AKP ve BDP, Yargı’’dan ve Ordu’’dan niçin nefret ederler?

Abone Ol
Başlıktaki soru şu şekilde de sorulabilir: AKP ve kendini PKK’’nın siyasi kanadı ve bebek katili Apo’’yu doğal önderi kabul eden BDP neden kapatılmaktan korkar da, diğer hiçbir parti kapatılmaktan korkmaz?’¶
Bu iki partiden başka diğer partiler ’“Kanuna Uymayı Kabul Ederler’”, AKP ve BDP ise ’“Kanunu kendilerine uydurmaya çalışırlar’”. AKP bu tavrı için şu tezi savunuyor; ’“Biz seçimle geldik, Milli İrade biziz, Yargı bize karışamaz’”. BDP ise daha da ileri giderek; ’“Bizim dediğimiz olmazsa, ülkede kan gövdeyi götürür, Türk Askeri, bizim gerillalara(!) karşı operasyonları durdursun’”.
Peki, bu hedeflerine gidişte bu iki parti kimi veya kimleri kullanırlar?Nasıl yöntem izlerler?

BDP, nihai hedefi olan ’“Önce Federasyon, sonra ayrılma’” stratejisinde öncelikle PKK denen alçaklar ve katiller sürüsünü, devlet düşmanı yazar-çizer takımını, olayları iyi tahlil edemeyen, zavallı aydıncıkları ve Cumhuriyet düşmanı tarikatları kullanır. Ülkede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın tamamının sözcüsü gibi davranıp, Türk-Kürt ayrımını körükler. Bu uğurda, Avrupa’’nın en büyük UYUŞTURUCU ÇETESİNİ oluşturup, gençleri zehirlerler, ama bizim liberal aydınlar(!) bunun tek kelimesini yazmazlar.
AKP bu konuda, gönüllü olarak ABD’’nin Ortadoğu’’daki eşbaşkanlığı görevini kabullenmiş, dış destekle beraber, daha önce yazdığım tarikatların ve bunların devletteki uzantılarının yardımıyla Yargı’’yı kuşatmaya çalışmaktadır.
Demokrasi ve Laik Cumhuriyet konusundaki fikirleri herkes tarafından bilinen AKP’’nin son bir haftadaki acemiliklerine ve kötü niyetlerine bir bakalım. Bu davranışlarıyla Yargı’’yı ne hale getirdiklerini de bir daha görelim:
Anayasa değişiklik teklifini kendi kendilerine hazırladılar, onu bile (sahte imza attıkları için) geri çekmek zorunda kaldılar. Daha, değişiklik teklifine imza atmayı beceremeyen kötü niyetli acemiler partisi, Anayasa değişikliğini ne derece doğru yapabilir?
Bir hakim, 21 üst düzey subayı tahliye ediyor, üç gün sonra diğer iki hakim, yine tutuklama kararı veriyor. Türkiye kurulduğundan bu yana ilk kez, bir BAŞSAVCI, yardımcılarından gelen tutuklama taleplerini, kendisinden habersiz uygulanmaması için, Emniyet Müdürlüğüne yazı yazıyor. Dahası emrini dinlemeyen savcıları görevden alıyor.
Şimdi sizlere soruyorum; Yarınınızdan emin misiniz?Başınız derde girse, gönül huzuru ile hangi savcıya güveneceksiniz? Başsavcı, emrindeki savcıya güvenmez ve onu görevden alırsa, bizler kime güveneceğiz?
Başsavcının emir ve talimatlarına uymayan savcılar, bu kanunsuzluğa nasıl cüret edebiliyorlar?Kime veya kimlere güveniyorlar?Bu savcıların, ’“geleceklerini garanti eden’” kurumlar ve siyasiler olmazsa böylesine cüretkar davranabilirler mi? Gülen Tarikatı’’na mensup, meslekten atılan eski Van Savcısı’’nı, kimler başka isimle bir yıl süreyle Amerika’’da ağırladı ve şimdi Ankara’’da kimlere ’“Hukuk Danışmanlığı’” yapıyor?Bunlara iyi bakılırsa, polisteki cemaat örgütlenmesinin benzerinin, maalesef adalet mekanizmasında da olduğunu, gayet net bir şekilde görebilirsiniz.
Yargıya yapılan saldırının organizatörü AKP’’nin Genel Başkanı ve Başbakan’’ın son beyanları, tam bir ’“Siyasi Cinnet’” örneğidir. Başbakan Yüksek Yargıya hitaben; ’“CÜBBELERİNİZİ ÇIKARIN, SİYASET YAPIN’” gibi anlamsız, lise öğrencilerinin bile söyleyemeyeceği, tamamen temelsiz bir söz söylüyor.
Eğer, Türkiye Hukuk Devleti olarak kalacaksa, HERKESİN TARAFINI BELİRLEMESİ ŞARTTIR’”. Önce konuyu çok iyi anlamak gerekir. TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’’in dediği gibi ’“Hukuk Hesaplaşma Alanı Oldu’” diyemezsiniz. Böyle düşünce ’“ne şiş yansın, ne kebap’” anlayışıdır. Yüksek Yargı Başkanlarının dediği gibi, bugün Yargı’’da iki taraf yoktur. Tarikatlar, Cemaatler ve AKP tarafından YARGIYA SALDIRI vardır. Ömrünü Hukuka, Adalete, Türk İnsanına hizmete adamış Yüksek Yargı Mensupları savunma pozisyonundadırlar. Yüksek Yargı kendini savunmuyor. Savunmaya çalıştıkları ’“BİZİM HUKUKUMUZ, ’“POZİTİF HUKUKTUR’”. Bunların yerine getirilmek istenen ise ’“ŞERİAT HUKUKUDUR’”. Bu mücadele sırasında hukuk devletinin zarar görmemesi için, gerekiyorsa kebap da yanar, şiş de yanar. Bu yüzden ısrarla herkes yerini almalıdır diye yazıyorum. Yazılarımızın ellerine ulaştığını bildiğimiz Sayın TÜSİAD üyelerinin Ümit Hanım’’a, ’“Pozitif Hukuk ve Laik Cumhuriyet çizgisi’”ni anlatmalarını rica ediyorum.
Gelelim Başbakan’’ın ’“Cübbelerinizi çıkarın’” sözüne. Başbakan’’a nasihat vermekten; inanın ben usandım, o ders almaktan bıkmadı. Verdiğimiz dersler ücretsiz olduğundan her gün yeni dersler istiyor.
Yüksek Yargı Üyeleri cübbelerini ancak emekli olunca çıkarırlar. Onlar için, sizin o küçümsediğiniz ’“CÜBBE, Adaletin, Hakkın, Hukukun, Namusun, Eşitliğin, İnsana Hizmetin sembolüdür’”. Sizin oğlunuzun ’“GEMİCİĞİNİN’” veya PIRLANTA DÜKKANININ’” temizlik parasına bir ay, namuslarıyla evlerini geçindirmeğe çalışırlar. Onların çocuklarına AVANTA BURS verecek kimse yoktur. Onlar bir elbiseyi en az 5 sene giyerler. O Şerefli CÜBBE tüm bunları kapsar. Bu yüzden onlar, milletin onlara verdiği cübbelerini çıkarmazlar. Keşke emekli olduktan sonra siyasete girseler de siyasete biraz kalite gelse.
’“Çıkarma’” konusunda Türkiye’’de en uzman kişi sizsiniz. Bütün ömrünüzce taşıdığınız ve fikri yapınızın temelini oluşturan ’“MİLLİ GÖRÜŞ’” gömleğini siz televizyonda Türk Milleti’’nin önünde çıkardınız. Bu çıkarma size yetmedi ise, dilediğiniz giysinizi çıkarabilirsiniz. Lütfen hakimlerin cübbelerine dokunmayın. Cübbe; hakimlere, Yüce Divan’’da sizleri yargılarken lazım olacak’…