Ankara’dan “Tacettin Bayır” gelmiş!

Abone Ol
Yazıma bu sabah kahvaltı yaparken izlediğim bir haberle başlamak istiyorum. Adıyaman'da okulların temizliğinde ihtiyaç duyulan '600' kişi için '6000' kişi başvurmuş. Ama haberi anlamlı kılan ne yazık ki başvurunun çokluğu değildi. Bu üzüldüğümüz ama alışık olduğumuz bir durumdu. Asgari ücretli ve sekiz aylık bu geçici iş için başvuran insanların çokluğu nedeniyle kura çekilmesine karar verildi. Buraya kadar her şey normal görünüyorsa da anormallik işte buradan sonra başlıyor.
Kocaman bir salonda bu iş için başvuranların büyük bir merakla ve de en önemlisi umutla izlediği kura sonucunda salondaki tek bir kişinin bile isminin okunmamış olması salondakilere göre tesadüf değildi. Kura çekiminde büyük bir torpil döndüğüne dikkat çeken kimi adaylara göre işe alınacağını bilen insanlar zahmet edip kura salonuna bile gelmemişlerdi. Aslına bakarsanız haksız da sayılmazlardı. Ataması yapılmayan hademeler bu duruma tepkiliydi. Kura çekimini sessiz ve dikkatlice izleyen insanların kura bitimindeki tepkileri görülmeye değerdi.
'Devede kulak' diyerek üzerinde durmadığımız/duramadığımız ses çıkarmadığımız ufak tefek kadrolaşma ve adam kayırmacılığın geldiği son noktayı en iyi 'Deveyi havuduyla yutmak' deyimi anlatabilir. Yani 'Deveyi havuduyla yutmak' hayaldi, gerçek oldu!
Ataması yapılmayan mollalara ise hiç girmiyorum. Cübbeli – cübbesiz, yazar – yazmaz, asker – sivil, topçu – tüfekçi, yapıcı - yapımcı birçok kişinin cezaevinde olduğu ülkemizde öyle bir muhalefet var ki evlere şenlik!
Başbakan'a bir hal gelmesin temennisindeki MHP lideri Bahçeli beni şaşırttı. Neymiş efendim? Ak Parti içinde oluşacak bir çatlak ülkeye hayır getirmezmiş.
Örgüt içi dizayn gayretinde olan CHP'nin lider olma özlemiyle yanıp tutuşan son genel başkanı Kılıçdaroğlu ise tabanına Tesev'i kabullendirme mücadelesi veriyor. Kemal'i yıpratabilirmişiz de CHP'yi yıpratamazmışız gibi ucuz söylemler de cabası…
Atatürk ilke ve inkılaplarına en önemlisi de Cumhuriyet'e inanan, sahip çıkan, koruyan kollayan kimsenin derdi zaten CHP değil ki! O insanların derdi bu kurumsal kimliğe yön/şekil verme çabası ve gayretinde olan kişilerdir.
Ve İzmir!
Aziz Kocaoğlu kaptanlığındaki Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan operasyonlar bir yana iktidarda olmanın bütün nimetlerini kullanarak İzmir'i ele geçirme gayretinde olan Ak Parti'nin bu yöndeki çabaları her geçen gün daha da yoğunlaşıyor.
MHP'nin İzmir'de ki sesini duymuyor/duyamıyoruz. Oysa bu süreci sadece izlemekle yetinen MHP İzmir'in de bu konular üzerine söyleyecek bir sözü olmalıydı diye düşünüyorum.
CHP İzmir'e hiç bakmayın. Büyükşehir'e yönelik operasyon kıskacı ile Karabağlar ve Urla'da polisler tarafından dövülen kadınlara rağmen CHP İzmir'in atanmış İl Başkanı Tacettin Bayır'ın tek bir hırsı var. O da; 'Görevden almak!'
Ödemiş'e gelip örgüte bile uğramadan Belediye Başkanı ile hasbıhal eden belki de şunu görevden alırsak bunu koyarız hesabı yapan Bayır çok masum bir şekilde 'Genel başkanı bizden kaçırıyorlar' diyen Karabağlar Belediye Başkanı'na da örgüt işlerine burnunu sokma tavsiyesinde bulunuyordu. Sizin anlayacağınız; 'Orda öyle burda böyle oluyordu!'
Atalarımız 'Verirsen doyur, vurursan duyur' demiş. Bayır vuruyor ama nafile! Kendi çalıp kendi oynuyor. Ne yönetim arkasında ne de genel merkez! Atandığı günden bu yana kıyıp doğramayı dilinden düşürmeyen Bayır bana göre sona geldi. Şimdi ardına bakıp yaşananlardan bir ders çıkarma zamanıdır. İstifa etmesini beklemiyorum. Çünkü bu kadar sene sonra öyle veya böyle oturduğu bu koltuğu bırakmak onun için pek kolay olmayacaktır. Ama bir laf vardır ya hani; 'Bükemediğin bileği öpeceksin!' işte tam da bu söze yakışır bir şekilde davranarak seçimle gelen Buca, Karabağlar ve Ödemiş ilçe başkanlarından özür dileyerek yoluna devam etmelidir.
Bayır'ın Ankara dönüşünde yaptığı açıklamasını okuduğum da fonda Ahmet Kaya çalıyordu. Hani 'Nere gitsem çaresi yok' diyerek isyan ettiği o meşhur parça… Ve şarkı şöyle devam ediyordu.
Nerden baksan tutarsızlık… Nerden baksan ahmakça!