Anayasa Değişikliği -2

Abone Ol
Anayasa değişikliğinin içeriğine girmeden evvel, anayasanın felsefesi üzerinde bir uzlaşma sağlamak gerekmektedir. Bu nedenle çağdaş anayasa hukukunun bazı temel ilke ve prensiplerini hatırlamamız gerekiyor.’¶
Çağdaş anayasa hukukunun temel kavramlarını ’“temsili rejim’” ve ’“kuvvetler ayrılığı’” prensipleri oluşturur. Batı toplumlarındaki tarihi gelişimin bir ürünü olan bu prensipler, egemenliğin kaynağının halkta olduğuna, halkın belli bir süre için, belli sayıda temsilcilerini seçmesi ve kararların halk adına bu temsilciler tarafından alınması esasına dayanır. Temel ilke bu olmakla birlikte, yönetilenlerin yönetime katılma biçimi açısından anayasal rejimlerin tasnifi yapıldığında, temsili hükümet, yarı temsili hükümet, yarı doğrudan hükümet ve doğrudan hükümet olmak üzere dört yönetim biçimi görülmektedir. Temsili hükümetin bu değişik dört yönetim biçiminde de ana unsur seçimdir. Halkın temsilcilerini belli bir sistemle seçmesidir.
Çağdaş anayasa hukukunda ikinci önemli husus da, devlet egemenliğine dayanan ve yasama, yargı, yürütme başlıkları altında toplanan hukuki faaliyetlerin nasıl yürütüleceğidir. Özellikle yasama ve yürütme arasındaki ilişkilerin nasıl kurulacağı, bu kuvvetler arasındaki dengenin nasıl sağlanacağıdır. Kuvvetler ayrılığı prensibi temsili rejimin bir sonucudur. Söz konusu kuvvetler arasındaki ilişkilerin biçimi ve dengesi anayasal sistemlerin sınıflandırılmasında ana faktördür. Bu sınıflandırmayı, kuvvetlerin birleşmesi, kuvvetlerin kesin ayrılığı ve kuvvetlerin işbirliği olarak üç ana başlıkta toplayabiliriz.
Kuvvetlerin birleştiği sistemlerin örnekleri; Fransa’’da (III. Cumhuriyet dönemi) kuvvetlerin yasamada birleştiği meclis hükümetleri, Almanya ve İtalya’’da (bu yüzyılın ilk yarısında) kuvvetlerin yürütmede birleştiği lider ağırlıklı sistemler şeklinde görülmüştür.
Kuvvetlerin birbirinden fevkalade katı bir biçimde ayrıldığı başkanlık sisteminde ise kuvvetlerin birbirinden bağımsızlığı, kuvvetlerin yapısında, fonksiyonlarında ve ilişkilerinde belirleyicidir. Kuvvetlerin birbirinden kesin olarak bağımsız olduğu modelin klasik biçimi ABD’’de uygulanmakta olan başkanlık sistemidir.
Kuvvetlerin işbirliği esasına göre oluşan anayasal sistemler ise parlamenter sistemlerdir.
Bütün sistemler, kendi içinde zafiyetleri ve eksiklikleri taşırlar, ancak önemli olan bu zafiyet ve eksikliklerin o ülkenin demokrasi teamülü ile giderilmesi veya demokrasi içinde eksiklikleri tamamlayacak yeni kurallar ihdas edebilmesidir.
Türkiye’’nin bir anayasa değişikliği çalışmalarına başlamadan evvel, ANAYASA’’NIN FELSEFESİ üzerinde bir TOPLUMSAL UZLAŞMA sağlaması, bu felsefe üzerine inşa edeceği anayasa’’ya uygun, seçim ve siyasi partiler kanunlarını ve TBMM içtüzüğünü bir bütün olarak düşünülmesi gerekmektedir.
Bir ülkedeki siyasi yelpazenin boyutlarını, siyasi partilerin yapısını ve siyasi partiler arasındaki ilişkileri, seçim sistemleri belirler. Nispi temsil sistemi, çok sayıda, birbirinden bağımsız ve birbirleriyle uzlaşması zor siyasi partilerden oluşan bir siyasi yelpaze yaratır.
Tek dereceli çoğunluk sistemi, ülkeleri iki partili bir siyasi yaşama götürür. Siyasi Partiler arasında ittifaka izin veren iki dereceli çoğunluk sistemi ise, çok sayıda esnek ve birbirleriyle uzlaşmaya yatkın partilerden oluşan bir siyasi yapı yaratır.
Bu nedenle 1961 ve 1982 Anayasaları gibi genel oyla gelen yasama ve yürütme organlarını, kurum içi seçim veya atamalarla oluşmuş anayasal organlarla dengeleyen anayasaların, iki partili siyasal yaşama imkan sağlayan seçim sistemlerine gereksinimi vardır. Yasama organında ve dolayısıyla hükümette görülecek kuvvetli iktidarları bu tür anayasa dengede tutacaktır. Buna mukabil, 1924 Anayasa’’sı gibi egemenliği yasama organına bırakan bir anayasanın da nispi temsil sistemiyle oluşacak çok sesli bir yasama organına ihtiyacı vardır.
Kısaca ülkemizde önce yeni anayasanın felsefesi üzerinde toplumsal bir uzlaşma sağlanması, sonra da bu anayasanın felsefesine uygun seçim sisteminin belirlenmesi gerekmektedir.
Türkiye, sanayi devrimini zamanında yakalayamamanın bedelini 200 yıldır ödemektedir.
21. Yüzyıla BİLGİ TOPLUMUNA yetişerek girmek zorundadır. Bu nedenle de onu bilgi toplumuna ulaştıracak siyasi sistemi en kısa zamanda belirlemek ve gerçekleştirmek zorundadır. Türkiye’’nin bu hedefe ulaşabilmesi için ise, çok ileri bir demokratik sisteme, işleyen hem de hızlı işleyen, değişimlere kolay uyum sağlayan bir sisteme ihtiyacı vardır.
Türkiye bu yeni düzen için çalışmaya başlarken, anayasal sistemini ve seçtiği anayasal sisteme uyumlu seçim sistemini, TBMM içtüzüğünü ve siyasi partiler kanununu belirlemek zorundadır. Aksi takdirde 1961 Anayasa’’sındaki gibi her sistemin en demokrat unsurlarını bir araya getirip işlemeyen bir anayasal sistem daha yaratma tehlikesi vardır.
Bu nedenle, başta başkanlık sistemi ve başkanlık sistemini destekleyen iki turlu dar bölge çoğunluk esasına dayalı seçim sistemi olmak üzere, ülkeye istikrar ve dinamizm getirecek sistemler incelenmeli ve ülkenin gündemine taşınmalıdır.
Değerli dostlar, benim inancıma göre Türkiye’’nin en önemli meselesi budur. Eğer yönetenler ve yönetilenler şartları iyi bilirlerse, özellikle dünya’’da aniden değişen ekonomik şartlara uyum sağlayacak, demokratik yönetim sistemini kurarlarsa ülkemiz her türlü probleme karşı tedbir alabilir. Gururla söyleyebilirim ki, dünyalı meslektaşlarından daha bilgili, iyi yetişmiş bürokrat kadromuz var. Bir örnek vereyim; 1994 yılı başında, ekonomik krizin gelmekte olduğu hem siyasi kadro hem de bürokrat kadro tarafından görülmüştü. Alınacak tedbirler de belli idi. Hükümet ya bu tedbirleri alacak, krizi engelleyecek, ya da tedbirleri 1994 Mart ayında yapılacak yerel seçimlerinden sonraya öteleyecekti. Çünkü yerel seçimleri ertelemek mümkün değildi, anayasa hükmüydü. Hükümet siyasi yenilgiyi göze alamadı. Halbuki demokrasinin beşiği İngiltere’’de ’“deli dana’” hastalığı sebebiyle hükümet bir kararname ile yerel seçimleri 6 ay erteleyebilmişti. Şimdi biz demokratız, İngilizler değil öyle mi?
Bütün bu değişikliklerin bu hükümet tarafından gerçekleştirilmesi MÜMKÜN DEĞİLDİR. Kendisi Anayasa Mahkemesi tarafından ’“Laiklik karşıtı eylemlerin odağı’” olduğu karara bağlanan iktidarın bu işin öncüsü olması olanaksızdır.
Yapılması gereken bence şudur: Tüm siyasi partiler bu konudaki hazırlıklarını tamamlamalı kamuoyuna sunmalıdırlar. Ayrıca bu konuda ki uzmanlarını milletvekili yapacaklarını ve onlarında bir KURUCU MECLİS gibi çalışacaklarını millete taahhüt etmelidirler. Yapılacak ilk genel seçimden sonra oluşacak meclis bu zor görevi gerçekleştirip tarihe SİVİL ANAYASA’’YI Türk Milletine armağan eden meclis olarak tarihe geçecektir.