Siyasette kirlenme ve yozlaşmanın doruk yaptığı dönemdeyiz bir süredir. Parti ayrımı yapmaksızın siyasette yozlaşma ve kirlenme, istisna veya birilerinin karıştığı olaylar dizini değil, yapısal bir sorundur.
Hayır kurumu olan Kızılay’ın bile yolsuzlukla anıldığı, yöneticilerin arpalık olarak kullandığı bir kurum olan ülke burası. Pandemi dönemimde bakanların şirketleri aracılığıyla maske ticareti yaptığı bir yerde yaşıyoruz.
Belediyeler ise epeyce bir zamandır, yerel demokrasi kurumu olmaktan uzak, adeta yolsuzluğun kurumları haline gelmiştir. İhaleye fesat karıştırmak, sahte faturalar düzenlemek, kamu kaynaklarını yağmalamak, adam kayırmak bu kurumların en yaygın pratikleri.
Ben kişisel olarak bu belediye operasyonlarının, siyasi hamle olmasaydı, çok yerinde olacağını düşünenlerdenim. Ama Mansur Yavaş’ın sıkça ifade ettiği gibi, Gökçek ailesi yargılanmadan bunların hukuki bir değeri yok. Belediye operasyonlarının zamanlaması ve suç iddiaları, yükselen muhalefet hareketini durdurmaya yönelik olduğu açık. İddialar somut delillere dayanmadan, tutuklu yargılamalar bir hukuk uygulaması olamaz.
CHP Kurultayında şaibe olduğu iddiası ile partinin başına tekrar atanan Kılıçdaroğlu’nun bu koltuğa oturma gerekçesi olarak “arınma” ve “temizlik” gibi kelimeleri seçmesinin tutarlı, inandırıcı ve samimi hiçbir tarafı yok.
Seçmenin ezici çoğunluğunda da bunun karşılığı yok.
Son bir yıldır yolsuzluğa bulaştığı iddialarına konu olan isimlerin neredeyse tamamı, uzun yıllardır Kılıçdaroğlu’nunkoltuğu altında siyaset yapan kişiler. Örneğin her dönem aynı iddialar ile parti kamuoyunda anılan Veli Ağbaba, Kılıçdaroğlu döneminde de Özel döneminde de partide söz sahibi bir şahsiyet idi.
Hatta bir süre önce, Özgür Özel’in kendisinden “Veli abi” diye söz etmesini de eleştirmiştim, Malatya mitinginde “geleceğin bakanı” olarak anmasını da. Kılıçdaroğlu’nun da bakan adayıydı kendisi. Bunların onaylanacak bir tarafı yok.
Aslında bu tarz siyasetçi çok fazla ama Veli Ağbaba, en fazla anılan isim. Yoksa Erdoğan Toprak’ından, Gürsel Erol’una, Gürsel Tekin’inden, Barış Yarkadaş’ına, Ali Mahir Başarır’ndan,Gökhan Zeybek’inden, İlgezdi’lerinden, Aykut Erdoğdu’suna onlarca profesyonel bir yandan pre modern cemaat bağlarını kullanarak, siyasette yozlaşmanın öncü isimleridir.
Bunların hepsi daha önce Kılıçdaroğlu’nun birinci çemberindeyken şimdi bir kısmı Özgür Özel’in yanında bir kısmı da Kılıçdaroğlu’nun yanında konum almış durumdalar.
Bu tip siyasetçiler, genel merkez baronu gibi hareket ederler. Cemaatçi ilişkilere dayanarak bir grup delegeyi yönlendirme kapasitesine sahip oldukları için, genel başkan üzerinde etkilidirler. Aday belirleme sürecinde en etkili aktörlerdir.
Örneğin İzmir ilçe belediye başkan adaylarının haritasını çıkarınca, şu Veli’nin adamı, şu Deniz Yücel’in, şu Gürsel Erol’un bu da Ednan Arslan’ın diye bir tablo çıkar ortaya. Geçen dönem Tuncay Özkan da vardı. Bu derebeylerinin illere göre etkisi farklılaşır. Ankara ve İstanbul’da başka isimler öne çıkar.
Şimdi bu yapı ortadayken, Kılıçdaroğlu kimi temizleyecek, kimleri arındıracak? Üç yıl önce yanı başındaki kişilerin hangileri kirli ilan edecek? Peki, Gürsel Tekin, arındırıcı bir güç olabilir mi? Ya TGRT fatihi Barış Yarkadaş? Basın danışmanı olarak birçok yetkiyi devrettiği TGRT muhabirinin Cumhuriyet gazetesinden zimmetine para geçirdiği atıldığını bilmiyor olabilir mi Kılıçdaroğlu?
Hukuki değil ahlaki bir şey söyleyeyim. Ben bu işin pratiğini bir süre yakından takip ettim. İlçe kongrelerinden Kurultay’a kadar, delege pazarlıkları hep olur ve delege ağaları bu pazarlıklardan menfaat sağlarlar. Ama bu yeni bir şey değil. Bir süredir bu profesyonel bir etkinlik. Çünkü ortada liyakat, ideoloji ve ahlak kalmamıştır.
Yine konu uzun ve yine verilecek çok örnek var. İzmir’den iki güncel örnek ile yetinelim.
Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile tutuklanan Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay, belediye başkanı olmadan önce, uzun yıllardır bu belediyede başkan yardımcısı olarak görev yapıyordu. İhale işlerine de sanırım o bakıyordu ve usulsüzlük iddiaları hep vardı.
Kendisi ilk önce bu göreve Gürsel Tekin’in adamı olarak getirilmişti. Gürsel Tekin partideki konumunu kaybedince, Veli Ağbaba’nın adamı olarak tanımlanır hale geldi ve başkan adaylığını da onun sayesinde aldığı en yaygın kanaat.
Demek ki, dönem değişiyor, isimler değişebiliyor ama işleyiş değişmiyor. Tabi kendisinin suçlu olup olmadığını bilmiyoruz, sadece ilişki ağı/patronaj yapısı bakımından örnek verdik.
Bundan altı yıl önce Kılıçdaroğlu’nun mazbatayı aldığı kurultayı günlerce Ankara’da izleyen bir gazeteci arkadaşım bana, “Rıfat Nalbantoğlu’nun PM üyeliği İzmir’e (yani belediyeye) en az 20 milyona mal oldu demişti. Ben bunu yazmadım söylemedim daha önce, çünkü özel bir sohbetti.
Ama kısa bir süre önce eski İzmir il başkanlarından ve milletvekillerinden Tacettin Bayır, bu durumu basına demeç olarak verdi. Rakam olarak değil de, “bu partide emeğiniz mi var, Ankara’da on gün meyhane kapattınız” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Ama bu ne savcıların umurunda oldu ne de parti yönetiminin. Oysa on günlük meyhane ve otel faturalarının kim tarafından hangi hakla ödendiği önemli değil miydi?
Dolayısıyla arınma değil esas sorun ve zaten bunu başarmak neredeyse imkansız. Yapılan muhalefetsiz bir demokrasi için yargı eliyle parti yönetmek. CHP tabanı ve seçmendeki Kılıçdaroğlu öfkesi tamamen buna yönelik.