[... şaşırmak yeniden,
şaşırmak bir çocuk gibi dünyanın hallerine,
çeşitliliğine,
güzelliğine,
acımasızlıklarına...
şaşırmak ölene kadar...
şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek...]*
...
bu satırları okuduğumda, en son ne zaman şaşırdığımı düşünmeye başladım. hatırlayamadım... demek ki, uzun zamandır hiçbir şey beni şaşırtmamıştı!..
...
yaklaşık, 15 yıl önceydi sanırım. çok sevdiğim bir arkadaşımın, doğum günü için, ne yaparım diye düşünüyordum. özel olarak satın alınabileceğini düşündüğüm her şey, bence satın alınmış. artık hiçbir şey ’“iyi ki arkadaşız; sevinci ve sevgimi’” ifademe yeterli gelmemeye başlamıştı. ben de, tasarımcı tarafımı kullanarak artık benim bir şeyler tasarlama zamanım geldi diyerek, düşünmeye başladım.
eksikliğini hissettiğim bir şeyi hediye etme fikrinden yola çıkacaktım. kendimce, bu ona son doğum günü hediyem olacaktı. (hediye almayı ve vermeyi o kadar çok seviyordum ki, kararımı sonrasında uygulayamadım:)) bu yüzden, iyi bir son olmalı diye düşünüyordum.
kitaplarının üzerine hiç imza atmaz, geri getirilmeyen kitaplarına da hep hayıflanırdı doğrusu. gülüşürdük, benim yazım senin kadar güzel değil ki, imza atayım dediğinde... ben de, arkadaşımın bana göre bu eksiğini, satın alınmayan, yaratıcı bir çözümle gidermeye karar verdim.
exlibris*i hep çok sevdim. bundan yola çıkarak, daha az iddialı gliptik* bir hediye düşündüm. her kullanışında eğlendirecek ve sadece onun için tasarlandığı için özel hissettirecek diye düşündüğüm, bir mühür tasarladım. tutamak kısmının gövdesi ve baskı tabanı, zeytin ağacından biçimlenmiş bir mühür... hem tasarlarken hem de uygulama süreçlerinde, o kadar eğlendim ki; hala bu duygumu hatırladıkça mutlu olurum. heyecanım ve mutluluğum arttıkça, yerimde duramaz olmuştum. mühür için oluşturduğum sembolü ve anlamını o kadar çok sevmiştim ki, bunu ayrıca gümüşü çok seven arkadaşıma, kolye olarak da tasarlamaya karar verdim. hayatımda ilk kez takı tasarımı yapıyor ve üretiyordum. üretim sürecinde, uygulamadaki teknik zorluklar ve öğrendiklerim karşısında çok heyecanlanmıştım.
hediyeyi verme günüm geldi çattı. tabi bu arada, uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle arkadaşımın doğum günü geçeli, üç ay olmuştu:)) olsun, hani bu son hediyeydi ya, içime sinmesi çok önemliydi doğrusu!.. çok eğlenerek/öğrenerek geçen bu sürecin sonunda, çok da heyecanlıydım... ne tepki vereceğini, hediyeleri nasıl ikram edeceğimi tasarlamaya çalışıyordum. yazdıklarımı hiç kimseyle paylaşmadığım o günlerde; bu heyecana yenik düşmemek... bu süreci bütünüyle arkadaşıma aktarabilmek... ve de, hediye notsuz verilmemeli düsturuma uygun olur diye, bir de mektup yazmaya karar verdim.
...
mütevazi bir yemek organize ettim. kırmızı şarabın etkisiyle lãl olmaya başlayan ruhuma, yanaklarımın da eşlik etmesi için, ruhumun ikramlarını masaya çıkardım. çok heyecanlıydım. heyecanım, kelimelerimi anlamsız dağınıklıktaki cümlelere dönüştürmüştü. yine de, tamamlamış olmanın mutluluğuyla salakça gülümsüyordum. önce, mühürün paketini verdim. ardından da, kolyenin. ve şimdi sıra, mektubu okumakta idi... mektubu okurken ağladığı farkettim... ben de ağlamaya başlamıştım. ben mutluluktan ağlarken, onun niye ağladığını henüz bilmiyordum. ikramlarım bitmişti. kırmızı şarabımdan bir yudumu içime akıtırken, mutlu bir sessizliğe bürünmüştüm.
...
uzun bir süre konuşamadık.
...
benden yirmi yıl daha fazla yaşanmışlığı olan arkadaşım, o zamanlar, anlamını pek kavrayamadığım konuşmasına başlamıştı.
- beni artık hayatta hiçbir şey şaşırtamaz, diye düşünüyordum. beni şaşırttığın için çok teşekkür ederim zahide, diyordu. şaşkındım. ne dediğini, yirmi yıl daha az yaşanmışlığımdan olsa gerek, pek anlamamıştım. yüz ifadesinden, sanırım iyi bir şeyler söylüyor diye düşünerek, gülümsedim.
...
sonraki yıllarda, bu konu üzerine çok düşündüm. şaşırmak nasıl bir şeydir?en çok kim şaşırır? ve daha çok ilgimi çeken ve kafamı karıştıran soru ise; insan, niye şaşırmaz olur?.. şaşırmakla ilgili okuduklarımdan en çok aklımda kalan; çocukluk ve gençlik yıllarında hayli fazla olan bu etki-tepki durumunun, yaşlandıkça (ya da büyüdükçe mi desem!..) nedenini anlamadığım bir şekilde azalmasıydı. şaşırmak ve gülmek arasındaki paralelliği görmek... şaşırma ve gülme sıklığı açısından, çocuklar ve yetişkinler arasındaki günlük skor farkını öğrenmek, gerçekten düşündürücüydü!..
...
yıllar geçti ve ben dün ansızın, şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek satırlarını okurken, bunları hatırladım. uzun zamandır şaşırmadığıma, şaşırdım. bi de, büyüklerimizin bize küçükken sıklıkla, ’‘allah şaşırtmasın!’’ dediğini hatırlayarak; ’‘beynim, bu komutu mu yerine getiriyor?’’ sanrılarına kapıldım. şaşırma kabiliyeti yitirilir mi, yoksa bir yerlerde bırakılır/unutulur/gider mi, bilemiyorum!.. bildiğim bir şey var ki; ölene kadar, bir çocuk gibi gülebilmek ve şaşırabilmek istiyorum. bütün kalbimle... benim düşündüğüm anlamda, allah beni şaşırtsın diyorum!..
* elif şafak, köşe yazısından alıntıdır.
* exlibris: ekslibris, kitapseverlerin kitaplarının iç kapağına yapıştırdıkları üzerinde adlarının ve değişik konularda resimlerin yer aldığı küçük boyutlu grafik çalışmalardır. kitabın kartviziti ya da tapusudur. ekslibris, kitap sahibini tanıtır, onu yüceltir ve kitabı ödünç alan kişiyi geri getirmesi konusunda uyarır. sözcük olarak ...’’nın kitabı, ...’’nın kitaplığına ait veya ...’’nın kütüphanesinden anlamına gelir.
* gliptik: sözcük anlamı; boşaltmak, kazımak olup, genellikle taş işçiliğinde kullanılır. gliptik, günümüzde mühür sanatı için kullanılır.