Sir Percy Loraine, 1880 doğumlu, Oxford’da eğitim almış, sonra İngiliz Dışişleri Bakanlığında diplomat olmuştu. 1933-1939 yıllarında da Ankara Büyükelçisi olmuştu…
Loraine, 25 Kasım 1938 tarihinde Londra’ya kurye ile, 40 yıl açıklanması yasaklı gizli bir telgraf göndermiş, içeriği de 10 Kasım 1997’de kamuoyunun bilgisine sunulmuştu…
Sayın Üstün Küsefoğlu’nun gönderimi ile,
arkadaşımız Sayın Mehmet Türkbay’ın arşivindeki, “Bütün Dünya 2000” in 2010/12.saysında yayınlanan bu telgrafta, Atatürk’le ilgili yazılanları özet ve yaklaşığıyla sayın okurların bilgisine sunmak istedik…
***
Loraine bu telgrafında, Atatürk’ü övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım diyordu ;
Gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi. Neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım, diye de devam ediyordu…
*Atatürk’ün gözle görülen bir sürü kural dışılığı, sadece ayrı karakterlilikle açıklanabilir…
Bu da, sadece şu veya bu kanunu çıkarmak, harf devrimi yapmak, fes’i yasaklamak, ülkeyi laik kılmakla değil… yıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın ; dehasına güvenerek çok sayıda kuvveti harekete geçirip, on beş yıl içinde çok iyi şeyler yapmasıyla olabilir…
*Dinamik enerjisi, bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır… Bir başka özelliği de, doğuştan gelen, belkide farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi, faydasızı, faydalıdan ayırma yeteneğidir…
*Özel hayatını tanımlayan ve gözardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti, daha rahat ve güvenli hissetmenizi sağlayabilir ki, bunu da bir kaç büyük adam sağlayabilir…
*Türkiye’de “evetçi” olarak bilinen tarzdan hoşlanmaz. Ahmak ve dalkavukluklara tahammül etmez. Sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görür… Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşayandı!
*Doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti. İşini iyi bilen, istidat sahibi bir askerdi. Savaştan nefret ederdi. Barışın peşinden koşmuş ve barış ortamı sağlamayı başarmıştı.
*Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak… Bunun yanlış olacağı kanaatındayım. Hem barışta ve hem savaşta evet o büyük bir liderdi. Ancak, gerçek bir diktatör değildi… Çünkü Hitler ve Mussolini’nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu ; af yetkisi yoktu, mahkemelere emir yetkisi yoktu, diplomatik misyon temsilcilerini ret etme yetkisi yoktu!
*Olayların gidişi ; Atatürk’ün görüş açısının doğruluğu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir!
*Kendisini diktatörlerden ayıran belki de en büyük özellik, başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya çalışmasıdır… Ölümünden sonra kurduğu sistemin sakince sürmesi bir kriterse, evet başarılı olmuştur!
*Atürk’ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı ; konsatrasyon gücü olağanüstüydü ; şevkat ve ilgi bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı, belki de şuurlu amacının buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı!
*Kemal Atatürk, yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vaz geçmezdi. Ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku, yüreğine ve beynine asla yerleşemezdi.
*O, Türk Milletine hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini ondan çalamamıştır!
***
88 yıl önce, Atatürk’ün ölümünden sadece 15 gün sonra… Yabancı bir Büyükelçi Devletine bunları yazıyor… Hani bir genel kabuldür ; Olayın sıcağı sıçağına verilen ifadeler, doğruya en yakın olandır!
İyi Pazarlar…