‘Asker milletin’ askerlik bedelinin liralarla buluşması

Abone Ol
Bir yerlerde okumuştum; Erdal İnönü siyasete girmeye ikna edilir, 'ısınma turları' çerçevesinde biraz da politik hava soluması düşüncesiyle meclise götürülür. Yanındakilerle birlikte misafir bölümüne oturur, kürsüdeki hitabet sanatı ustalarını dinler.
Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel de dinledikleri arasındadır. Demirel 20 dakikalık konuşmasını tamamladıktan sonra kürsüden inerken İnönü yanındakilere dönerek 'Anlattığı 2 dakikada anlatılacak şeyler. Bunun için neden 20 dakika zaman veriyorlar ki' der. Yanındakilerden biri İnönü'ye 'Efendim siyaset biraz da 2 dakikalık meseleyi 20 dakikada anlatma becerisidir' diye yanıt verir.
Başbakanın yılan hikayesine dönme eğilimindeki bedelli askerlikle ilgili açıklamalarını dinerken bu hikaye geldi aklıma.
Bilcümle bedellideki yaş sınırı ve bedelin miktarına dikkat kesilmişken Başbakan, 'Bedelli askerlik yasa tasarısının ayrıntılarına girmeden önce şu hususu da vurgulamalıyım' diyerek sözlerine başladı. Sonra tebessümle küçük bir es verdi 'Heyecanlanıyorsunuz biliyorum' diyerek salondakilerin sabrını yokladı.
Ardından kışla isimlerinin değiştirilmesinden girdi. Oradan çıktı, 1987 ve 92 yıllarında çıkartılan yasayı, yoklama ve bakaya kaçaklarının büyük miktarlara ulaşmasına bağladı. 1999'da çıkartılan yasanın Marmara Depremi sonrasına denk geldiğini vurgulayarak çıkartılacak bedelli askerlik yasasını bir şekilde Van depremi sonrasına bağladı.
Erdal İnönü'nün bu anlamdaki politikayı anlamaya da, uygulamaya da ömrü yetmedi maalesef. Zaten ondan da bu ülkeye politikacı olmazdı, olmadı da. Politika yapmak için ona uygun ülke belki İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka olabilirdi ama Türkiye değil. Çankaya köşkünün bahçelerinde çocukluğunun geçmiş olması dahi ona 'saltanat' adına bir şey öğretmemişse bu anlaşılır bir şey miydi? Ne demek efendim berberi bakanlığa, ayağına çağırmak yerine berber dükkanına 'firar' etmek? Işıklar içinde yatsın…
Neyse biz dönelim 'asker milletin' askerlik bedelinin liralarla buluşmasına…
Yaş sınırı 30 bedel 30 bin, vicdani ret ise gündemde yok... Anlayacağınız, yaşı otuz yapmadan ve 30 bin TL hesap ödemeden 'yan gelip yatmak' mümkün değil. Önce 'sipalileri' bastıracak, sonra yatacaksın…
Bedelli konusundaki düşüncelerimi daha önce de yazmıştım. Eğer askerliğe bir bedel biçilecekse bunda yaş sınırı olmamalı. Ancak bu şekilde askerlik yükümlülüğü taşıyan her bireye eşit şartlar sağlanır. İsteyen bedel öder, isteyen doğumdan gelen 'asker' genleriyle cepheye gider, çarpışır. Bazıları da yaşı 30'a ulaştırmak için dokuz takla atmak zorunda kalmaz, rahat eder.
CHP ise Başbakanın 'Dün dündür bugün bugündür' anlayışına takılı kaldı. Haksız da değiller hani… Başbakan Erdoğan dün; 'Ben Tayyip Erdoğan olarak böyle bir sorumluluğun altına giremem. Parası olan var olmayan var. Parası olan bastıracak kurtulacak. Olmayan askerlik yapacak. Seçimden sonra referanduma götürürüz' diyordu, bugün; o sözleri hiç sarf etmemiş gibi askerliğin bedelini ve şartlarını açıklıyor!
Bedelli askerliği hükümet referanduma götürüp seçmene 'Yasanın çıkmasına 'evet' mi diyorsunuz 'hayır' mı?' diye sorsa, sonuç ne olur sizce? Her gün şehit haberinin geldiği bir ülkede, 'hayır' oylarının sayısı kesinlikle 'ezici' oranlara ulaşır…
Hükümetin bu gerçeği bilmeme olasılığı var mı? Mümkün değil… Bu yüzden de Başbakan böyle bir öneriyi asla referanduma götürmez. Götürdüğü takdirde AKP'nin başına gelecek şey kesinlikle hezimetten başka bir şey olmayacak. Başbakan da böyle bir öneriyle referanduma giderek, 2002 Genel Seçimlerinden bu yana AKP'nin göz kamaştırıcı yükselişinin sonuna 'evet' demez.
O yüzden CHP Başbakanın 'Madem referandum istiyorsunuz, hodri meydan' diyeceğini boşuna beklemesin.