Çevreyi savunmak…
Engin ÖNEN

Bergama’da başladı giderek yurdun her köşesine yayıldı çevreci duyarlılık ve eylemler. Artık mesele sadece emekçinin sömürülmesi değildi. Sermaye karını artırmak için bununla yetinmiyordu. Doğayı da sömürmek, hatta ölçüsüzce sömürmek daha cazip hale geldi…

Aslında doğanın sömürüsü yeni değildi…

Ancak ölçüsü çok değişti. Küreselleşme ve teknolojik gelişmeler hem işgücü hem de doğanın sömürü sınırlarını genişletti…

Buna karşılık nükleer enerji santralleri ve maden ocakları gibi girişimler önceleri iş sahası gibi görülmekle birlikte, sonradan yaşam alanlarını tehdit edici sonuçları görülmeye başlayınca çevreci bir duyarlılık da gelişmeye başladı…

Çevreci hareketlerin yanı sıra çevreci partilerin de sahneye çıkışlarına tanık olduk…

Son dönemlerde ormanlar, göller ve şehirlerde özensiz, plansız ve hoyratça yatırımlar tekrar tehdit altına girince, doğal olarak çevre duyarlılığının da yükselişi görülmektedir… Hasankeyf, Salda Gölü ve son olarak da Kaz Dağları artık kamuoyunun gündemine oturmuş bulunuyor.

Ülkenin her yerinde lokal düzeyde çevre eylemleri, hukuk mücadeleleri gerçekleşmektedir. Sevindirici bir şekilde bu son olaylarla artık bu duyarlılık ülke geneline yayılmakta, kamuoyu tepkisi kendini göstermektedir. Artık ciddi sayıda insan kendi yaşadığı yerin dışındaki olaylara da hassasiyet göstermekte, gösteri ve yürüyüşlere katılmaktadır.

Bu duyarlılık çok sayıda sanatçının da işin içine dahil olmasıyla ivme kazanmış bulunmaktadır… Zülfü Livaneli, Fazıl Say, Tarkan, Cem Yılmaz, Şahan Gökbahar, Cüneyt Arkın ve Gökhan gibi sanatçılar artık bu yönde ses vermektedir…

Doğayı, tarihi, kültürü ve şehirleri/köyleri savunmak önemli bir siyasal faaliyet ve aynı zamanda “muhalefet tarzına” dönüşmeye başladı. Bu değerli bir şeydir. Sivil toplumun eylemliliği ve ortak iyinin peşinden koşması, kamusal alanın ve kamu yararının önemli hale gelmesi anlamına gelmektedir. Bu da seçmenin yurttaşa dönüşmesi anlamında yeni bir siyasallaşmayı beraberinde getirecektir…

Hafife almamak gerekir. İktidar ve bazı çevreler, çevreciliği itibarsızlaştırmak için “istemezükçüler” olarak tarif eder… Tabii ki, çeşitli düzey ve türlerde çevrecilik eylemleri ve tavırları vardır. Ama genel olarak doğa, tarih ve kültürü koruma kaygısı, sadece kalkınmaya ve yatırıma karşı çıkmaya indirgenemez…

Kordon’da otoyola karşı çıkanlar, Metro’nun şehir içinde havadan inşasına itiraz edenler, Konak Meydanına AVM inşaatını engelleyenler hep aynı dille suçlandı. Hakaretlere uğradılar…

Ama bugün bir düşünelim bakalım; Kordon böyle mi daha güzel ve kullanışlı yoksa otoyol olsaydı daha mı kalkınmış bir şehir olurdu İzmir? Konak Meydanı böyle mi daha iyi yoksa ortasında bir AVM olmalı mıydı?

İşte bugün Kordon ve Konak Meydanı korunmuşsa, o zaman belediye başkanı ve bazı çevreler tarafından hakarete uğrayan çevreciler sayesindedir…

Ülkeyi ve ortak değerleri savunmak anlamına gelen bu duyarlılığı hafife almayalım…



Sayfa Adresi: http://www.egedesonsoz.com/yazar/cevreyi-savunmak-/13560