Medya ve iletişim araçlarının yaygınlaşması ile gerçeği çarpıtmak veya çarpıtılmış gerçeklik üretmek kolaylaştı. Hatta bu nedenle bu dönem, “post truth” çağı olarak da tanımlanmaktadır. Yani “gerçeklik ötesi” ya da “gerçeklik sonrası”.
İnternet ve medya üzerinden birçok olayı ve gerçeği, manipüle etmenin çok kolay olduğu bir çağdayız. Bilgi ve haber üretimi bir süredir bu kanallar üzerinden gerçekleşmektedir.
Ancak bu dönemin olanakları, bilgi ve haber izlemek kadar üretmeyi de kolaylaştırmaktadır. Elinde telefon olan hemen herkes, bilgi tüketicisi olduğu kadar bilgi üreticisi de aynı zamanda. TV ve gazeteler zaten belli bir tarafa angaje olarak hem haber üretme ve hem de haber seçme konusunda taraflı davranmaktadır.
Belli değişkenler üzerinden kutuplaşmış kitleler de bulunduğu kutba uygun bilgi ve haber kaynaklarını seçerek diğerlerine kulağını gözünü kapamaktadır. Böylece kutuplaşmanın devamı için, hemen herkes, önceden ne söyleyeceğini bildiği kişileri dinlemekte, buna uygun medyayı izlemektedir.
Bu durum, akis odaları olarak tanımlanmaktadır. Yani hemen hepimiz kendi duymak ve dinlemek istediklerimizin takipçisi olup, antenlerimizi diğerlerine kapalı tutarak, adeta kendi sesimizi dinliyoruz. Bu da gerçekliği tarif ve takip etmeyi zorlaştırıyor.
Tabi ki, karşı tarafı izleyerek gerçekliğe ulaşılacağını düşünmek doğru değil. Çünkü her iki tarafta da çarpıtılan gerçeklik üretilmektedir. En azından haberler için olay seçmek, bazı olayları ihmal etmek şeklinde gerçekleşiyor bu taraflılık.
Güncel siyasal gelişmeler üzerinden örnekler vermek istersek, CHP’ye mahkeme kararı ile atanan Kemal Kılıçdaroğlu ve taraftarları, arınma kavramı üzerinden bu görevi meşrulaştırmaya çalışırken, Veli Ağbaba gibi bazı siyasetçiler hakkındaki rüşvet iddialarını gündeme getirtmekte, belediye başkanları hakkındaki iddianameleri, kesinleşmiş mahkeme kararları gibi sunmaktadırlar.
Veli Ağbaba ile Özgür Özel’in samimi pozlarını paylaşanlar, Kılıçdaroğlu ile Ağbaba ilişkisini hatırlamak istememektedir.
Peki, Kılıçdaroğlu ve taraftarlarının bu konumu seçmelerindeki esas gerekçe arınma ihtiyacı mıdır? Tabi ki hayır. İmamoğlu ve Özel ikilisinin CHP yönetimini ele geçirince, siyasi gelecek umudu kalmayan profesyonel siyasetçiler, buradan bir çıkış aramaktadırlar. Diğer sıradan vatandaşlar ve partililer arasında da çok Kılıçdaroğlu’na sahip çıkma motivasyonun önemli bir bölümü mezhepçi ve bölgeci cemaat duygusuna dayanmaktadır.
Alevi Bektaşi örgütlerinin ve önde gelen isimlerinin kahir ekseriyetinin Kılıçdaroğlu’na tepkileri kamuoyuna yansıdı. Yani Kılıçdaroğlu’na yönelik desteği, mezhep üzerinden tarif etmek doğru olmaz. Bu çok sınırlı bir orandır.
Aynı durum İmamoğlu ve Özel taraftarı olan siyasetçiler için de geçerlidir. En azından büyük bölümü için. Seçmen kitlesinde esen Özel rüzgarı ise başka bir gerekçeye dayanmaktadır. Burada etnik, mezhepsel herhangi bir motivasyondan söz etmek mümkün değil. Çok daha kitlesel bir yurttaş duyarlılığı bu rüzgarı oluşturuyor.
Çünkü uzun yıllardır Saray rejiminin ekonomik ama özellikle de siyasal İslamcı hamlelerinden kurtulmak isteyen laik ve Cumhuriyetçi kitlelerin umutlanması anlamına geliyor bu kitlesel rüzgar. İmamoğlu, Özel ve Yavaş’ın kitleler üzerindeki umut yaratma potansiyeli yanında Kılıçdaroğlu’nun desteğinin esamesi bile okunmaz.
Dikkat ederseniz bir tarafta belediyelerdeki yolsuzluklar ve Veli Ağababa gibi siyasetçilerin rüşvet trafiğini yönettiği algısı ön planda ama diğer tarafta da, yani Kılıçdaroğlu etrafında kümelenen Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş’ın defoları ön planda tutulmaktadır.
Bir kutupta Veli Ağbaba’nın şaibeli durumları haber değeri taşırken, diğer tarafta Gürsel Tekin’in mal varlığı ve dört yıldır kirasını ödemediği evden mahkeme zoruyla atıldığı haberi ön plana çıkmaktadır. Çünkü bir taraf Özel ile İmamoğlu’nun yolsuzluklara bulaşarak partiyi ele geçirdiği algısı peşinde ve buna uygun haberlere değer vermekte, diğer taraf ise, Kılıçdaroğlu’nun Sarayın görevlendirmesi ile CHP’nin iktidar adayı olmasının engellenmeye çalışıldığını düşünmektedir.
Bunlardan biri mi, hiçbiri mi yoksa ikisi de mi gerçek. Yolsuzluk ve rüşvet profesyonel siyasetin bir usullerinden sadece biri. Bu adı geçen isimlere onlarcasını daha ekleyip, hepsinin ihaleye fesat karıştırma, rüşvet verme/alma, yolsuzluk işlerine karıştığını söylemek mümkündür.
Bunlara bazen Baykal’ın bazen Kılıçdaroğlu’nun bazen de Özel’in yanında rastlamak mümkün. İki Gürsel örneğini verelim mesela. Gürsel Erol da Gürsel Tekin de ve daha onlarcası da parti karar mekanizmalarında etkiliyken, defalarca CHP’li belediyelerle ihale işleri yapmışlardır. İmar plan değişiklikleri işlerine bulaşmışlardır. Şimdi bunların çoğu bu işleri oğullarına devretmiş bulunuyor. Mustafa Sarıgül’ün oğlunun ve Melih Gökçek’in gelinin emlak kralı olması gibi.
Mahkemeye konu olan kurultayda delegelere rüşvet vererek, iradelerinin sakatlandığı iddiası, sadece CHP birinci parti olunca gündeme gelmiştir. Oysaki önceki kurultaylarda da farklı düzeylerde belediye şirketleri marifetiyle PM üyelikleri elde edilmiştir. Delegelerin on, on beş gün süre ile otel ve meyhane masraflarının karşılandığı defalarca basına konu olmuştur.
Rüşveti ve yolsuzluğu makul göstermeye çalışmıyorum. Yıllarca bunun eleştirisini yaptım. Yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekmeye çalıştım. Nitekim bugün Kılıçdaroğlu’nun birinci çemberinde yer alanların da bundan muaf olduğunu düşünmek gerçekçi olmaz.
Kılıçdaroğlu’nun temizleyeceğim dediği isimlerin, iddianamede yer almaları nedeniyle top yekün suçlu ilan etmek doğru olmadığı gibi, hepsinin tertemiz olduğunu da iddia etmek kolay değil. Ancak tüm bunlar bizim gözlem ve kanaatlerimiz olup, mahkeme kararlarının kesinleşmesi ile hukuki bir anlam kazanacaktır.
Deveye sormuşlar, inişi mi seversin, yokuşu mu diye, o da “ya bunun düzü yok mu” demiş.
Ancak burada büyük resme bakmaya çalıştığımızda, CHP’li belediye yönetimleri ve genel merkezine yönelik atamanın tek kazananı Saray olacaktır. Dolayısıyla da meydanları dolduran ve sokaklardaki öfkeli kalabalık, kongre ve kurultaylardaki şaibelerden ziyade, olayı Erdoğan rejiminin devamı yönünde bir hamle olarak görüyor.
Kılıçdaroğlu’na yönelik öfke kabarması bunun ürünü.