2025 biterken bunları unutmayalım…

Abone Ol

2025 yılı, insanlığın iklimle ve gezegenle olan ilişkisini yeniden düşünmek zorunda kaldığı bir yıl olarak hatırlanacak gibi görünüyor. Küresel ölçekte yaşanan gelişmeler, bir yandan alarm zillerini çalarken diğer yandan umut veren kırıntılar da bırakıyor. Ancak gerçek şu ki, 2025, kayıtlara geçen en sıcak ikinci yıl olma yolunda ilerliyor ve bu bile başlı başına bir uyarı niteliği taşıyor.

Böylesine sıcak bir yılın gölgesinde, küresel iklim diplomasisinin en önemli duraklarından biri olan COP30 anlaşmasında gezegeni ısıtan fosil yakıtların açık biçimde anılmaması, geleceğe dair soru işaretleri yarattı. İklim krizinin ana kaynağını dolaylı ifadelerle geçiştirmek, dünyanın dört bir yanında yükselen endişeleri daha da derinleştirdi.

Benzer şekilde, büyük umutlarla yürütülen Küresel Plastik Anlaşması müzakerelerinin ikinci kez uzlaşı sağlanamadan sona ermesi de, plastik kirliliğinin giderek büyüyen gölgesini dağıtmayı şimdilik başaramadığımızı gösterdi.

Yine de tüm tablo karanlık değildi. Dünyanın en yüksek mahkemesinin aldığı tarihi bir kararla, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkeler için kapsamlı koruma önlemleri belirlenmesi, küresel adalet arayışında önemli bir dönüm noktası oldu. Bu karar, iklim krizinin artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda hukuki ve etik bir mesele olarak da ele alındığının güçlü bir göstergesi.

Gezegenin hassas ekosistemleri ise 2025’te ağır yaralar aldı. Bilim insanları, dünyanın mercan resiflerinin yaklaşık yüzde 84’ünü etkileyen ve kayıtlara geçen en büyük mercan beyazlaması olayını doğruladı. Okyanusların bu sessiz ama hayati ormanları, yükselen sıcaklığın en kırılgan tanıkları olmaya devam ediyor. Aynı yıl iklim değişikliği, Asya’yı vuran ve 1800’den fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan fırtınaları adeta “süper güçlendirdi”. Aşırı hava olaylarının artık birer “istisna” değil, yeni normalimizin parçası haline geldiğini görmek zorundayız.

Siyaset sahnesinde de dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Donald Trump’ın kirli kömür endüstrisini canlandırmaya yönelik başkanlık kararnamelerine imza atması, enerji dönüşümü tartışmalarını yeniden alevlendirdi ve iklim savunucularının tepkisini üzerine çekti. Buna karşın umut veren bir gelişme, onay eşiğinin aşılmasıyla birlikte “tarihi” olarak tanımlanan BM öncülüğündeki Açık Denizler Anlaşması’nın 2026’da yürürlüğe girecek olmasıydı. Bu adım, uluslararası suların ve buralardaki yaşamın korunması adına önemli bir kazanım olarak tarihe geçecek.

Doğanın sessiz kahramanları da bu yıl kimi zaman hüzünlü, kimi zaman sevindirici haberlerle gündeme geldi. Yeşil deniz kaplumbağalarının artık tehlike altındaki türler listesinden çıkarılması, uzun soluklu koruma çalışmalarının ne kadar değerli olduğunu hatırlattı. Ne var ki fosil yakıt şirketlerinin faaliyetlerinin bu yüzyılda yüzlerce sıcak hava dalgasını yoğunlaştırdığına dair yeni bilimsel bulgular, gölgede kalan faturanın aslında ne kadar ağır olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

2025’i uğurlarken unutmamamız gereken en önemli gerçek şu: Gezegen bize sürekli sinyaller gönderiyor. Kimi zaman kuruyan bir mercan, kimi zaman yıkıcı bir fırtına, kimi zaman da bir türün geri dönüşü

İnsanlığın bundan sonra nasıl bir yol seçeceği ise yalnızca siyasi liderlerin değil, hepimizin omuzlarında. Çünkü gelecek, ancak birlikte korunursa gerçekten gelecektir.