Ayda ÖZEREN
Hipokampüs Fatihleri
21 Kasım 2020 Cumartesi

Bir eser yaratacaksın ve üzerinde adın, soyadın,  imzan olmayacak?..

Atatürk’ün beni çok etkileyen bir başka sözü daha, kim için dile getirmiş olabilir sizce?

Geleceği kurabilmek için geçmişin ve şimdinin farkında olan, sürekli kendini güncel tutan aydınlık yüzlü öğretmenlerimiz için elbette…

Yüce gönüllü öğretmenlerimizin hakkı kolay kolay ödenmez, ama içlerinde öyleleri vardır ki hayatına damgasını vurur. Onların isimleri, anlattıkları, hatta birlikte geçirdiğiniz anlar asla unutulmaz.

İşte o öğretmenin diğer öğretmenlerden farkı, öğrencisinin yüreğine dokunabilmesidir.

İşte o fark yaratanlar beynimizin iki önemli kısmını eş zamanlı harekete geçirebilenlerdir…

Bir yandan kısa süreli belleğimizi uzun süreli hafızaya çevirme işini üstlenen “hipokampüsü” tetiklerken, diğer yandan “amigdalamıza” yani duygu merkezimize hitap etmiş öğretmenlerimiz bizi biz yapan, bizdeki farkı görünür kılan, bizde iz bırakanlar…

Bize anı yaşatanlar…(Carpe Diem)

Onlar Hipokampüsümüzün Fatihleri…

16 senelik meslek öncesi okul hayatıma bir seyahat yaptım zihnimde…Ben de iz bırakanları, farkı yaratanları düşündüm bir bir. Yüreğime dokunanları.

İlkokul öğretmenim Jülide hanımdan daha önceki bir yazımda bahsetmiştim. (http://www.egedesonsoz.com/yazar/Abakus-Teneffus-vakti/15141/)

Liderlik becerilerimi ilk keşfedip teşvik eden çok değerli bir eğitmendi. Üstelik bu gözlemini  60 kişilik oldukça kalabalık bir sınıfta yapabilmişti. 8-9 yaşındaki çocukları (sınıf arkadaşlarımı aslında) ikişerli sıraya dizip gidilecek tiyatro için bilet paralarını eksiksiz toplamış (yaşıtlarımın güvenini nasıl kazandıysam artık) dizdiğim çocukların en başında yer alarak hazırız diye para kesesini Jülide hanıma teslim etmiştim. Hala gözlerinin içi pırıl pırıl anlatır beni bana…

Matematik dersini bana en çok Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlık için gittiğim Büyük Dersane’ deki Metin hocam sevdirmişti. Artırılmış gerçeklik gözlüklerimiz yoktu. Sanal ortam, konsol oyunları da yoktu. Bir tek siyah beyaz televizyonda oynadığımız iki çizgi ile bir topa vurduğumuz tek düze bir oyun dışında…

Oyun alanlarımız sınırsız hayal güçlerimizdi

Varlığına inandırdığı Sayı Gezegeni’ne doğru bizi yolculuğa çıkarabilmek için oturduğumuz sıraları kullanarak sınıfa uzay gemisi yaptırmıştı. Müthiş eğlenirdik, tüm problemleri zamanla yarışarak çözüme kavuştururduk. Yoksa gemi kendi kendini yok edebilirdi. Oyunla ders hep iç içeydi. Tam da bu yüzden matematikten hiç korkmadım, benim için hep bir bulmaca, çok zevkli bir sayı bilmecesi gibiydi…Hayatımdan uzaklaşmadı hiç sayılar.

Biyolojiyi oldum olası sevmedim. Sebebi ben miydim? Yoksa adını bile hatırlamadığım öğretmenlerim duygu merkezime mi tam anlamıyla dokunamamıştı?

Fizik ise fenomen bir hocamızın elinde bambaşka bir hal almıştı. Neşet hoca namı diğer “Dehşet Neşet” efsane sınav sorularıyla ve nevi şahsına münhasır kişiliğiyle yıllar sonra “Ekşi Sözlükte” bile iz bırakmıştı.

Öğrencilerinin “birer mikrop” olduğunu düşündüğünden kulağını çekecekse öğrenciden kravatını kulağına kılıf gibi takmasını isteyen ve kulağı elini değdirmeden çeken, tuhaf cezaları ve esprileri ile bizde “derin izler” bırakmış bir hoca olmuştu. Şimdiki veli profili olsaydı çok şikâyet alırdı.

Lehçesi çok farklı ne söylediğini pek anlayamadığımız ama dilimize âşık bir Türkçe öğretmenimiz, Türkiye’nin dört bir yanını rehber olarak gezmiş öğrencilerini hafta sonları otobüse doldurup ören yerlerine götüren ve yerinde tanıtan bir coğrafya öğretmenimiz, okulda İngilizce eğitim olması gerekirken İngilizce bilmeyen dersi Türkçe veren aşırı zeki bir matematik öğretmenimiz, elinde hiç çalgı aleti görmediğimiz ama bizi her cumartesi AKM’deki klasik müzik konserlerine gönderen bir müzik öğretmenimiz, kumaş eteğin ve ince ten rengi çorapların altına giydiği Super Indoor Adidaslarıyla müthiş smaç servisler öğreten bir beden öğretmenimiz vardı bizim.

Biz onlardan onlar bizden çok çekti. Bizim zamanımızda kol kırılır, yen içinde kalırdı. Dayak cennetten çıkmaydı. Öğretmenin vurduğu yerde gül biterdi. Kız erkek fark etmezdi. Öğretmen öğrenci arasına veli pek giremezdi. Ne yaşanırsa okulda, sınıfta kalırdı. Ya da bahçesinde…

Öğretmen ve ders kitabı dışında bilgi kaynağımız dedelerimizden kalma veya gazetelerin kuponla verdiği Meydan Larrousse adlı ansiklopediydi. Başımız sıkıştığında zamanın “Google” ‘ıydı.

Bilgi aslanın ağzındaydı. Bulmak ayrı zor, bu bilgiyi kullanmak ayrı zordu. Bu yüzden dersi derste dinlemek çok önemliydi. Bir de iyi not tutup defterini arkadaşlarınla paylaşabiliyorsan okulun en sempatik ineğiydin…

Öğrencilik hayatımızın en önemli destekçileri öğretmenlerimizdi. Hayat gailelerini, geçirdikleri badirelerini, geçim sıkıntılarını, güvensizliklerini, hayal kırıklıklarını, yaşam hikâyelerini pek bilmezdik ama kaşından gözünden neye kızdıklarını, neye bıyık altından güldüklerini, neyin sevindireceğini çok iyi bilirdik…

Hababam Sınıfı’ndaki Mahmut Hoca gibiydi, ayakkabı deliklerinin yamanacağını, kusurlarımızın üzerini örteceklerini bilirdik.

Bir harf karşılığı bizim onlara köle olmamız gerekirken, onlar gençliklerini bizde köleleştirmişlerdi.

Şimdilerde ise öğrencilik ayrı, öğretmenlik ayrı zor.

Bir ekrana hapsolmuş onlarca çocuğun liderlik vasfını nasıl anlayabilirsin?

Müziğe yatkınlığını, biyolojiden soğuduğunu nasıl hissedebilirsin?

Kalem tutmasını nasıl gösterebilirsin?

Başını nasıl okşayabilir, omzuna nasıl şak şak yapabilirsin?

Öğretme ve eğitme işine nasıl ANLAM katabilirsin?

İşte bu yüzden her türlü zorluğa ve engele rağmen milyonlarca eser yaratmaya devam eden, karşılığını hiçbir zaman tam manasıyla alamayan, işine anlam ve yüreğini katan, fark yaratan, iz bırakan, sevgisiyle dövüp bilgisiyle yücelten tüm ÖĞRETMENLERİMİZİN ellerinden, gözlerinden, akıllarından, sabırlarından öpüyorum.

İyi ki varsınız !

Film Önerisi: Dead Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 8 yorum var, 8 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Ayşe Özmen 27 Kasım 2020 Cuma 09:25

Harika anlatımınızla bizi çocukluğumuza götürdünüz .. Kaleminize sağlık.

Yorumu oyla      0      0  
Saadet sökmen 22 Kasım 2020 Pazar 10:42

Çok duygulandım Harika bir yazı Emeklerine duyguna sağlık????

Yorumu oyla      0      0  
Sezgin oktay 21 Kasım 2020 Cumartesi 19:36

Yazınla beni bir türlü çözemediğim ,şimdiki çocular şanslımı yoksa şanssızmı ikilemine tekrar attın.Sağolasın Aydacığım.Öğretmenliği meslek olarak yapmayan yüreği büyük eğitimcilerimizin günü kutlu olsun.

Yorumu oyla      0      0  
Demet özkeleş 21 Kasım 2020 Cumartesi 14:17

Ayda cım ne güzel anlatmışsın . Senin yazın ile bende geçmişe döndğm. Sevdiğim hıcaların dersin de hep başarılı olmuşum . Hala yazıştığımız hocalarımız var . Varlıklarına şükür ediyorum. Onlar bizi hayata hazırladı. Sevgi ve hürmetlerimle

Yorumu oyla      0      0  
Rahime Balkan 21 Kasım 2020 Cumartesi 12:38

Bizleri ve bizden onceki ogretmenleri anlatisiniza hayran kaldim. Emekli bir ogretmen olarak buyuk Atamizin bizlerearmagani olan ogrekmenler gunu kutlamanizin payima dusenini en icten dileklerimle kabul ediyorum. Sevgiler selamlar......

Yorumu oyla      0      0  
Figen Göktürk 21 Kasım 2020 Cumartesi 10:32

Öğretmenlik mesleği kutsal bir meslektir. Çocuklar her zaman anne ve babasından sonra öğretmenlerini örnek alırlar. ,Eğitim ögretim alan gençlerin bu dönem kayıp yılı ,öğretmenlerinde işi zor .Gençlerin enerjisi yüksek bu enerjiyi dogru yerde kullanmaları için yönlendirilmeleri gerek . Korona herkesi etkiledİ.

Yorumu oyla      0      0  
Huriye Eryılmaz 21 Kasım 2020 Cumartesi 09:33

Ne mutlu bize ki sizin gibi öğrencilerimiz olmuş.Bir öğretmenin en büyük mutlulugu öğrencisinin yüreğine dokunmaktir.Eline kalemine sağlık.Sevgiler

Yorumu oyla      1      0  
Sevil Tığrak 21 Kasım 2020 Cumartesi 09:26

Asla unutulmayan kahramanlarımızın günü kutlu olsun. Aydacım bundan güzel bir teşekkür yazısı olamazdı sanırım. Harikasın yine????????

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Veda zamanı geldiğinde…
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Bir Başkadır Artistik Kanıtlar
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Sarışın fettan efsane!
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Yalanın gücü
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Al sana mücbir sebep!
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Derdim bir olsaydı ağlamak kolaydı
Filiz SEZER
Filiz SEZER
Yalnızlık senfonisi
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Çevreyi, Çevre Bakanlığı’ndan korumak!
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Vazgeçmenin zamanı
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Tombaladan başkan!
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva