EGEDESONSÖZ – 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde İZDEDA Başkanı Haydar Özkan, Türkiye’nin 27 yıllık deprem bilançosunu ve 30 Ekim 2020 İzmir Depremi’nin ardından yaşanan süreci değerlendirdi. Özkan, riskli yapı stokunun güvenli hale getirilmesi, deprem hazırlıklarının hızlandırılması ve 27 yılda toplanan kaynakların kullanımının sorgulanması gerektiğini belirterek, “Depremi önleyemeyiz ancak depremin afete dönüşmesini önleyebiliriz” dedi.
İZDEDA'nın açıklaması şu şekilde:
17 AĞUSTOS 1999’DAN BUGÜNE: 27 YILIN DEPREM BİLANÇOSU
17 Ağustos 1999…
Saat 03.02’de meydana gelen Marmara Depremi, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleştiği en büyük kırılma noktalarından biri oldu.
Resmî kayıtlara göre 17 Ağustos depreminde 17.480 vatandaşımız hayatını kaybetti, 23.781 vatandaşımız yaralandı. Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ve çevresinde yüz binlerce konut ve işyeri hasar gördü.
Peki 17 Ağustos’tan bugüne ne oldu?
27 yıl boyunca yaşadığımız bazı büyük depremler:
12 Kasım 1999 – Düzce
7,2 büyüklüğünde
894 can kaybı
1 Mayıs 2003 – Bingöl
6,4 büyüklüğünde
176 can kaybı
23 Ekim ve 9 Kasım 2011 – Van
Ardışık iki büyük deprem
644 can kaybı
24 Ocak 2020 – Elazığ
6,8 büyüklüğünde
41 can kaybı
584 bina yıkıldı, 6.851 bina ağır hasar gördü.
30 Ekim 2020 – İzmir
6,6 büyüklüğünde
117 can kaybı
1.032 vatandaşımız yaralandı.
6 Şubat 2023 – Kahramanmaraş merkezli depremler
7,7 ve 7,6 büyüklüğünde iki büyük deprem
53 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetti.
11 ilimiz ağır şekilde etkilendi.
Bu rakamlar bize tek bir gerçeği gösteriyor:
Depremi önleyemeyiz. Ancak depremin afete dönüşmesini önleyebiliriz.
27 YILDIR TOPLANAN KAYNAK
17 Ağustos 1999 sonrasında “deprem vergisi” olarak kamuoyunda bilinen Özel İletişim Vergisi uygulamaya konuldu ve daha sonra kalıcı hale geldi.
TBMM kayıtlarında, 1999’dan 2024 yılı sonuna kadar bu vergiden yaklaşık 142,4 milyar TL tahsil edildiği belirtiliyor.
Burada vatandaş adına sormamız gereken soru çok açık:
Bu kaynağın ne kadarı deprem riskini azaltmak için kullanıldı?
Riskli yapıların dönüştürülmesine, altyapının güçlendirilmesine ve yeni depremlere hazırlığa ne kadar kaynak ayrıldı?
Ve en önemlisi:
27 yılda bunun vatandaşın görebileceği somut karşılığı nedir?
Bu bir siyasi tartışma değil.
Bu, deprem bekleyen milyonlarca insan adına sorulması gereken meşru bir hesap sorusudur.
Elbette 1999’dan sonra Türkiye’de önemli adımlar atıldı.
Deprem yönetmelikleri değişti.
AFAD kuruldu.
Afet yönetim sistemi yeniden yapılandırıldı.
Risk azaltma kavramı daha fazla önem kazandı.
Ancak 2020 İzmir ve özellikle 2023 Kahramanmaraş depremleri bize gösterdi ki:
Yapılması gereken daha çok iş var.
Artık yalnızca yeni binalar yapmak yetmez.
Asıl mesele, mevcut riskli yapı stokunu güvenli hale getirmektir.
Kentsel dönüşüm de bunun için yapılmalıdır.
Vatandaşın mülkiyet hakkını koruyan, ekonomik olarak ulaşılabilir, şeffaf, bilimsel ve kamu denetiminde bir dönüşüm modeline ihtiyacımız var.
17 Ağustos’un üzerinden 27 yıl geçti.
Depremi durduramayız.
Ama binaların yıkılmasını, insanların enkaz altında kalmasını ve ailelerin yok olmasını büyük ölçüde azaltabiliriz.
Artık deprem olduğunda konuşmanın değil, deprem olmadan önce harekete geçmenin zamanı.
30 Ekim 2020’den bu yana söylediğimiz gibi:
Deprem bir gün mutlaka gelecek.
Asıl soru, bizim o güne ne kadar hazır olduğumuzdur.
17 Ağustos 1999’da hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz.
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Ama sadece anmakla da yetinmeyeceğiz.
Haydar Özkan
İZDEDA
İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği Başkanı