Günler öncesinden duyuruldu...
Şehit Aileleri Derneği Pazar günü Gündoğdu Meydanı'nda saat 13.00'te ''Teröre Lanet Mitingi'' düzenleyecek diye...
Ben duyduğum anda, iki elim kanda da olsa bayrağımla orada olmaya kendi kendime söz verdim... Çünkü şehit aileleri, hele hele şehit anneleri dendiğinde benim için akan sular değil, hayat duruyor...
Daha bir ay önce şehit düşen oğlunun ardından; ''Ben onun bir yerine bir şey olmasın diye bisiklete bile bindirmemiştim...''diyerek ağlayan anneyi ben unutamıyorum, unutabileceğimi de sanmıyorum... Bunun üzerine söylenebilecek tek bir söz varsa söyleyin...
Evlat acısı zaten acıların en büyüğü... Ben onu da geçtim, bir de diğer açıdan düşünüyorum; onların yaşadığı ızdırabın üstüne bir de kin ve nefret ekleniyor… Yavrunuzu alçakça, haince öldürüyorlar... İnsan bunu nasıl kabul edebilir, bunun eziyetiyle nasıl yaşar? Ölene kadar sayıklayıp duracak bu aileler, bu anneler 'Nasıl yapar, nasıl? Nasıl kıyar?' diye... Çok güçlüler, yemin ediyorum çok güçlüler, akıl alır gibi değil çünkü...
Aslında devlet ve vatan sevgisini kaybetmeye en aday insanlar bu aileler bu anneler, ama onlar yine de 24 şehidin ardından bir kez daha kenetlenip şehitlerin acılarını bir nebze de olsa azaltmaya, Doğu ve Güneydoğu'da görev yapan, çatışan askerlerimize bir nebze de olsa moral olmaya karar vermişler... Tüm sivil toplum örgütleri de desteklemiş…
Aslında devlet ve vatan sevgisini kaybetmeye en aday insanlar bu aileler bu anneler, ama onlar yine de 24 şehidin ardından bir kez daha kenetlenip şehitlerin acılarını bir nebze de olsa azaltmaya, Doğu ve Güneydoğu'da görev yapan, çatışan askerlerimize bir nebze de olsa moral olmaya karar vermişler... Tüm sivil toplum örgütleri de desteklemiş…
Ben bu mitingi duyan İzmirliler'in bu çağrıya asla duyarsız kalmayacaklarını biliyordum…
Çünkü halkın tepkisini mitinglerle belirtmesi, devletin çabuk harekete geçmesi için önemlidir, yoksa ''İzmirli miting yapıyor, hadi abi silahları bırakalım'' diyen örgüt ve örgüt elemanı yoktur elbette… Hem ne demiş Nazım Hikmet: ''Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar bu karanlıklar aydınlığa?''
Birilerinin bağırması gerekiyor ki, başımızdakiler durumun ciddiyetini daha iyi idrak edebilsin…
Ve, evet yanılmadım, yaşlısıyla genciyle, çoluğuyla çocuğuyla, bayrağını alan oradaydı…
İzmir teröre ve PKK'ya, Mustafa Kemal'in çocuğu olduğunu bir kez daha en güzel şekilde ispatladı…
Mitingde bir başbakanın ''askerlik yan gelip yatma yeri değildir'' sözü geldi aklıma, sonra ''şehit cenazeleri gereğinden fazla yaygaralı oluyor'' cümlesi takıldı…
Dün İzmirli olarak güzel bir yaygara kopardık, gurur duydum…
* * *
Ancak, bir hafta içinde ikinci büyük acı haberi, miting alanında telefonuma gelen mesajla aldım… Van'nın 7.2 ile sarsıldığını…
Günlerdir şehitlerimize ağlarken, Gündoğdu Meydanı'ında teröre lanet okurken, deprem haberi büyük bir acı daha yaşattı bana… Düşündüm de, canım ülkem çok karmaşık benim… Hem doğanın insana, hem de insanın insana acımadığı garip bir coğrafya…
17 Ağustos 1999'da İstanbul'da sallanmıştım 7.4 ile… Kapıların üzerine devrileceği hissi, avizenin tavandan kopacağı hissi, oturduğun yerde ellerin başında saniyelerce kalman, çığlıklar, dualar…
Bunları yaşayanlar, dün Van'daki dehşeti en iyi anlayanlardır…
Eve döndüğümde hemen netin başına geçtim… Önce haber sitelerini ardından sosyal paylaşım sitelerini taradım… Sosyal paylaşım sitelerinden birinde ilk olarak şu çümle gözüme takıldı: ''24 şehidin naaşını toprağın sessizce kabul etmesi beklenemezdi, o da sarsıldı''
Farklı platformlarda, bu ve bunun gibi kah mecazi, kah direkt o kadar çok şey okudum ki… Dondum kaldım…
Şu durumda bile söylemlerinden ırkçılık/ahmaklık akanlar, acaba orada ölenlerin birer ''insan'' olduğunun farkındalar mı? Bunun bir doğal afet olduğunun ve her an her yerde herkesin başına gelebileceğinin bilincindeler mi? Bu kadar sığ olunmamalı…
Sosyal paylaşım sitelerini okumaya devam ettikçe, insanlığımdan utandım… Orada ölenleri ''Türk mü kürt mü?'' diye soranları gördüm… Bu nasıl bir kafa yapısıdır?
Ölenler insan, insan! Asıl deprem vicdanlarımızda olmuş, haberimiz yok… Hem de 10 şiddetinde… Ne zaman PKK'nın Kürt Halkı'nı temsil etmediğini öğreneceğiz, merak ediyorum...
Zaten, ''Türk mü, kürt mü?'' sorusunu sormadan ağlayabildiğimiz gün 'insan' oluruz, 'kardeş' oluruz, gerçek 'müslüman' oluruz…
Ku'ran da ne diyor? ''Müslüman kardeşinin acısına sevinen, daha büyük bir felaketle imtihan edilir…''
Orada yaşamını yitirenlere hiçbir şey beslemiyorsanız bile, en azından saygı duymak zorundasınız, insanlık bunu gerektiriyor…
Unutmadan, Van Depremini 'ilahi adalet'e bağlayanlar, gözyaşı döktüğünüz şehitlerden biri de 4 gün önce Van'da toprağa verilmişti, hatırlatayım…
* * *
Daha fazla klavye kahramanlığı yapmaktansa, diyorum ki bu deprem sonrası herkes üzerine düşen görevi yapsın… Kara propagandalara, ayrıştırıcı bölücü mesajlara yorumlara aldırmadan oradaki herkes için yardım etsin…
Mesela kışlık birkaç giysinizi paketleyin, ücretsiz taşıyacaklarını açıklayan kargo şirketlerinden birine bırakın, AKUT'a mesajla yardımda bulunun… Battaniye, uyku tulumu, kuru gıda, hatta su… Yardımın dokunabileceğine inandığınız ne varsa alın yollayın…
Van'da gerekli yerlerle irtibata geçin yardım yollayın…
Bizler bu gece battaniyeler altında sıcacık uyurken, betonlar altında yatan insanlar olacak… Canla başla elleriyle göçük altında bir nefes arayan, başlarını sokacak çatıları kalmamış kardeşlerimiz olacak…
Yardımseverlik ve sağduyumuz sayesinde, bölünmeye çalışılan toplumları tekrar kaynaştırabiliriz…
Önemli olan, Batı'dan Doğu'ya bir bütün olduğumuzu cümle aleme göstermek… Nasıl 1999'da İzmit'i zor günlerinde hiç aç açıkta bırakmadıysak, hiç ama hiçbir şeyi esirgemediysek, bugün de Van'a aynı duyarlılıkla yardım götürmeliyiz…
Kaybedilen canlara rahmet, onların yakınlarına ve hala göçük başında sevdiklerinden haber bekleyen insanlara sabır diliyorum…