Politika

Ali Sabuktay yazdı... Bir veda değil, yeni bir siyasal öznenin doğuşu!

Özgür Özel’in “yeni parti” açıklamasını analiz eden Ali Sabuktay, yeni hareketin söylem kodlarını inceledi. Sabuktay, yeni partinin yalnızca CHP’den bir kopuş değil, toplumda yeni bir güven ve iktidar inancı oluşturma iddiası taşıdığını yazdı.

Abone Ol

Yaptığı siyasi analizlerle Türkiye ve kent siyasetine düşünsel katkılar koyan Şehir Plancısı Ali Sabuktay, Özgür Özel'in yeni partiyi kurduğunu duyurması ile ilgili olarak dikkat çeken bir makale yayımladı.

Sabuktay, Özel'in ayrılık konuşmasını yorumladığı yazısında yeni partinin toplumsal karşılığının yanı sıra toplumsal meşruiyetini hangi söylem üzerine kurmaya çalıştığını değerlendirmeye çalışıyor.

Türk siyasetinin son yıllardaki en kritik eşiklerinden birinin yaşandığı süreçte, tartışmalara katkı sunmak adına, Ali Sabuktay’ın düşüncelerini aktarıyoruz:

Bir Veda Değil, Yeni Bir Siyasal Öznenin Doğuşu

Siyasette bazı konuşmalar bir kararı duyurur. Bazıları bir dönemi kapatır. Çok azına ise bir gelişmeyi ilan ederken, yeni bir siyasal gerçeklik kurmak nasip olur. Özgür Özel'in CHP grup kürsüsündeki son konuşması üçüncü kategoriye giriyor.

İlk bakışta, CHP'den ayrılmak zorunda kalansiyasetçilerin yeni parti kuracağını ilan eden bir veda konuşmasıydı. Oysa dikkatle dinlendiğinde görülen başka bir şey var: Özel, yalnızca yeni bir partinin kuruluşunu açıklamıyor; o partinin neden gerekli olduğunu, hangi ruh hâlinden doğduğunu ve hangi iddiayı taşıdığını da inşa ediyor. Başka bir ifadeyle, yeni bir kurumsal yapıdan önce yeni bir siyasal özne kurmaya çalışıyor.

Çünkü partiler ilk olarak anlamla kurulur. Seçmen öncelikle "Bu parti neden var?" sorusunun cevabını arar. Özel'in konuşmasının tamamı da aslında bu soruya verilmiş uzun bir cevaptı.

Konuşmanın en dikkat çekici özelliği, "yeni parti" ifadesinden çok "iktidar" sözcüğünün öne çıkmasıydı. Bu tesadüf değildi. Konuşmanın ritmini belirleyen kavram "iktidar"dı… "İktidara yürüyoruz", "iktidar partisi grup kürsüsü", "yeni yol", "birlikte yürüyeceğiz"… Bu tekrarlar yeni partinin psikolojik çerçevesini kuruyordu.

Bu söylemin siyasal iletişim açısından önemli bir anlamı var. Türkiye'de muhalefet uzun yıllardır çoğu zaman iktidarı denetleyen ama iktidarı gerçekten hedeflediğine toplumu ikna edemeyen bir pozisyona sıkıştı. Özel ise daha ilk konuşmada yeni hareketi "yeni bir muhalefet" olarak değil, "iktidar alternatifi" olarak tanımlamayı tercih etti. Çünkü insanlar yalnızca haklı olana değil, başarabileceğine inandıkları harekete yönelirler.

Konuşmanın ikinci ekseni korkuydu."Kontrollü muhalefet olmayı kabul etmiyoruz.", "Korkanlar geride kalsın.",,"Cesaretle karşımıza alıyoruz.", "Ateşten gömleği giyiyoruz."

Bu cümleler yan yana geldiğinde konuşmanın duygusal omurgası ortaya çıkıyor. Türkiye'nin temel siyasal sorunu olarak korku tarif ediliyor; buna karşı önerilen siyasal erdem ise cesaret oluyor.

Bu vurgu, son aylarda Özgür Özel'in liderliğinde yaşanan değişimle son derece uyumlu. Saraçhane sonrasında onun liderliği yalnızca seçim kazanma potansiyeliyle değil, baskı döneminde mücadeleyi sürdürebilme kapasitesiyle değerlendirilmeye başlandı. Bu konuşma o liderlik anlayışını pekiştiriyor. Liderlik burada makamdan, binadan değil, risk almaktan doğuyor.

Konuşmanın güçlü retorik hamlelerinden biri ise kuşkusuz "gömlek" metaforuydu."Biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için ateşten gömleği hep birlikte giyiyoruz."

Türk siyasetinde "gömlek çıkarmak" sıradan bir ifade değildir. AK Parti'nin kuruluş yıllarında bu metafor, eski siyasal çizgiden kopuşun sembolü olarak kullanılmıştı. Özgür Özel aynı metaforu tersine çeviriyor. "Biz gömlek çıkarmıyoruz" diyerek yeni partinin kimlik değiştirerek değil, kendi siyasal geleneğini devam ettirerek kurulduğunu söylüyor. Cumhuriyet'in kurucu değerlerinden, sosyal demokrat ilkelerden ve CHP'nin tarihsel mirasından vazgeçilmediğini özellikle vurguluyor.

Ancak hemen ardından gelen "ateşten gömlek" ifadesi de en az bunun kadar önemli. Çünkü burada verilen mesaj, "aynı kalıyoruz" değil; "aynı değerlere sahip çıkarak ağır bir sorumluluğu üstleniyoruz" mesajıdır. Böylece tek bir metafor içinde hem süreklilik hem de fedakârlık fikri buluşuyor. Konuşmanın belki de en yaratıcı retorik tercihi burada ortaya çıkıyor.

Bence konuşmanın en stratejik cümlesi ise şuydu:"Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir."

Bu söz, yeni partinin kuruluş gerekçesini tek cümlede özetliyor. Parti, kutsanan bir amaç değil; milletin iradesini temsil eden bir araç olarak tanımlanıyor. Eğer temsil ilişkisi zayıflamışsa, korunması gereken tabela değil, toplumla siyaset arasındaki bağdır.

Bu cümle, son yıllarda muhalefetin yaşadığı temsil krizine verilmiş en güçlü siyasal cevaplardan biri olarak okunabilir.

Konuşmanın az dikkat çekecek ama en önemli bölümlerinden biri ise Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarına yaptığı vurgu oldu.

"Ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı..."

Bu cümle yalnızca kişilere yönelik bir sahiplenme değildi. Son aylarda yeni parti süreci sürekli "Özel mi, İmamoğlu mu?", "Belediye başkanları ne yapacak?" soruları üzerinden de tartışıldı. Siyasetin doğal rekabeti kadar, dışarıdan bu birlikteliği zayıflatmaya yönelik beklentiler ve yorumlar da üretildi.

Özel, bu tartışmaların hiçbirine tek tek cevap vermedi. Bunun yerine çok daha güçlü bir retorik kurdu:

"Ben yeni partide yokum dediğini kulağınızla duymadığınız herkes bizimle birliktedir."

Bu cümle, ispat yükünü tersine çeviriyor. Artık hareketin görevi sürekli birlik fotoğrafı vermek değil; ayrıldığını söylemeyen herkes doğal olarak bu yürüyüşün parçası kabul ediliyor. Bu, yalnızca bir iletişim tekniği değil, aynı zamanda örgütsel psikolojiyi koruyan bir hamle.

Daha önemlisi, Özel burada liderlik rekabetini reddediyor. Yeni partiyi kendi kişisel projesi olarak değil, ortak bir siyasal iradenin ürünü olarak sunuyor. Ekrem İmamoğlu'nu, Mansur Yavaş'ı ve diğer isimleri aynı hikâyenin içinde tutarak, yeni hareketin en önemli sermayesinin birlik olduğunu ilan ediyor. Böylece daha kuruluş anında "ayrışma" değil, "ortak mücadele" anlatısını kuruyor.

Konuşmanın kapsayıcılık iddiası da aynı mantığın devamıydı. Sosyal demokratlardan muhafazakâr demokratlara, milliyetçi demokratlardan Kürt demokratlara, sosyalistlerden liberal demokratlara kadar uzanan çağrı, yeni partinin kendisini yalnızca CHP'nin devamı olarak değil, daha geniş bir demokratik çoğunluğun adresi olarak tasarladığını gösteriyor.

Ancak konuşmanın dikkat çeken bir eksikliği de vardı.

Bugün Türkiye'de belki de ilk kez çok geniş bir toplumsal çoğunluk, farklı nedenlerle de olsa ülkenin gidişatından ortak bir mutsuzluk duyuyor. Ekonomik sıkışma, adalet duygusunun aşınması, geleceğe ilişkin belirsizlik ve toplumsal yorgunluk, farklı kimlikleri ortak bir ruh hâlinde buluşturuyor. Özel'in konuşması korkuyu doğru teşhis ediyor; cesareti güçlü biçimde örgütlüyor. Fakat bu ortak mutsuzluğu yeni siyasetin kurucu zemini olarak yeterince görünür kılamıyor.

Oysa yeni partinin önündeki asıl görev, yalnızca korkuyu yenmek değil; toplumun ortak mutsuzluğunu ortak bir geleceğe dönüştürebilmektir.

Kısacası, Özgür Özel'in konuşmasını yalnızca bir parti kuruluş konuşması olarak okumak eksik kalır. Bu konuşma, Türkiye'de muhalefetin dilini değiştirme girişimidir. Savunma psikolojisinden iktidar iddiasına, edilgenlikten mücadeleye, parçalanma ihtimalinden birlik mesajına doğru bir yön değişikliğinin ilanıdır.

Şimdi geriye tek bir soru kalıyor:

Yeni parti birkaç gün sonra hukuken kurulmuş olabilir. Ama siyaset dilekçelerle ilerlemez. Asıl mesele, toplumda yeni bir güven, yeni bir umut ve yeni bir iktidar inancı oluşturabilmektir. Çünkü sonunda seçimleri kazandıran şey sadece örgütler ya da liderler değildir; toplumun, "Bu kez olabilir" duygusuna gerçekten inanmasıdır.