12 Eylül çocukları

Abone Ol
12 Eylül 1980 ve aradan geçen tam 29 yıl. Yani o yıllarda doğan çocuğun şuan hayata tam anlamıyla bir şeyler katacağı zaman dilimi.’¶ Türk vatandaşları öyle bir ruhla doğar ve hayata atılırlar ki!!!
Bu ülkenin suyunu içen, havasını soluyan ve ya toprağına yalınayak basan bir insan sanki sihirli bir değnek dokunmuş gibi hayatının büyük bir bölümünü içtiği suya, soluduğu havaya ve bastığı toprağa ’‘vefa borcu’’ için çalışır, didinir’…
Gittikçe bozulan bir düzen içinde bu kadar birbirine bağlı kalmak, bir bütün olmak kolay değildir.
Bu ülkenin köklerini derinleştirmenin, emperyalist güçlerin işine gelmeyeceğini sanırım hepimiz tahmin ederiz. (jeopolitik konumu açısından Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyanın egemen güç dengesini çok rahat bozabilir)
Bu atmosfer çerçevesinde gelişen emperyalist oyunları 1940’’lı yıllarda yavaş yavaş içimize işlemeye başladı. Yurtdışında kurulan tarikat yapılanmaları da içimizde yerli işbirlikçi olarak kaldı ne yazık ki.
Bu yapılanmaların dışında sayabileceğimiz birçok unsur daha gelişmiştir.
Ülkesinin bağımsızlığı için mücadele eden kitleler nedense hep horlanması gereken, şiddet denemelerinin kobayları olmuş ve kendi kendilerine söylenen grupların üzerine çıkamayan kitleler olarak topluma kabul ettirilmeye çalışılmıştır.
Gel gelelim birkaç gün önceye;12 Eylül ’‘e.
Bu tarihi duyunca nedense içim bir farklı oluyor. Okuduğum kitaplar, büyüklerimden dinlediğim 12 Eylül yaşanmışlıkları ve çevremde çokça tanık olduğum işkence kalıntıları midemi bulandırıyor. Mustafa Kemal’’in Bağımsız Türkiye’’sine olan inancım kendime gelmemi sağlıyor.
12 Eylül ve sonracı süreçten konuşacaksak herhalde en çok gençlik üzerinde ki etkilerinden bahsetmemiz gerekir. Cuntacıların emellerinin arasında özellikle genç kitlelerin ihtilalin yapıldığı yıllardaki gençlerin başardığı; birlik ve beraberlik ortamını gelecekte engellemek ve yeni jenerasyonu dejenere olmuş bir şekilde hayata hazırlayabilmek olduğu sanırım aşikardır. Bu ülke darağacına korkusuzca yürüyen ve son soluğunda ’‘yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’’ diyen gençleri görmüştür. Geçmişinde Kubilaylar ve niceleri vardır, hal böyle olunca tabi ki eften-püften sebeplerle yıldırma politikaları uygulayıp bir kez daha böyle kitlelerin yaratılmasını engellemek gerekir. Çünkü; bu ülkenin laik devlet düzeni ve bağımsızlığıyla ilgili işbirlikçilerin sıkıntısı her zaman olmuştur. .
12 Eylül den sonra Türkiye’’de çok şeyler değişti; ülkesine hizmet eden, emekçinin hakkını arayan, daha iyi bir ülkede yaşamaya çalışanlar, çok sistemli bir şekilde tırpanlandı, karşı gelenler işkencelerden geçirildi daha da karşı gelenler öldürüldü. Hedef belliydi ve hedefe varmak için her yol mübahtı. Bu sürecin yansımalarını sanırım bugün daha iyi anlıyoruz.
O yıllarda çevresinde olup bitenleri gören aileler, gelecekten endişe ettiler, korktular, yıldılar, evlatlarını yetiştirirken hep akıllarında yaşanan kötü şeyler vardı bir kere daha korktular evlatları da aynı şeyi yaşar mı diye. Bu korkuları kendilerinin hayata bakış açılarını çocuklarına aktarmalarını engelledi bu sayede a-sosyal ve a-politik bir yeni nesil yaratıldı zaten hedefte buydu.
Bu ülkede toplumun çıkarlarına sahip çıkan üniversite ve emekçi gençliği yok edildi, aileler çocuklarının siyasetten uzak kalması için çaba harcar oldular ama bunu bilinçsiz bir şekilde yaptılar, sonucunda olacakları kestiremediler, bizim de çocuğumuz olacağını unuttular. Bugün yaşadığımız sıkıntıların asıl sebebi geçmişte yaşadığımız yılgınlıklardır. Artık üzerimizdeki ölü toprağını atma vakti geldi Egemenlik Kayıtsız Şartsız cuntacıların değil Milletindir Milletin.
12 Eylül politikalarına dur diyen gençlik yeşeriyor. Bunu herkes bilmeli ve ona göre hareket etmeli. Bu Ülke bizlere emanet, emanete ölümüne sahip çıkarız.