1856’’da Avusturalya’’da günde 8 saatlik çalışma hakkı kazanabilmek için bir gün 21 Nisan günü iş bırakma eylemi yaptılar.’¶
Sadece o yıl için planlamışlardı. Bir gün işi bırakalım da patronlar anlasınlar derdimizi, versinler haklarımızı diye bırakmışlardı işi.
Yani kominizm mominizm yok daha ortada.
Halkların kardeşliği falan filan girmemiş meydanın lügatına.
Hoşlarına gitmiş. Etkilenmişler, etkilemişler, devam demişler.
Sonra Amerikalı işçiler uyanmış otuz yıl sonra. 1886 yılında 1 Mayıs’’ta kutlanmış işçi bayramı. Oradan dünya ya..
Bize de uğramış bayram. İşçi Bayram’’ı. Sulandırmışız. Kominist Bayramı demişiz. Gücümüz yettiğince ezmişiz. Aşağılamışız. Katılanları düşman bilmişiz. Yetmemiş Taramışız Taksim Meydanı’’nı 1977 de. Kanlar dökmüşüz canlar almışız.
Sonra suçlu işçilermiş sendikalarmış gibi yasaklamışız yıllarca. Meydanlara çıkarmamışız. Çıkanları coplamışız biberlemişiz. Sendikalarını basıp sokağa çıkamayacak duruma getirmişiz.
Çünkü her şeyi devleti yönetenler bilir.
Geçen yılın İstanbul Valisi de bu senenin İstanbul Valisi de aynı kişi.
Geçen yıl Taksim’’i yasaklayanda bu sene serbest bırakanda aynı vali. Ne değişti Sayın vali. Geçen yıldan ne farkı vardı bu yılın da geçen yıl yasak bu yıl serbest.
Değişmedi elbet. Ne Vali değişti. Ne meydan. Değişen hükümet planları. Hükümet cinliği. Şark kurnazlığı yapılan aslında.
Ufukta referandum gözüküyor. Ufukta sandık var. İşçilerin oyu var.
Bu yazının yazıldığı saatlerde bütün ülkede kardeşçe kutlanıyordu bayram. Böyle de biteceğine inanıyorum.
Bitmez ise, yani bir yerlerde bir şeyler olursa bilinsin ki bir dahaki sene konulacak yasağın gerekçesi için bir şeyler olacaktır.
Yoksa işçinin kardeşlikten ve kardeşçe kutlamadan başka ne derdi olur ki...