Metin ÖNEY
Seçime doğru
29 Mayıs 2020 Cuma

İstikrarsız ülkelerde seçim hep gündemin birinci maddesidir...

20. Dönemde, yani 1995 tarihinde milletvekili seçilip TBMM’ye gittik.

Daha gittiğimiz günden itibaren “seçim” konuşulmaya başlandı ve gerçekten de dönem bitmeden ülke “erken seçime” gitti…

***

Şimdilerde durum farklı…

Öncelikle bir konunun altını çizerek vurgulamak isterim…

Şöyle ki:

“Siyasi istikrarla, ülke istikrarı” ayrı şeylerdir…

İktidar, şimdiki gibi dışarıdan istikrarlı görülebilir.

Yani, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nde yönetimde siyasi bir istikrarsızlık söz konusu olmayabilir…

Ancak:

Ülkede istikrar yoktur…

Ekonomi bozuktur…

Rejimle ilgili ciddi tartışmalar vardır…

Hukuk gereği gibi işlememektedir…

Dış sorunlar devasa boyutlar kazanmıştır ve çözüm yolları tıkanmıştır...

Halk geleceğinden endişelidir…

Fukaralık almış başını gitmektedir…

İşte bu gibi hallerde, siyasal istikrar olsa bile ülke istikrarı yoktur.

Ve “seçim” gündemin hep birinci maddesidir...

***

Şimdi, makarayı biraz geriye çevirelim.

31 Mart seçimleri, iktidarın yenilgisi, muhalefetin başarısı ile sonuçlanmıştır.

Hele iptal sonrası yapılan 23 Haziran İstanbul seçimi ise, iktidar için tam bir hezimettir.

İlaveten İstanbul seçimini bütün Türkiye nefesini tutarak izlemiştir.

Seçime adeta bütün Türkiye müdahil olmuştur.

Hemen herkes seçimle ilgilenmiştir.

Niçin?

Öncelikle, yapılan hukuksuzluğa ciddi bir tepki söz konusudur.

O kadar mı?

Elbette hayır.

Artık bütünüyle millet “harç bitti, yapı paydos” demiştir…

***

Pekiyi…

Verilen bu muhteşem mesaj bilhassa muhalefet tarafından doğru algılanmış ve uygulanmış mıdır?

Maalesef hayır!

Hatta her biri “Seçim gündemimizde yok!” demişlerdir...

***

Hatta muhalefet seçim için, “Bizim yeterli oy çokluğumuz yok” demiştir.

Oysa:

1991 seçimleri öncesi, merhum Demirel sürekli, “erken seçim” ısrarında bulunmuş, Anavatan Partisi’nin yerel seçimlerdeki oyunun “21.75”e inmesi sebebiyle, “halk nazarında güvenini yitirdiğini” söyleyerek, “seçim” söylemini sürekli tekrarlamıştır…

Ve nihayet…

Anavatan Partisi, meclis çoğunluğuna ve tek başına iktidar olmasına rağmen, ülkeyi 1991 Genel Seçimleri’ne götürmüştür…

***

Şimdi iktidar:

Biraz da içinde bulunulan sağlık sorunları sebebiyle “oyalama” taktiği gütmektedir…

"Gönül seferberliği, kucaklaşma…” gibi söylemlerle zaman kazanmaktadır…

Oysa bir “taze kan”a ihtiyaçları olduğunu, kendileri de kesinlikle bilmektedirler…

***

Muhalefet ise, bir taraftan “ülkenin yönetilemediğini” söylüyor ve diğer taraftan ise “erken seçim için” ne iktidarın ve ne de

muhalefetin sayısal bir çoğunluğunun olmadığını ifade ediyor…

Durum öyle mi?

Yasal duruma bir göz atalım:

Anayasa madde 116, seçim için beşte üç çoğunluk aramaktadır… Yani 360 oya ihtiyaç vardır…

Fakat:

Yine Anayasa madde 116, fıkra 2’deki hüküm ise apaçıktır:

“Cumhurbaşkanı seçime karar verebilir ve bu halde Cumhurbaşkanlığı seçimi ile TBMM seçimi aynı anda yapılır…”

Kısaca Meclisi fesih yetkisi…

***

Ve bir de Anayasa madde 106, fıkra 2 vardır:

“Cumhurbaşkanlığı herhangi bir sebeple boşalırsa, (ölüm, istifa gibi) ve bu boşalma seçime bir yıl kala olursa, Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimi beraber yapılır…”

 

Görülüyor ki, beşte üç çoğunluk dışında da erken seçim için Anayasal imkanlar mevcuttur…

***

Tabii, bir de işin siyasal boyutu vardır:

Cumhurbaşkanı, bugün, yarın çıkıp, “Ey muhalefet, biz ülkeyi seçime götürüyoruz, buyurun, siz de bizden memnun değilsiniz, destek verin seçim yapalım” derse, muhalefet “Yok arkadaş, sen 2023'e kadar iktidarda kal!” mı diyecektir?

 

Cumhurbaşkanı böyle bir şey söyler mi?

Biz 18 senede neler gördük neler...

Ya muhalefet, böyle bir cevap verir mi?

Böyle bir şey olur mu?

Bu, tabir uygunsa “hükmen yenilgi” olmayacak mıdır?

***

Kısaca:

Tüm olup bitenler bir arada düşünüldüğünde, artık ülkenin seçime gitmesi en doğru yoldur…

Bir de, “Şu parti girebilir, şu parti giremez!” lafları var ki; anlamak mümkün değil…

Seçime girme şartları yasada var…

Bu şartları bile yerine getiremiyorsa ne için kurulur bu partiler?

İlhan Kesici'nin bir güzel sözü var:

“Tüm canlılar küçük doğup büyürler. İstisnası siyasi partilerdir ve büyük doğmak zorundalar… DP, AP, ANAP ve AKP gibi…”

Gerisi boş...

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Yakında ‘bu ilçe’ memleketin turizm başkenti olacak!
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Müzik bir dehasını kaybetti
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Asklepion’da Zeus Sunağı konuşulacak
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Nasıl isterseniz öyle olsun
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Bilmeden bilmek!
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Ne olacak bu  Devlet’in hali?
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Yeni CHP, AK Parti’ye çok şey borçlu!
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Hayat hamlesi
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
Birleşik Krallık psikiyatristleri mesleğin kurumsal ırkçılıktan temizlenmesini istedi
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Güçlü kurumlar
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva