaparsa tankın önünde ilk ben dururum' diyen Kemal Kılıçdaroğlu bile bilerek yada bilmeyerek TSK'nın hedef olmasına neden oldu. TSK'nın işi gücü darbeymiş gibi bu tür açıklamaların ne kadar gereksiz olduğu apaçık ortadadır. Sn. Bahçeli'nin bu yöndeki açıklamaları ise TSK'nın güvenilir bir kurum olduğunun ve olması gerektiğinin altını çizer bir haldeydi. CHP eski genel başkanı Sn. Deniz Baykal'da Zincirbozan'da yatmış, darbelerin acısını birebir yaşamış bir insan olmasına rağmen orduya kesinlikle toz kondurmazdı.
Her tür olumsuzluğun fatura edildiği TSK son dönemde fazlasıyla yıpratıldı. BBP eski genel başkanı rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun içinde bulunduğu helikopterin düştüğü alanda askeri uçakların görüldüğü iması bile akıllara şaşkınlık verir cinstendi. Yıllarca terörle mücadele eden komutanlar terörist ilan edilirken teröristlerin kahraman gibi Habur'da karşılandığı garip bir süreç yaşandı. Halkımız sokak ortasında öldürülen Hrant için gösterdiği duyarlılığı her geçen gün can veren Mehmetçiklerimiz için maalesef gösteremedi.
Şimdi 'Askeri darbe' değil ama 'Asker'e darbe' yapıldığını düşünüyorum. E-muhtıra, Çekiç, Balyoz, Ergenekon derken TSK her geçen gün yeni bir iddia ile karşı karşıya getirildi. Bazıları askerde yaptığı mecburi mıntıka temizliğinin acısını bile bu iddiaları gerçek bularak çıkardı. Şimdilerde bu iddialarla başı dertte olan Türk Ordusu için Mustafa Kemal şöyle demiş; 'Türkiye Cumhuriyeti sadece iki şeye güvenir: Biri ulus kararı, diğeri en elim ve güç koşullar içinde dünyanın övgüsüne hakkıyla yaraşma niteliğini kazanan ordumuzun kahramanlığıdır'
Ulu Önder'in 1922'de İzmir'de söylediği bir sözü daha hatırlatarak yazımı sonlandırmak istiyorum. 'Askeri eylemler, siyasi eylemlerin ümitsiz olduğu noktada başlar'.
Ben inanıyorum ki bir gün bir komutan çıkıp şöyle diyecek;
'İstikamet sağınız. Dağılın marş marş!'