Ümit YALDIZ
Hollanda krizi ve AB algısı…
15 Mart 2017 Çarşamba

Türkiye’nin son yıllarda yoğunlaşan sandık pratikleri seçmenimizin hangi durumlara nasıl tepki verdiğini neredeyse bilimsel bir çerçevede ortaya koymaya yetecek tecrübelerle dolu. Öyle ki kararsız seçmeni nasıl ikna edersiniz, kendi seçmeninizi nasıl bir arada tutarsınız gibi soruların yanıtlarını son 3 yılda yaşadığımız 4 seçim sürecindeki adımlardan biliyoruz.
Türkiye gibi siyasal kutuplaşmanın zirvesindeki bir ülkede tüm bunlar çok da zor değil ayrıca.
Önceki bir yazıda iç ve dış mihrak arayışına vurgu yapmış Almanya’dan dış, Aydın Doğan’dan da iç mihrak çıkarmanın zorluğunu ifade etmiştim. Bazı itirazların geldiğini biliyorum.
Ancak Almanya’nın ardından Hollanda ile yaşanan kriz birlikte okunursa meselenin boyut değiştireceğini görmek durumundayız.
Almanya’dan dış mihrak çıkmaz da Hollanda’dan çıkar mı?
Tabi ki Hollanda’dan da çıkmaz… Lakin mesele Almanya ya da Hollanda olmaktan çıkmıştır.
Mesele topyekûn bir AB meselesi haline gelmiştir.
Ve AB Türkiye seçmeni için dış mihraktır.
Özellikle de 15 Temmuz’dan sonra dış mihrak haline gelmiştir.
*
Türk seçmeninin AB algısına dönersek;
Kimileri için AB, Türkiye’yi yarım asırdan fazladır kapısında bekleten emperyal bir güçtür.
Kimileri için AB Gümrük Birliği üzerinden Türkiye’ye giren sömürgeci bir yapıdır.
Kimileri için AB, Türkiye’yi bir pazar, Türkleri de ucuz işgücü olarak değerlendiren kapitalist bir zihniyettir.
Kimileri içinse düze düz haçlı ittifakından başka bir şey değildir. Hatta Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarını, terör örgütlerini finanse eden, barındıran kirli bir yapıdır.
Türk seçmenin bilinçaltındaki AB tanımlamalarına bakarsanız bu maddelere sık rastlarsınız.
Hatta mesele tek taraflı da değildir…
İngiltere’nin AB’den ayrılma sürecinde Brexit’i destekleyenler “Türkiye üzerinden” mesaj vermiş, Türkler üye olmadan AB’den ayrılalım kampanyası düzenlemişlerdi. Ve işin tuhaf yanı bu kampanya tutmuş olacak ki İngiltere AB’den ayrıldı.
Biliyoruz ki Türkiye karşıtlığı sadece İngiliz halkına mahsus bir durum da değil. Her şeyden önce tarihsel süreçlerden baki bir korkunun olduğunu kabul etmek gerekir. Viyana kapılarına iki kez dayanmış bir milletten söz ediyoruz sonuçta…
Tabi ki AB’ye önemli oranda ‘muasır medeniyet seviyesi’ olarak bakan, hukuk, demokrasi gibi kavramların adresi gibi görenleri de akıldan çıkarmamak lazım…  
**
Hatırlanacağı gibi tam üyelik görüşmelerinde vize muafiyetiyle ilgili krizin krizin tırmandığı, görüşmelerin askıya alınmasına dair AB Parlamentosu’ndan çıkan tavsiye kararının tartışıldığı Kasım-Aralık aylarında hükümetimizin temsilcileri, AB’ye bugünküne yakın bir dille yükleniyordu.  
Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin AB görüşmelerini tek taraflı olarak askıya alabileceğini hatta üyelik sürecini sonlandırabilecek bir referandumun da gündeme gelebileceğinin işaretini vermişti.
Tam bu noktada İntegral Araştırma olarak İzmirliye sormuştuk. Aralık 2016’da… 3 ay önce yani.
Türkiye AB sürecine nokta mı koymalı yoksa devam mı etmeli?
Cevap mı?
İnanmakta zorlanabilirsiniz. Ama Yüzde 50,2 ‘Evet, nokta koymalı’ şeklinde gelmişti.

İzmir’i tanımlarken Türkiye’nin Batı’ya açılan penceresi diye bir ifade kullanırız genellikle. Bizi ziyadesiyle şaşırtan bu oran Türkiye-AB ilişkilerinin geldiği noktayı gözler önüne seriyordu. Türkiye’nin Batı’ya açılan penceresi İzmir bile perdeyi Batı’ya kapatmaya meyilli görünüyordu.
Aynı araştırmada Türkiye’nin AB sürecine devam etmesi gerektiğine inananların oranı yüzde 42’de kalmıştı. Şunun için anlatıyorum tüm bunları…
Türkiye AB ilişkilerinin bitme noktasına gelinmesinde sorumluluk Türk hükümetinde görülmüyordu. Görülmüş olsa İzmir’deki araştırmada yüzde 50 gibi bir orana ulaşmak mümkün olmazdı. İzmir halkı, bu noktaya gelinmesinde AB’nin de sorumlu olduğundan hareketle “Noktayı koyarız” diyen hükümete arka çıkıyor olmalıydı.
Bu oran İzmir’de yüzde 50,2 ise Türkiye’de neydi?
Varın siz düşünün!
Ve de bugün hükümetin, cumhurbaşkanının AB’ye karşı tavırlarındaki rahatlığı bu çerçevede değerlendirin…
Dahası 1963’ten bu yana süren üyelik süreci Türk halkını yormuştu. Yarım asrı geçen süreçte AB’nin ipe un seren halleri, tutarsızlıkları, AB yöneticilerinin zaman zaman dışa vurdukları bilinçaltı Türkiye düşünceleri, başta Ermeni meselesi olmak üzere Kürt sorunu hakkındaki duruşları, bu duruma gelinmesinde bana göre önemli bir faktördü.
Yakın zamana kadar AB üyeliği için gün ortasında havai fişek patlatan, AB’yi bir kurtuluş adresi olarak gören, demokrasi, insan hakları, yaşam kalitesi alanlarında ‘muasır medeniyet seviyesi’ olarak değerlendiren halk bir anda AB’ye karşı ciddi tavır değişikliğine işte bu sebeplerle gitmişti.

Öte yandan 2016 Aralık’ta Türkiye AB yolculuğuna nokta koymalıdır diyen yüzde 50’nin içinde her parti tabanından seçmen vardı. Mesela AK Parti tabanının yüzde 64,2’si ‘evet AB sürecine nokta konulsun’ derken CHP’lilerin yüzde 40’ı MHP’lilerin yüzde 68’i, HDP’lilerin de yüzde 27’si AB sürecine noktayı koyalım noktasındaydı.
Türkiye-AB ilişkileri hiçbir zaman pamuk ipliğine bağlı olmamıştır. Olamaz da!
NATO üyeliği, Gümrük Birliği gibi iki yapıyı birbirine uzun zaman önce ekonomi ve güvenlik başlıklarında bağlayan faktörler bir yana karşılıklı günübirlik ticari çıkarlar her iki yapının da bu noktadaki kaderini ortaya koymaktadır.
Zaten bugünkü tavır da her iki kesim için sürdürülebilir değildir.
Ülke ekonomisinin hem ihracat hem ithalat yönüyle önemli bölümünün AB ülkelerine bağlı olduğu bilinirken siyasi açıdan atılacak radikal adımlar binilen dalın kesilmesinden başka bir anlama gelmez. AK Parti ve Evet cephesi açısından da bu tablo hem fırsatı hem de tehdidi birlikte sunmaktadır. Almanya ve Hollanda ile yapılan kavga üzerinden “AB karşıtlığı” örgütlenebilirse kısa vadede siyasal bir karşılık bulabilir. 16 Nisan için bu adımların bir anlamı olabilir.
Tabi ki burada da doz önemlidir.
Çünkü Türkiye’nin elinde ‘Mülteci anlaşması’ dışında güçlü bir koz bulunmamaktadır.
Türkiye-AB ilişkilerini Suriyeli Mültecilerin üzerine bina edersek her iki tarafın da bu süreçten kayıpla çıkması yüksek bir olasılık olarak görülmektedir.
*
Önemli olan bu süreçten her iki tarafın da ders çıkarmasıdır. Bir Türk vatandaşı olarak ve AB’ye tam üyelik sürecindeki bir ülkenin vatandaşı olarak Türk kadın bakanın maruz kaldığı muamele çoğumuzun kanına dokunmuştur.
-Efendim Türkiye’yi bu duruma düşürmeselerdi?
Meselenin dış politika yönüyle değerlendirmesi tabi ki içeride yapılabilir.
Ama bu Hollanda hükümetinin Türk bakana yaptığı diplomasi sınırlarına sığmayacak davranışı hafifletmez. Meselenin Türkiye ayağı kadar Hollanda ayağı da önemlidir. Ve daha da önemlisi AB ülkelerinde yükselen aşırı sağ eğilimler ve bu eğilimlerin önümüzdeki süreçte oynayacağı roldür.
Beni sadece Türkiye’nin üyeliği perspektifinde değil dünyanın geleceği çerçevesinde kara kara düşündüren, Ortadoğu’yu kasıp kavuran radikal eğilimlerin Avrupa’da bile yüksek oranlarda seyrediyor olmasıdır.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 2 yorum var, 2 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Sarsılmaz 22 Mart 2017 Çarşamba 06:55

Kendi ülkesinde kendi insanına, demokrasiye, özgürlüğe tahammülü olamayanların Hollanda ya özgürlük dersi vermesine bir türlü anlam veremiyorum.Kaldıkı ülkemizde en önemli yatırım kaynakları da onlara ait.Realiteleri insanımıza anlatın hikayeleri değil. Şunu da hatırlatmak isterim; kardeşim Hollandayı İzmir'in Karabağlar ilçesi mı zannettiniz..

Yorumu oyla      0      0  
Lombak 17 Mart 2017 Cuma 15:55

O muasır medeniyet, bugün batıdır, yarın doğu, kuzey, güney. Esas sorun batıya filtreli gözlüklerle bakanlarda. Efendim gazetecilere baskı uygulanıyormuş. Evet bence de doğru. Peki başka ülkelerdeki olumsuzlukları görmek, bu gazeteciler için neden zor? Özellikle gezi sonrası dikkat ettiğim önemli kriterlerden. Sen Fransa'daki göçmen kamplarına uygulanan devlet terörünü, Almanya'da göçmen yerleşimlerinin kundaklamasını devletin seyretmesini, Avrupa genelinde çingenelerin insanlık dışı yaşam koşullarını görme, ama kendi devletinin gizli operasyonlarını açık et sonra, Batıya sığın. E yaptığın işin doğası gereği o filtreleri takar yine gerçeklerin peşinde koşamazsın. Ben kendi ülkemde gerçek haber alamıyorum. Bu ihanetler, satışlar silsilesini kim kesip atacak merak ediyorum doğrusu.

Yorumu oyla      1      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Dünyadan koparken
Serdar DEĞİRMENCİ
Serdar DEĞİRMENCİ
Kabahatin çoğu
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Orda bir köy var uzakta
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Dijital Kültür de kalıcıdır Özdemir Abi…
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İZMİR-İN
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Tamam, anladık TEOG yok! Peki, yerine ne var?
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Tırışkadan Masallar ve Adalet!
Tayfun MARO
Tayfun MARO
İyimser olmak ne mümkün!
Ender ALDANMAZ
Ender ALDANMAZ
Göztepe için ilk 5 hayal değil!
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Pamuk üretiminde artış var mı?
ÇOK OKUNANLAR
SPOR CAFE
Suavi YARDIMOĞLU
Suavi YARDIMOĞLU
Sportif izdüşümler (3)
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva