Doğu-Batı ekseninde yeniden düşünmek
Tayfun MARO

Almanya’dan sonra Fransa’nın da Türkiye’ye “stratejik ortaklık” önermesiyle netleşen fotoğrafın, kimilerinin ufkunu karartsa da, ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum. Uluslararası sistem yeniden yapılanırken, “stratejik ortaklık” Türkiye’ye bir imkân sunuyor olabilir.

Madem Avrupa kültüründen ve değerlerinden net bir kopuşun gerçekleştiği ve Erdoğan Türkiyesi’nin Atatürk Türkiyesi’nden çok farklı olduğu, Avrupalı liderler tarafından dile getiriliyor... Ve madem Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü ülkeleri ile ilişkilerini geliştiriyor… Neden “stratejik ortaklık” önerisi iyi bir seçeneğe dönüştürülmesin?

“Şanghay İşbirliği Örgütü ile AB arasında yeni bir köprü oluşturmak; Çin, Rusya, İran, Azerbaycan’dan Türkiye’ye uzanan hattı Avrupa’ya bağlamak!” Bu fikir tartışılabilir.

Rusya ve Türkiye’nin AB ile stratejik ortak olduğu bir model, ne ölçüde mümkündür? Gerçekleşirse, neye benzer, nasıl yürür? Bunları da konuşmak gerek…

 

Doğu ve Batı kültürünün buluştuğu Anadolu, üç kıtanın kavşağında yer alıyor. Jeopolitik konumu itibarıyla da önemli bir ülke…

Tam da Dünya’da büyük bir değişim gerçekleşirken, topraklarımız üstünde ortak üretim alanları oluşturmak, lojistik hizmetleri sağlamak, tarih ve kültür mirasını insanlığın hizmetine sunmak, bölgede barışın güvencesi durumuna gelmek, pekâlâ mümkündür.

Anadolu’nun tarihi ve arkeolojik zenginliğini gün yüzüne çıkararak Doğu ve Batı kültürünün bu topraklarda yeniden buluşmasını sağlamak, ülkeye dünya ölçeğinde prestij kazandıracaktır.

Batı, Doğu Akdeniz’den başlar. Anadolu’nun, Doğu olduğu kadar Batı da olduğu bir gerçektir. Bu iç içe geçmişlik, kurulmakta olan yeni Dünya düzenine ilham verecek yeni bir model oluşturmak için eşsiz imkânlar sunuyor. Bütün mesele, bu konuda toplumsal mutabakat sağlamak ve hep birlikte yeni şeyler söylemek için irade oluşturmaktan ibarettir. Sonrası gelir.

 

Türkiye adeta ortadan ikiye yarılmış gibi… Yarısı, 300 yıllık batılılaşma hikâyesinin ortaya çıkardığı seküler toplum; Diğer yarısı, Doğu kültürünü ve/veya islami kültür ve değerleri savunanların oluşturduğu, otoriter yönetimleri benimseyen toplum. Bu ikili yapıyı bir ideal etrafında ve demokraside buluşturmak mümkün olabilir. Fakat hangi demokraside, orası da biraz karışık…

 

Gelişmekte olan ekonomilerde demokrasi, sayısal üstünlüğün her şey olduğu bir yönetim biçimi olarak anlaşılıyor. Temsil çok sorunlu. Siyasal partiler, siyasal yaşamda vesayet düzeninin teminatına dönüşmüş durumda. Sosyal gerçeklikle bağları kopmuş parti örgütlerinin meseleleri ele alış biçimi, görme engellinin fil tarifinden farklı değil.

Demem o ki, yatay toplum ve demokrasi üzerine kafa yormak gerekiyor. İnsan haklarına dayalı devlet üzerine düşünmek gerekiyor.

Bilişim devrimi değerler sistemini sarsıyor. Bu sarsıntıyı hafife alanlar, sarsıntıların büyük bir depremin habercisi olduğunu anlamakta zorlanıyorlar; Yeni Dünya düzeninde, çok gerilere düşecekler.

 

Değişim bir fantezi değil, bir gerçek. Yeni sosyoloji ve altüst olan ekonomik düzen arasında ortaya çıkan gerilime bağlı süreçleri kim doğru yönetiyorsa, yeni Dünya düzeninde söz sahibi olacak.

Türkiye, Doğu-Batı hattında gerilen Dünya’nın orta yerinde, kilit ülke konumunda... Bu durumu, bölgede bir kavganın konusu yapmak yerine, birlikte güzel işler yapmanın aracına dönüştürebilirsek, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir ülke bırakacağız. Tercih bizim; ya yıkacağız ya yapacağız…



Sayfa Adresi: http://www.egedesonsoz.com/yazar/dogu-bati-ekseninde-yeniden-dusunmek/12311